29.05.2018

I, Robot: Bir Robotu Anlamak

Proyas sinemasında omurga

I, Robot Alex Proyas imzası taşıyan, 2004 çıkışlı bir bilim kurgu filmi. Proyas, felsefik sorulara dokunmayı daha önceki eserlerinden de bildiğimiz yetenekli bir yönetmen. I, Robot’ta da, özellikle Dark City’den (1999) aşina olduğumuz o sinema dilini fark etmek mümkün. 2000li yıllardan itibaren gelişimini iyice hızlandıran bilim kurgu türü için önem taşıyan Dark City’de “insanı neyin insan yaptığını” tartışan Proyas, I, Robot’ta da bu sefer “bir robotun nasıl insana daha yakın olabileceği” sorusunu da soruyor.

“İnsani duygular” çevresinde gelişmesi ve sorularına bu alanda yanıt bulması bakımından konuları benzerlik gösteren bu iki filmde Proyas, insanlığın antagonisti olarak 1999’daki filminde gelecekten gelen varlıkları; 2004’te ise robotları kullanıyor. Benzer şekilde iki filminde de çok yoğun görsel efekt kullanan Proyas’ın, I, Robot’ta filmin bütçesi sayesinde çok daha başarılı olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Zira I, Robot’un Görsel Efekt Oscar’ı adaylığı da bunu destekler nitelikte.

 

Teknoloji içinde insanın değil, teknolojinin hikâyesi

I, Robot’u ait olduğu türde (bilim-kurgu) kendine has kılan yegane özellik ise, filmin teknolojiyi ve geleceği yalnızca olayların geçtiği ortamdan öte, hikâyenin en kritik düğümünü oluşturan bir karakter olarak kullanması. Pek çok türdaşının aksine I, Robot’ta gelecek ve teknoloji yalnızca sıradan karakterlerin hayat bulduğu nispeten önemsiz ortam değil; film süresince robotlar üzerinden aktarılarak anlamamız gereken bir olgu. Daha kaba bir ifadeyle, I, Robot bize gelecekte yaşayan insanların hikayelerini yalnızca birkaç teknolojik malzemeyle süsleyip anlatmıyor. Aksine, teknolojiyi bir karakter haline getirerek film boyunca bu kavrama daha aktif bir görev yüklüyor ve izleyiciyi düşünmeye itiyor. Robotlar üzerinde psikolojik çalışmalar yapan Susan Calvin (Bridget Moynahankarakterinin en temel görevi de esasında kavranması gereken bu teknoloji fikriyle biz izleyici arasında bir köprü kurmak.

Farklı perspektiflerden robot kavramı

Singularitaryanizm tartışmalarının sektörde daha geniş yer bulduğu ve teknolojinin insan yaşamına etkisinin çok yakın bir gelecekte etkisini büyük oranda artıracağının düşünüldüğü bugünlere nispeten yakın bir tarihte hayat bulan I, Robot, ütopik ya da distopik denilip sınıflandırabilecek bir gelecek tasviri sunmuyor. I, Robot’taki gelecek tam bir gri bölge. Robotların yalnızca angarya görülen fiziksel emek işlerinde çalıştırıldığını ekrana pek çok kez yansıtan ve kafamızda sınıfsal bir imaj çizmeyi amaçlayan Proyas, filmi üzerinde politik bir okuma imkanı da sunuyor. Zira filmin başındaki robotlar ile filmin evrildiği noktadaki robot kavramı arasında politik olarak incelemeye pek yatkın bir değişim/gelişim var.

Son söz

Ünlü bilim-kurgu yazarı Isaac Asimov’un bir kitabından uyarlanan I, Robot, başrolünün Will Smith olmasıyla da dikkat çekiyor. Öyle çok etkileyici bir oyunculuk görmüyoruz Smith’ten, ama alışkın olduğumuz sempatik mimikleri ve esprileriyle yer yer sevecen; ani tepkileri ve şüpheci havasıyla da kimi zaman kararlı ve karanlık bir portre çiziyor karakteri için. Film, olay örgüsü bakımından neredeyse başından sonuna tahmin edilebilir. Ama bu tahmin edilebilirlik izleyiciyi filmden soğutmuyor, zira izleyici varılacak olan noktadan çok o noktaya nasıl varılacağına odaklanıyor. Bu da senaryonun işini kolaylaştırıyor ve izleyiciyi hikayenin geneline odaklıyor. Yalnızca başlangıç ve bitiş noktalarını anlamaktansa, I, Robot perdeye aktardığı yolculuk ve karakter değişimleriyle iskeletini oluşturuyor, izleyiciyi düşünmeye ittiği sorularla ise gücüne güç katıyor.