28.05.2017

Images: Kır Evinde Psikoz Seansı

Ali ÇALIŞKAN 

Amerikan sinemasının kendine has isimlerinden, büyük usta Robert Altman’ın “Images”ı, ‘karakter draması’nı bir psikolojik gerilim öyküsüyle buluşturan bir başyapıt. Yönetmenin yedinci yapıtı, onun, ayrılmaz bir bütünün diğer parçası olan  “3 Women” ile birlikte yarattığı özgün sinema dilinin inşası adına bir  mihenk taşıdır. Altman “Images”da, orta yaşlı şizofren bir ev kadını/yazarın hayallerini,  sanrılarını ve  ‘deliliğe’ varan kimlik karmaşası öyküsünü çarpıcı bir sinema gözüyle perdeye aktarır.  

Yazarın bir kır evinde eşiyle çıktığı kısa tatilde adeta bir psikoz seansı gerçekleşir. İkili daha eve varmadan filmin kırılma noktasını oluşturacak bir olayı resmeder Altman. Cathryn, araba ile durdukları bir yamacın tepesinden eve bakar ve kendi yansımasını görür. Bir başka Cathryn, yani ikinci bir kişilik eve çoktan varmış ve kapıya yöneliyordur. İşte “Images”da, eve kadar ‘takip ettiğimiz’ Cathryn’i bırakıp, uzaktan flu görüntüsünü izlediğimiz Cathryn’nin birkaç gününe tanık oluruz.  Yamacın tepesinde kalan Cathryn ise film boyunca ara ara görünüp kaybolur. Bu sırada yazar evde ölen sevgilisinin hayaletiyle karşılaşır ve ‘geçmiş’ten çıkagelen bu adam, ona kocasıyla ilişkisini sorgulatır. Başkarakter, fazlasıyla şüpheci, kaygılı ve takıntılıdır nitekim… Bir arkadaşının kızıyla evlerine ziyarete gelmesi ile, yazarın zihninin bir ürünü olan hayaletin de dahil olduğu bir ilişki üçgeni devreye girer. Bu ilişki üçgeni, yönetmenin çapraz bir kurguyla verdiği sevişme sahnesiyle temsil edilir.

Bir taraftan ‘cinayet’e adım adım yaklaşılırken, Cathryn, film boyunca karabasanvari bir temsile bürünen diğer Cathryn’e ulaşmaya çalışır ama finale  dek karşılaşmazlar, ya bir tepe ya da bir nehir buna engel olur. Fakat o tuhaf son sahneye doğru, yazar diğer kişiliğiyle yüz yüze gelir ve zihninin, ruhunun kargaşasından kurtulmak için onu öldürür…

Final sahnesine ise ayrı bir parantez açmak gerek. Giriş bölümünde, kimliği belirsiz bir kişi karakteri telefonla arayıp taciz eder. Karakterin o birkaç telefon görüşmesi, ‘yolculuk’un başlamasına neden olan kıvılcımı başlatan olay aslında. Daha sonra kır evine doğru yol alırlar. İşte final sahnesinde, hikayeye başladığımız yere, yani aynı eve geri döneriz. Aynaların ve camın fazlaca yer kapladığı bu evde Cathryn, diğer kişiliğiyle karşılaşır ve kendi ‘korunağına’ ulaşmadan, sığınmaya çalıştığı ‘doğa’nın ortasındaki bir evde ‘ölü bedenler’ bıraktığını hatırlar. O ana dek ‘ne yaptığından habersiz’ dolanan karakter, kocasını da öldürdüğünün farkına varır. Altman böylece filmi alabildiğine karanlık bir şekilde sonlandırır. Aynı Polanski’nin “The Tenant”da yaptığı gibi, belki de o filme ilham vererek…

“Images”da, deforme bir ruhun tehlikeli noktalarına temas edilirken gerçeklik bozulur ve öznel görüntünün baskın çıktığı  bir imgeler dünyasıyla tanıştırılırız.  Altman bu aykırı eserinde, koyu tonların hakimindeki görüntü çalışmasının katkısıyla, doğayı karakterin hastalıklı zihninin ‘düş’ mekanı olarak kurgular ve filmi enfes  -aynı zamanda ürkünç- pastoral manzaralarla süsler. Sürekli gözümüze çarpan avize/cam metaforları ve karakterin dış sesi filme hipnotik bir hava verir. John Williams’ın tüyler ürperten avantgarde müzik çalışması da zaman zaman ‘şok dalgası’ yaratır. Altman’ın filmi, bir kadının bilinçaltını ortaya seren bu tarz bir öykünün nasıl etkili biçimde sinemalaştırılması gerektiğine dair ders  kitabıdır.

Susannah York’un, karakteri olağanüstü bir oyunla hayata geçirdiği özellikle eklenmeli. Cathryn’nin ikilemli iç dünyasını yansıtırken, özellikle finale doğru kan dondurucu bir hale bürünen bu öyküde yönetmenin üslubu kadar önemli bir rol oynar York. “Images”, mutlaka deneyimlenmesi gereken, sinema tarihinin en iyi psikolojik gerilimlerinden biridir sonuç olarak.