18.04.2018

Independence Day: Amerika Bir Film Olsa…

Hollywood izleri

“Uzaylı filmi” denildiğinde akla ilk gelen filmlerden biridir Independence Day. Bir Hollywood klasiği olan film, bu başarısını ne yönetmeni Roland Emmerich’in yönetmen koltuğundaki becerilerine, ne de klişelerle dolu, yeni hiçbir şey ortaya koymayan hikayesine borçludur. Bu başarının nedeni, bir kavram olarak Amerikalılığı ve Amerikan tarzı yönetimi; karakterleri, öyküsü ve içerdiği motiflerle en iyi ve en çıplak şekilde göstermesidir. En basit şekilde, dünyayı istila etmeye gelen uzaylıların Amerika tarafından mağlup edilmesini anlatan film, bir Hollywood filminin istisnasız tüm özelliklerine sahip. Klişelerle bezeli olan Independence Day, net çizgilerle ayrılan plot bölümleriyle, emperyalist kaygılarıyla, içerdiği aşklar ve vatanseverlikle dünyanın belki de en sıradan filmi. Fakat işte tüm bu kavramları içinde bulundurması onu Hollywood geleneğinin tamamı ile yansıtıldığı bir film yaptığından dolayı, belki sanatsal olarak olmasa da; özellikle politik ve sosyolojik olarak önemli bir eser.

İlk Filmin Başarısının Olası Nedenleri

Özellikle Soğuk Savaş dönemindeki Uzay Yarışıyla 70lerde ortaya çıkmaya başlayan bilim-kurgu/uzay filmi furyası kendine pazarda karşılık bulunca 80ler ve 90larda da etkinliğini sürdürmüş ve özellikle Hollywood çatısı altında sayısız eser ortaya çıkmıştır. Kimileri çokça bilinen ve kanon kabul edilen kimi eserler bu buzdağının yalnızca görünür kısmı olup, reklam yapılamadığı veya yanlış zamanda piyasaya sürüldüğü için tutunamayan, birbirinin adeta kopyası yüzlerde başka bilim-kurgu filmi de sinema arşivlerinin unutulan, tozlu raflarında bulunmaktadır. Independence Day, elbette bu unutulan filmlerden biri değil.

1996 çıkışlı Independence Day, klasik bir tüketim filmi. Doğru pazarlamayla gişede büyük başarı elde eden bu filmin ikincisi, ilk filmden tam 20 yıl sonra piyasaya sürülüp şöyle bir pazar yoklaması yapmış, fakat ilk filmin gişe başarısının yanına bile yaklaşamamıştır. İlk filmin süksesinin pazarlama başarısının yanında bir diğer nedeni de elbette doğru bir dönemde piyasaya sürülmesidir. Bilinmeyene (en başta uzay geliyor elbette) dair insanlığın o dönemki bitmek bilmez merakı ve arzusunun bu tür bilim-kurgu filmlerinin pazarda işlerini nispeten kolaylaştırdığı söylenebilir. Fakat geçen 20 yılın ardından aynı konunun ilk filmdeki işlenişinin neredeyse kopyasını ekrana yansıtan Indepedence Day: Resurgence (2016), insanlığın uzaya dair merakının, tabiri caizse, biraz daha bilinçli bir hale evrilmesinden ötürü aynı ilgiyi görememiştir.

Buram Buram Emperyalizm

Uzaylı saldırısını, sırayla toplumun farklı sınıflarında bulunan geniş bir ırksal çeşitlilikteki insanların gözünden anlatan Independence Day, en sonunda tüm bu farklı karakterleri bir araya topluyor ve bu birliktelikten doğan güçle insanlar uzaylıları alt etmeyi başarıyor. Amerikanın kumandanlığına soyunduğu “dünyalılar takımı”, halkın birlikteliği ve Amerikan başkanının muhteşem liderliğiyle neden kendilerince dünyanın en üstün devleti olduklarını sinemada bir kez daha gösteriyor. Elbette tüm bu kahramanlıkların ve emperyalist kaygıların, verilenin sorgulamaksızın tüketildiği sinema seyirciliği dönemi biraz aşıldığında oldukça yapmacık, sıradan ve düpedüz sıkıcı oldukları görünüyor. Sanatsal açıdan bakıldığında yalnızca döneminin ötesinde görsel efektleriyle dişe dokunur bir özellik sergileyen film bunun ötesinde başka neredeyse hiçbir özelliğe sahip değil. Bir de özellikle filmin başında yaratılan tempolu atmosfer etkileyici. İnsanlığın en temel korkusu olan yok olma kavramını; gölgeler, müzik ve karakter reaksiyonlarına dayalı kamera kullanımıyla inşa eden film, daha sonra bu etkileyici atmosferin vatansever kaygılarla yok olmasına neden oluyor. Elbette amaç bu, o nedenle kendi hedefleri özelinde baktığımızda film elbette çok başarılı. Filmin sonunda 4 Temmuz, artık yalnızca bir Amerikan bayramı olmaktan çıkıp “dünyanın kurtarıldığı gün” haline geliyor ve dünya bayramı oluyor. Tek eksik Amerikan marşı, o da eksik kalıversin demişler heralde. Esasında politik bakıldığında Amerikanın dünya ülkelerine yaptığı “demokrası götürme” etiketli işgaller, bir nevi filmde uzaylıların aksiyonlarıyla benzeşebilir. Elbette uzaylılar bu misafirliklerini süslemeye ihtiyaç duymuyor, mutlak yok ediciliklerini en baştan gösteriyorlar.

Alt sınıftaki düz Amerikalıların bile gerektiğinde Amerikan başkanıyla yan yana gelebileceği fikrinin altını defalarca çizen film, filmin sonuna kadar sürekli herkesin iyiliğini isteyip hiçbir şey yapmayan “insancıl” Amerikan başkanını bizzat kokpite sokup uzaylılarla bile çarpıştırıyor. Dönemdaşı birkaç film gibi (Mulholland Falls, 1996) “çok gizli askeri bölge” ikonununu da izleyicinin merakını beslemek için kullanan Independence Day, içerdiği eser miktarda mizah unsuruyla zaman zaman ufak bir gülümsemeye neden olabiliyor, özellikle Will Smith’ten duyduğumuz Close Encounters of the Third Kind (1977) referansı hoş.

Son Söz

Film, uzun süresi de göz önünde bulundurulduğunda genel olarak sıkıcı ve sıradan. Fakat türü özelinde bakıldığında bilim-kurguseverler için kült sayılabilecek bir eser, çünkü türün özelliklerinin tümünü taşıyor ve büyük bütçesiyle bu işi kotarmayı başarıyor. Hollywood geleneğini bir filmle anlat deseler, muhtemelen önerilecek filmlerden biri olabilir Independence Day. Zaman zaman keyifli ve etkileyici, çoğunlukla ise sıkıcı ve Amerikancı olan film, yalnızca 90lar Amerikan sineması için değil; belki Amerikan sinemasının bugünü için bile önemli. Zaten bu önemini de filmi referans alan kimi dizi ve filmlerden anlamaktayız.