15.08.2017

Her Sabah Dünyanın Geri Kalanına Hayatı Öğretmek İçin Uyananlar Var

Gülru Pekdemir

90’ların ikinci yarısında evde konuşulan özgürlükçü sanat muhabbetlerinde duydum Mustafa Abu Ali’yi

Aristoteles M.Ö. 4. yy’da “meteoroloji üzerine” yazdığı yapıtında Ölü Deniz’den şöyle bahseder: “Filistin’de bir göl vardır, öyle ki eğer bir insan veya canavar içine atılırsa su üstünde süzülür, batmaz, bu söylenen doğrudur. Dediklerine göre bu göl o kadar acı ve tuzludur ki içinde balık yaşamaz ve giysilerinizi suya batırıp silkelerseniz temizlenir.” Kendimi bildim bileli savaşla ve terörle adını bir arada duyduğum Filistin’i farklı olarak ilk gördüğüm yerdi Aristo’nun yazdıkları…

1988 yılında henüz küçük bir çocukken televizyonda izlediğim Cezayir’den yayınla ülkenin bağımsızlığını ilan etme anı tam anlamlandıramadığım şekilde etkilemişti. Biraz palazlandıktan sonra Ortadoğu sanatına ilgim arttıkça da savaşın ve kaos ortamının yarattığı etkileri; insandan, beşeri duygularla okumak ve izlemek ayrı bir hal aldı… Mustafa Abu Ali‘nin adını ilk 90’ların ikinci yarısında evde konuşulan özgürlükçü sanat muhabbetlerinde duydum. 80’lerin başında Lübnan’a giren İsrail Ordusu’nun yok ettiği Filistin film arşivi neticesinde tüm eserlerin yok olduğuna inanılmış. Abu Ali de o güne dek çektiği iki filminin de yittiğini düşünmüş.

Sanatla direnen güzel insanlardan

İlk filmi “No to a Peaceful Solution / Barışçıl bir Çözüm Olmayacak”ı 1968 yılında çeken beyefendi, önce Berkeley’de, sonra da Londra’da eğitim almış bir senaryo yazarı ve yönetmen. 1974 yılında ikinci filmi “They Don’t Exist/ Hiç Varolmadılar“ı yazan ve yöneten Abu Ali, filmin ismini dönemin İsrail Başbakanı Golda Meir’in can alıcı ve hatta acıtıcı cümlesi “Filistin halkı diye bir halk yoktur”dan almış. Nabatiya Göçmen Kampı’ndaki hayatı anlatan film, çokça gerçek kamp hayatından görüntüler içeren, oyuncusuz, gerçek insanların, birebir gündelik hayatlarının izi olarak çekilmiş bir dram. Devlet politikalarının, insan hayatına acı yansımalarını; Bach’ın müziğinin ihtişamlı yalınlığında, küçük bir kızın ince mektubunda, ailelerini özleyen insanların gözlerinde gösteren bir şahane.

2009 yılında vefat eden Mustafa Abu Ali, altmış dokuz yıllık yaşamının kırk yedi yılını sürgünde geçirmiş cesur bir adam. Ancak Oslo Mutabakatı’ndan sonra Filistin’e dönmesine izin verilen Abu Ali, arkadaşları Sulafa Jadallah ve Hani Jawhariya’yla her şeye rağmen sürgün hayatının koşullarında dahi filmler yaparak sanatla direnen güzel insanlardan.

Bu dünyadan güzel insanlar geçti.

2000’lerin başında sinemacı Annemarie Jacir tarafından kopyası bulunan “Hiç Varolmadılar“, 2003 yılında Kudüs’te yapılacak bir festivalde ilk defa gösterilmek istendiğinde, tabiî ki Mustafa Abu Ali de orada olmalı diye düşünülmüş. Ancak, Kudüs’e girmesi yasak olduğu ve yetkililerden bir türlü izin alınamadığı için kaçak olarak şehre sokulmuş ve otuz yıldan sonra ilk defa gururla filmini izlemiş izlecisiyle. Yok olduğunu sandığı filmini, doğduğu topraklarda tam otuz yıl sonra izlemek sanırım kelimelerin o kifayetsiz kaldığı anlardan biri olmalı. Tarifsiz mutluluk ve biraz da hüzün, muhakkak…

Filmlerine politika rüzgarının değdiği, kendi için “ruhum bir Filistinli” diyen ve Mustafa Abu Ali‘yle de kısa süre birlikte çalışmış olan canımız efsanevi Fransız Jean Luc-Godard‘ın da dediği gibi, “Fotoğraf gerçektir, sinema ise saniyede 24 kare gerçektir…”

Bu dünyadan güzel insanlar geçti.

“Her sabah dünyanın geri kalanına ölümü değil, hayatı öğretmek için uyananlara…”*