13.05.2016

Hitchcock / Truffaut

Sinemaya damga vurmuş iki dahi. Bir tarafta Hollywood sinemasının çehresini değiştirmiş, yenilikçilik anlamında epey üste seviye katkı vermiş, çoğu yönetmene ilham kaynağı olmuş ve elbette korku külliyatını derinden sarsmış bir usta Hitchcock. Kimilerine göre gelmiş geçmiş en iyi yönetmen Hitchcock’un karşısında ise Yeni Dalga’nın kurucularından, sinemanın gerçek sanatçılarından erken yaşta kaybettiğimiz usta Truffaut. Üç günlük bir röportaj, keyifli anlar ve tabii bolca sinema. Yönetmen Kent Jones dinamik bir anlatımla tüm bunları önümüze seriyor. Gerçek ses kayıtları, fotoğraflar ve sözü geçen filmlerin görüntüleri eşliğinde bize yeniden sinemayı sevme ve Hitchcock’u daha iyi anlama imkanı sunuyor ve biz, iki büyük yönetmen arasındaki bağı izlerken iliklerimize kadar hissediyoruz.

Bir gün Hitchcock’a Fransa’dan Truffaut imzalı bir mektup gelir. Özgü ile dolu bu mektup bir röportaj yapma isteği ile son bulur. Mektuba cevap olumludur ve Hitchcock guru duyduğunu belirtir. Truffaut bir mektup daha yolla ve hem sevincini hem de röportaj isteğini yinelemişini şu iddia ile tamamlar; “Mösyö Hitchcock, röportaj sonrası herkes sizin dünyanın en iyi yönetmeni olduğunuzu daha iyi anlayacak.” İşte böyle başlar filmin, daha doğrusu kitabın hikayesi. 1966 yılında yayımlanan Hitchcock’a Göre Sinema adlı kitap ikilinin yaptığı üç günlük sohbetin ürünü. Truffaut soruyor Hitchcock cevaplıyor. “Bu filmde ne anlatmak istediniz?” , “Oyuncular ile aranız nasıldı?” , “Yaptığınız bu yenilikçi filmdeki teknikleri anlatır mısınız?” gibi upuzun bir liste çıkarılacak sorular ve Hitchcock’tan cevaplar. Tabii kendisi de sinemacı olduğu için karşı sorular, kontralar da geliyor ve sohbetin keyifli anları bu bölümlere denk geliyor . Kısacası, harika bir sohbet, sinemayı yeniden sevdiren cümleler ve Hitchcock’u daha iyi anlamamızı sağlayacak diyaloglar. Gerçek ses kayıtları ile çözümlemesi yapılan sahneleri aynı anda izlemek de cabası. Sanki karşınızda oturmuş bütün sahneleri tek tek Hitchcock anlatıyor. Sadece bunun için bile eşsiz bir deneyim.

Tabii belgesel bununla da bitmiyor. Scorsese, Schrader, Fincher , Assayas gibi sinemacıların kitap sayesinde elde ettikleri, sinema bakışındaki değişiklikler ve her iki yönetmenin  (Hitchcock ağırlıklı) filmlerinde ne bulduklarını anlattıkları röportajların olduğu bölümler. Hepsinin ortak olarak söyledikleri çığır açan yenilikler ve ufuk açan cevaplar olduğu. Kitabı ve röportajı tekrar tekrar okumuşlar ve sinemaya bakış açıları olumlu bir gelişme göstermiş. Bazı çekim teknikleri konusunda hayranlıklarını da aktaran yönetmenler en sevdikleri film ve en sevdikleri anları da heyecanla aktarıyorlar. Tabii bir yandan izlerken onların sesinden de dinliyoruz ve oldukça keyifli anlar yaşıyoruz.

Nostaljiyi ve sinemayı bir kenara bırakırsak biçim olarak nasıl bir belgesel bizi bekliyor sorusuna değinelim. Öncelikle gayet dinamik bir kurgu olduğunu belirtmek gerek. Sohbetin ağırlığının, yönetmenlerin görüşlerinin araya girmesinin ve sahnelerin izlenmesinin gayet sağlam bir ayarı var. Hiç sıkmıyor ve kesinlikle konsantrasyonu canlı tutuyor. Sinemanın Hikayesi adlı uzun belgesel ile bu anlamda neredeyse aynı ve bu biçim belgeselleri sıkıcılıktan kurtarıyor. Tabii bunun yanı sıra yakın zamanda izlediğimiz Listen to Me Marlon tarzı belgeseller gibi daha derinlemesine inilmesini ve bir felsefesi olmasını bekleyenler daha hafif bir yapım ile karşılaşıp memnun kalmayabilir ama Hitchcok’un ağzından çıkan her cümlenin de bir önemi olduğunu da sanırım üstüne basa basa söylemeye gerek yok. Neticede nispeten daha eğlenceli, dinamik çok derin olmayan ama sinemayı tekrar sevdirecek bir belgesel. Tabii buradan hareketle, esas kaynak durumunda bulunan kitabı daha evvel okuma fırsatı bulamayanlar için alıp okuma isteği uyandıracağı da aşikar. Zira; belgesel kitapta bulunan sohbetin çok kısa versiyonu. O sebeple kitap hevesi de daha kapanış jeneriğinde izleyiciyi sarıyor.

Hitchcock/Truffaut, sinema, sohbet, anlatım, bilgi, tecrübe, zeka… Sanırım belgeselin ilginizi çekmesi için bu kelimeler fazlasıyla yeterli. Belgeseli izledikten ve kitabı okuduktan sonra siz de kendinize şu soruyu sorabilirsiniz; “Bu kitap sinemaya bakışınızı nasıl etkiledi?”