29.05.2017

Into The Woods: Kördüğüm Olmuş Masallar

 

Sinema gündemini yakından takip edenlerin bildiği gibi Hollywood son yıllarda modern masal uyarlamalarına pek bir önem vermeye başladı. Yapımcılar hazır sektörde büyük bir konu tıkanması yaşanıyorken insanların çocukluklarından beri aşina olduğu masalları bir kaç modern dokunuşla yeniden uyarlayarak seyirciyi sinema salonlarına çekmeyi hedeflediler. Kırmızı Başlıklı Kız, Hansel ve Gretel, Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler, Uyuyan Güzel gibi yediden yetmişe herkesçe bilinip sevilen masal uyarlamaları ardı ardına gelmeye başladı. Bu uyarlamaların son örneği James Lapine’nin aynı adlı müzikalinden uyarlanan ve Rob Marshall’ın yönettiği Disney yapımı Into the Woods oldu.

Kördüğüm Olmuş Masallar

Film, Kırmızı Başlıklı Kız, Kül Kedisi, Jack ve Fasulye Sırığı ve Rapunzel masallarından oluşan bir kolaj gibi tasarlanmış. Meşhur masal kahramanlarının yollarının kesişmesi ile iç içe geçen bir masallar bütünü çıkmış ortaya. Filmin en büyük kusuru da bu iç içe geçen masalların bir daha çözülememek üzere sarmaşık gibi birbirine dolanması. Bahsettiğim bütün masal karakterleri başka bir hikâye aracılığıyla buluşuyor buluşmasına fakat bütün bunlara aracı olan hikâyenin temelinde bir takım sorunlar yatıyor. Filmin konusu kısaca şöyle özetlenebilir; Bir karı koca yeni doğacak çocuklarının üzerindeki büyünün kalkması için bir cadının (Meryl Streep) verdiği görevi tamamlamak zorunda kalıyorlar. Bu görev için girdikleri karanlık ormanda onları masal karakterleri ve çeşitli tehlikeler bekliyor. Her masal karakterine eşit derecede yer verilmesi sayesinde küçük hikâyeler arada kaynamamış oluyor fakat asıl sorun dediğim gibi bu hikâyelerin birleşiminde. Masallar birbirlerine uyum içinde eklenmek istenirken ortaya gittikçe karışan, karıştıkça da odak noktamızı kaybettiren bir hikâyeler bütünü çıkıyor. Masalları birbirine bağlamak için yapılan senaryo manevraları yaratıcılıktan uzak yapıları yüzünden rahat geçişlere olanak vermiyorlar ve fazlaca sırıtıyorlar.

Masal Kalıplarıyla Oynamak Risklidir!

Bir diğer dikkat edilmesi gereken nokta ise masalların modernize edilmeye çalışılırken modifiye işleminin başarısızlığa uğraması. Yani, masalları bilinen halinden farklı bir konuma sokmak ve o masalları masal yapan formülleri birkaç esprili dokunuşla yok etme fikrinin filme özgünlük katması beklenmiş. Fakat film, klişeleri tersyüz etmek için ihtiyaç duyulan zekice yazılmış bağlantılardan ve düzenli bir senaryodan yoksun. Zaten bu klişeleri tersyüz etme efektinin Maleficent veya Hansel ve Gretel: Cadı Avcıları gibi tek bir masala bağlı filmlerde bile başarısızlığa uğradığını düşünürsek birkaç masalın birden işlendiği Into the Woods’da bunun ne kadar güç bir durum olacağını siz tahmin edin. Yani ortada kağıt üzerindeki halinden bile ne kadar zor olduğu anlaşılan bir proje var. Hikâye tamamen absürtlüğe yönelse(Shrek gibi) ya da masalları oluşturan bileşenlerin metaforik yapısından iyice yararlanılsa (The Company of Wolves gibi) ortaya daha bütünlüklü bir film çıkacağı belli. Ne yazık ki senaryonun düzensizliğini Rob Marshall’ın yönetmenliği de kurtaramıyor. Karayip Korsanları’nın en kötü halkası olan ve serinin fantastik dünyasını karman çorman bir hale getiren dördüncü filmini yönetmiş olan Marshall’a bu projenin ardından Into the Woods’un senaryosunun emanet edilmesi yönetmenin ne kadar talihsiz olduğunu gösteriyor.

Diyalogların Müzikal Biçimi Doyurmuyor

Ortada bir müzikal uyarlaması var. Bu yüzden filmin bu yanından bahsetmemek olmaz. Sweeney Todd ve Les Miserables filmlerine benzer bir görsel ton yakalayan film, müzikal yanını da bu filmlere yakın bir tarzda sunuyor seyircilere. Şarkılarla ve danslı sahnelerle ilerleyen klasik müzikallerin yolundan değil, diyalogların melodik bir şekilde söylendiği bir müzikal alt türünün yolundan gitmeyi tercih ediyor. Belki tiyatro versiyonunda diyalogların bu şekilde söylenmesi sahnenin iki boyutlu yapısından dolayı daha etkili olmuş ve seyirciye başarılı bir şekilde geçmiştir fakat iş bunu sinemanın geniş yapısına yaymaya gelince ortaya sağlıklı bir netice çıkmıyor. Çünkü akılda kalıcı olmayan ezgiler ve diyalogların zorla müzikalleştirilmiş gibi duran yapıları hemen göze batıyor.

Hedef Kitle Gerçekten Disney Seyircisi mi?

Into The Woods bir Disney yapımı ve bir Disney filmi denilince kafamızda oluşan belli kalıplar var. Bu tarz bir film daha konusunu bilmeden bile asıl hedef kitlesinin çocuklar olduğunu ama aynı zamanda çocukları sinemaya getiren ebeveynlerin de düşünülüp onlar için de birkaç espri tasarlandığını akla getirir. Bir aile filmi olarak kabul görmeyi bekleyen Into the Woods ise yer yer Tim Burtonvari ürkütücü bir atmosfere girmesi ve Cinderella’nın üvey annesinin yaptığı küçük bir şiddet gösterisiyle zaman zaman hedeften sapıyor. Zaten filmin tamamına hakim olan karamsar yapı çocukları eğlendirecek birkaç dans koreografili şarkıdan yoksun olmasıyla sıcak dokunuşlardan kaçındığını belli ediyor. Bu kaçınma da filmin aleyhine sonuçlar doğuruyor. Oscar’a aday olan kostüm tasarımlarının da akılda kalıcı bir etkiden yoksun olduğunu belirteyim.

Meryl Streep ve Yine Bir Oscar Adaylığı

Masalların iç içe geçmesinde kilit bir rolü olan Cadı karakterini Meryl Streep canlandırıyor ve kendisi En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Oscar’ı için aday gösterilmiş durumda. Zaten artık Streep’in bir projede adını duyduk mu oyuncuyu Akademi Ödülleri’nde beşe bölünen ekrandaki kadınlardan biri olarak hayal ediyoruz istemsiz olarak. Geçtiğimiz yıl kendisini bilimkurgu filmlerinde görsek de fantastik bir yapımda olması yine de şaşırtıcı gelmişti. Lakin usta oyuncu her zamanki büyük oyununu bu filmde de oynayarak kendisine hemen adapte olmamızı ve filmin başında yaşadığımız yabancılığı üstümüzden atmamızı sağlıyor. Her ne kadar Patricia Arquette favoriler arasında gösterilse de Meryl Steep’in çok güçlü rakipleri yok. Bu yüzden Oscar’ı kucaklaması çok büyük bir sürpriz olmaz ama yine de şaşırtır.

Diğer oyuncular ortalama birer performansla idare ederken konuk oyuncu olarak Johnny Depp çekiyor dikkatimizi. Dikkatimizi çekiyor derken sadece ünlü bir isim olduğu için dikkat kesiliyoruz yoksa Depp’in hayat verdiği karakterin herhangi bir Tim Burton filmindeki karakterinden hiçbir farkı yok. Bu yüzden performansı bizim için bir yenilik vaat etmiyor. Sanki Burton’ın setine giderken yanlışlıkla Into the Woods setine uğramış ve şöyle bir selam verip çıkmış gibi bir izlenim uyandırıyor.

Sonuç olarak film, masal sevenlerin (kim sevmez ki?) ilgisini çekmek için vaat ettiği yeniliğin içini dolduramıyor ve böylece ”bilindik bir hikâyeyi modernize etmeyi kolay sananlar kervanına” bir yolcu daha eklenmiş oluyor. Biçim ve müzikal hatları da hikâyenin zaaflarını tamamlayacak kadar güçlü olmayınca ortaya her yönden falso veren bir yapım çıkıyor.