24.02.2017

Hidden Figures: Dehanın Rengi Olur mu?

Hollywood başarı öykülerini pek sever. Hatta başarı öykülerinin formülünü çözmüş, kitabını yazmıştır. Tarihteki büyük olaylar esnasında o olaylara bir şekilde yön veren ama adı sanı çok da duyulmamış insanların kişisel serüvenlerini öyle bir pazarlar ki seyirciyi “gerçek olaylardan ve insanlardan esinlenmiştir” ibaresinin doğru olup olmadığına artık kafa yoramayacak kıvama getirir. Hatta çoğu hayal ürünü olsa bile sonuçta ortada dört başı mamur bir film ve geç kalınmış bir “kıymetinizi bilemedik” öyküsü vardır. Gerisi önemli değildir.

İşte Hidden Figures böyle bir film. Sene 1961. Başkan Kennedy. Amerika Birleşik Devletleri’nde Afro-Amerikalı vatandaşlara karşı ayrımcılık tam gaz devam ediyor. Yani “siyahlar” ile “beyazlar”ın ayrı tuvaletleri kullandığı, ayrı musluklardan su içtiği, otobüste ayrı yerlerde oturduğu türden ayrımcılık. Okulları bile ayrı. Ancak Ruslarla yarış halinde olan Nasa’nın Dünyanın yörüngesine astronot gönderme sevdası yüzünden oluşan bilim adamı ihtiyacı bu ayrımı çok da gözetemeyecek kadar fazla. Bünyesinde “renkli işlemciler” adı altında olsa bile otuz kadar Afro-Amerikalı kadın matematikçiyi barındırıyor. Bunlardan üçü neredeyse birer deha olarak addedilebilecek olan Katherine (Goble) Johnson, Dorothy Vaughn ve Mary Jackson.

Hem Kadın hem Siyah hem Dahi

Bundan sonrası ise tam bir azim ve başarı öyküsü. Altmışlı yılların hem fazlasıyla cinsiyetçi hem de ayrımcı ortamında bu üç kadının kariyer mücadelesi fazla sürprize yer bırakmadan, son derece akıcı bir sinema diliyle aktarılıyor. Her üç aktörün oyunculukları birbirinden mükemmel. Bu sene en iyi yardımcı kadın oyuncu rolünde Oscar’a aday olan Empire dizisinin başrolü Taraji P. Henson, matematik dehası Katherine rolünde harikalar yaratırken, Octavia Spencer ve Janelle Monae de kendi karakterlerinin açmazlarını zarafet ve vakurla canlandırıyorlar. Bu yüzden her üç aktör de Oscar’a aday olsa yeriymiş. Öte yandan, Big Bang Theory’nin obsesif Sheldon Cooper’ı Jim Parsons burada da biraz haset ve toplumsal kodlamalardan çok da sıyrılamamış bir bilim adamı olarak karşımıza çıkıyor. Nasa’daki projenin sorumlusu ve de bir nevi dengeleyici unsur olarak yer alan Al Harrison rolündeki Kevin Costner ise karakterine cuk oturuyor.

Tabii ki bu tip gerçek hayat hikâyelerinin olmazsa olmazı bir takım süslemeler Hidden Figures’da da mevcut. Ne mi? Mesela Katherine gerçekten de sırf siyahlara ayrılan tuvalete gidebilmek için günde birkaç defa sekiz yüz metre koşturuyor muydu? Ve büyük patron karşısında o şekilde bir anda parlayıp sinirsel bir patlama yaşamış mıydı? Bunlar doğru olabilir de olmayabilir de. Ancak hala içten içe kanayan bir yaraya parmak basan bir filmi bu tip gerçeklik sorgulamaları ile didiklemenin pek de yararı yok. Zira Afro-Amerikalıların Amerikan tarihi boyunca bu tip, hatta bunlardan çok daha ekstrem uygulamalara, ayrımcılığa ve onur kırıcı davranışlara maruz kaldığı bir gerçek. Çok değil bundan kırk veya elli yıl öncesinden bahsediyoruz ve ABD bu konuda günah çıkartmak için ne kadar film çekse, yazsa, söylese ve çizse, yine de az kalıyor.

Amerika’nın Gölgede Kalmışlarına Bir Saygı Duruşu

Bu yüzden Hidden Figures özellikle son zamanların öne çıkan “Black Lives Matter” (Siyahların Hayatı Önemlidir) sloganıyla müsemma toplumsal hareketin, bu dinamizmin bir parçası olarak da görülebilir. Son zamanlarda Afro-Amerikalıların maruz kaldıkları polis şiddetiyle paralel olarak özellikle film ve dizilerde daha görünür kılınmaya çalışılıyorlar. Bu arada, şu an doksan sekiz yaşında olan Katherine Johnson’ın 2015 yılında Barack Obama’dan Başkanlık Özgürlük Madalyası aldığını da eklemeliyim.

Sonuç olarak, filmin başarısı ayrımcılığın çirkinliğini tüm çıplaklığıyla gözler önüne sererken bir yandan da bunu uzay biliminin gelişimi ve bilgisayar devrimi ile gayet etkili bir biçimde harmanlamasında yatıyor. Önceden belirttiğim gibi, fazla sürpriz beklemeden ama öte yandan da keyifli bir şekilde şaşırmak, üzülmek ve mutlu olmak için izlenebilecek bir umut filmi arıyorsanız Hidden Figures tam size göre.