05.04.2017

İFF Günlükleri – 1

Genç Karl Marx / Le Jeune Karl Marx

Fransa, Belçika, Almanya ortak yapımı olan film, Karl Marx ve Friedrich Engels’in 1843 yılından başlayan ve ilk önce ayrı kulvarlardan ilerleyen ama kısa zamanda birleşen ortak öykülerine odaklanıyor. Yıllara Meydan Okuyanlar bölümünün öne çıkan filmlerinden olan Genç Karl Marx, Haitili yönetmen Raoul Peck’in şimdilik son filmi. Hem tarih bilinci hem de ideoloji tarihi açısından ilgi çekici bir hikâyeye sahip olan filmin sinemasal dinamikler açısından çok tatmin edici olduğu söylenemez. Ancak 1843-1849 arasını merceğe alan öykünün ilgi çekiciliği yadsınamaz. Sıkılmadan izleyebileceğiniz bir festival filmi arıyorsanız Genç Karl Marx iyi bir seçenek.

Seçil TOPRAK

Saygın Vatandaş / El Ciudadano Ilustre

Arjantin’den gelen bu hoş sürpriz; komedi, dram hatta korku türlerini harmanlayan Saygın Vatandaş, her anı ilgi çekebilecek kapasiteye sahip bir film. Korku derken klasik korku janrından bahsetmediğimi de eklemem gerek ancak hissettirdikleri ve karakter dönüşümlerinde attığı çentiklerle pekâlâ bir korku filmine evrildiğini söyleyebileceğimiz bir film. Festivalde mutlaka izlenmesi gerek listelerine gönül rahatlığıyla bu filmi ekleyebilirsiniz.

Seçil TOPRAK

Elma-  Sib

Samira Makhmalbaf’ın henüz on sekiz yaşındayken hayat verdiği Sib, belgesel ile kurmaca arasında duran, oldukça etkileyici bir yapım. Makhmalbaf’ın gazetede okuduğu bir haberden etkilenerek çekmeye karar verdiği filmde, gerçek kişilerin oynaması, anlatılanların hem vuruculuğunu arttırıyor hem de filme biraz önce dediğim gibi belgesel tadında bir hava kazandırıyor. Yer yer oyuncular da hiç oynayamıyor hissine kapılmanızın tek sebebi birkaç karakter (sosyal hizmetler görevlisi) hariç hiçbirinin oyuncu olmaması. Gözleri görmeyen bir anne ve işsiz bir babanın ikiz kızları Zehra ve Azize on bir yıldır evde kilitli tutulmaktadırlar. Bu yüzden de düzgün konuşamayıp, yürüyemeyen kızların bu durumunu sosyal hizmetlere bildiren komşular, bu hareketleriyle her şeyin seyrini değiştiriyorlar. Bir İran filminde tanık olacağımız gibi yine çocuklar yine metaforların ele geçirildiği bir dünya ve yine akıl almaz yobazlıkların, din kisvesi altında halkı nasıl zehirlediğinin açık edilmesi… Makhmalbaf’ın çocuk dünyasını da büyüklerin dünyasını da adeta usta bir gözmüşçesine perdeye yansıttığı bu eseri görülmeye değer kesinlikle.

Tuba BÜDÜŞ

Safari

Ulric Seidl’in beyaz insanın sömürgeci, faşist ve katliamcı yanını gözler önüne serdiği Safari, oldukça çarpıcı bir belgesel.  Avusturya’dan Afrika’ya av sporu adı altında hayvan katletmeye giden katil insanlığı perdeye yansıtan Seidl, izlerken kanımızı donduracak sahnelerle bizleri buluşturmaktan kaçınmıyor asla. Bir anlık zevk uğruna hayvanları katleden insan müsseddelerinin aynı zamanda yaptıklarını güzelledikleri konuşmalar adeta katliamın yapıldığı ve cesetlerin parçalandığı sahneler kadar insanın kanını donduracak cinsten. Tam anlamıyla hayvan türüne karşı bir faşizm söz konusu oluyor ne yazık ki. Beyaz insan ile katledilen hayvanlar arasındaki bu münasebete siyah insanın da dâhil olmasıyla sadece şekil değiştiren fakat aynen devam eden sömürgeciliğinde altı çizilmiş olan belgesel, eğer hayvan düşmanı, faşist ya da sömürgeci değilseniz alt-üst edecek cinsten.

Tuba BÜDÜŞ

Yaptığı farklı işlerle adından söz ettiren Ulrich Seidl, yine belgesellerindeki simetrik kadrajları bozmadan hayvan katliamlarını doğal bir şey gibi gösteren insanların arasına kamerasını uzatıyor. Sinir bozucu şekilde tarafsız bir tutum sergileyen Seidl, görselliğin anlatısı ve belgeseldeki insanların tüyleri diken diken eden doğallığında düşündürücü olmayı hedefliyor. Bunu bir yere kadar başarırken; kurgudaki tekrarlar ve kimi insanların absürt halleri yüzünden yer yer komik oluyor. Adeta bir sirki andıran karakterler ansiklopedisi görünümündeki Safari, vasatlığın ötesine geçemeyen bir belgesel olarak zihinlerde kayboluyor.

Haktan Kaan İÇEL

Endless Poetry

Dünya sinemasının en sıradışı isimlerinden biri olan Alejandro Jodorowsky, Dance of Reality ile başladığı hayat hikayesini anlatmaya Endless Poetry ile devam ediyor. Öncü filmdeki karmaşık dağınık halini üzerinden atan Jodorowsky ikinci filmde derli toplu ve kendi kalıplarına bağlı bir film yapmayı başarmış. Sürreal öğeleri başarılı bir şekilde kullanırken zekice kullanılan metaforlar takdir edilesi denilebilir. Yönetmenin sanat hayatına odaklanan film, adeta şiir üzerine adanmış bir bale gibi izleyiciyi karşılaşmadığı bir dünyanın kapılarını açıyor. Sinemada farklı şeyler görmeye giden izleyici için kaçırılmaması gereken bir iş ortaya çıkarılmış.

Haktan Kaan İÇEL

Gifted

Deha insanların hayat hikayelerini anlatırken düşülebilecek en büyük hataya düşen Gifted, başarılı bir insanın ilerleyişini anlatmaktansa, deha olarak görünen kişinin çocuk oluşuna vurgu yaparak geniş açılımları olan hikayesini olabildiğince daraltmayı tercih etmiş. Özgün bir hikayesi bulunmayan yapım, geçmişiyle yüzleşerek hayata dair bakış açılarını sorgulayan insanların hayatına sevimli bir çocuğun zeka seviyesi üzerinden bakmaya çalışırken çuvallamış. Sinemaya son derece yetenekli bir yumurcak oyuncuyu kazandırması dışında çok bir şey vaat etmeyen bir yapım diyebiliriz. Bazı sahneleriyle “I Am Sam” filminin daha yüksek IQ’lü versiyonu desek yanılmayız.

Haktan Kaan İÇEL

Dalida

Ünlü şarkıcı Dalida’nın fırtınalı hayatını olabildiğince dönemin ruhunu yansıtmaya çalışarak tekdüze bir anlatımda seyircinin karşısına sunan Dalida, güçlü oyuncu performanslarına rağmen şarkıların içinde boğuluyor. Yönetmenin oldukça vasıfsız işçiliği filmin üst kademeye çıkmasını engellemiş. Türk Pop müzik piyasasının bir dönem Dalida’nın şarkılarından bolca kazanç elde ettiğini tüm çıplaklığıyla görmek istiyorsanız bu film tam size göre diyebiliriz. Adeta bir konser filmi niteliğinde, Dalida’nın aşk hayatını sonuna kadar izleyiciye yansıtıyor.

Haktan Kaan İÇEL