29.05.2017

The Homesman: Arada Kalmış Bir Eser

Tommy Lee Jones’un son filmi olan The Homesman, Jones’un oyuncu ve yönetmen olarak yarattığı personadan uzak bir eser olmamasına rağmen, ihtilaflar oluşturan yapısı ve metniyle dikkat çekiyor; bu ihtilafların ne olduğu hususunu ise hiç sağa sola bulaşmadan, filmin festival künyesinde de yazan, Tommy Lee Jones’un “Yeni filmime western demeyin.” ve filmin başrol oyuncularından Hilary Swank’ın film için sarf ettiği “feminist bir western” sözleri üzerinden ele alabiliriz.

Yönetmen Tommy Lee jones’un “Yeni filmime western demeyin.” cümlesi, filmin iskeletini reddeden sorunlu bir önerme olduğu gibi, kadın karakterlerini parlatmak ve dönemin şartları içinde kadınların karşılaştıkları zorlukları irdelemeyi amaçlayan metnine dikkat çekmek için sarf edilmiş bir cümle. Evet, filmin ana karakterlerinden biri, yolculuğa neden olan kişiler ve varış noktasında onları karşılayan kişi kadın; film de erkeklerin hüküm sürdüğü bir coğrafyadaki kadınların ayakta kalma çabasını anlatıyor, burada da sıkıntı yok. Peki, bir filmi western yapan unsur karakterlerinin cinsiyeti veya vermek istediği mesajları mıdır? Ya da bir filmin western türüne ait olması, cinsiyet üzerinden mesaj vermesine bir engel midir? Karakterinin cinsiyeti veya cinsel yönelimi bir filmin ait olduğu tür üzerinde bu kadar mı belirleyicidir? Tommy Lee Jones’un kurduğu cümlenin salt bir PR çalışması sonucunda söylenmiş olmadığını, kendisinin de western yapmakla yapmamak arasında gidip geldiğini filmdeki kafa karışıklıklarından anlayabiliriz. Mary Bee’yi oynayan Hilary Swank’ın film için “feminist bir western” sözüne baktığımızda, en az Jones’un cümlesi kadar sorunlu bir önermeyle karşılaşıyoruz; ayakları üzerinde durmaya çalışan, erkek egemen bir dünyanın içinde kendi yolunda giden kadın karakterler var diye bir film neden feminist diye tanımlansın ki? Karakterleri cinsiyetten bağımsız, sadece karakter olarak ele almamakta ısrar eden Jones ve Swank ikilisinin görüşleri, filmin yapısına da sirayet etmiş durumda; kah karakter odaklı bir esere kah tipik bir tür filmine dönüşen The Homesman yönünü ve amacını tayin etmekte uzun süre zorluk çekiyor.

Bu feminizm ve western hususlarını bir kenara bırakıp filme döndüğümüzde karşımıza karakter ve bir ruh oluşturmada zorluk çekmeyen, iç burkan dönemeçlerle dolu bir film çıkıyor; senaryo matematiğindeki sorunlardan doğan tempo sıkıntısına ve metinlerin altını doldurma çabasına kurban giden ana iskeletinin zayıflığına rağmen The Homesman, Tommy Lee Jones’un önceki işleri kadar iyi olmasa da, vasatı aşmayı başarıyor. Her olumlamaya ve yergiye ‘’koca bir ama’’ bahşeden filme isteyen western, isteyen feminist bir eser veya yol filmi diyebileceği gibi dileyen de olmamışlıkları üzerinden filmi eleştirebilir; hem öyle hem böyle ile ne öyle ne böyle arasında sıkışıp kalan filmin kusurlarını, eksikliklerini veya kafa karışıklıklarını göz ardı edip Mary Bee ve George Briggs’in hazin öyküsüne kucak açmaya razı olacaklar içinse sıcak bir moladan fazlası olacaktır The Homesman. Baltaları bileyip bilememek ise size kalmış, seçiminizi ona göre yapın.