01.08.2016

FİLMEKİMİ: Irrational Man

Woody Allen Cephesinde Yeni Bir Şey Yok

Ülkemizde Filmekimi’nde gösterildikten hemen sonra vizyona girecek olan “Irrational Man” ya da Türkçe ismiyle “Mantıksız Adam”, Woody Allen’ın 44. uzun metrajı. Bu neden mi önemli? Çünkü hiç ara vermeden, deyim yerindeyse kendini nadasa bırakmadan 60’ların sonundan bu yana film çeken bir yönetmen söz konusu olunca, ortaya birtakım komplikasyonlar çıkabiliyor. Bunlardan bir tanesi ‘bu filmi daha önce izlemiştim’ hissi tabii ki. Irrational Man’i izlerken bu hisse kapılmamak neredeyse imkânsız. Allen’ın mizahi cinai diyebileceğimiz yapımlarından biriyle karşı karşıyayız (en yakın örneklerinden biri olarak Scarlett Johansson ve Hugh Jackman’lı Scoop’u örnek verebilirim.) Ve bu türdeki diğer filmlerinden ayıracak özgünlükte bir iş yok ortada.

Aslına bakarsanız Irrational Man’in esas çatışması fragmanlardan gizlenmiş, dolayısıyla ben de o konuya biraz üstü kapalı değineceğim. Hikâyemiz kısaca şöyle: Egzantrik bir Felsefe profesörü olan Abe Lucas (Joaquin Phoenix), Braylin Üniversitesi’nde işe girer ve zamanla Jill adlı öğrencisiyle (Emma Stone) çok fazla vakit geçirmeye başlar. Jill tabii ki tüm kusurlarına rağmen Abe’e âşıktır. Abe’in en büyük kusuru nedir diye sorarsanız, hayattan artık hiçbir zevk alamamasıdır; dipsiz bir nihilizm çukuruna düşmüş, anlamsızlıklar içinde boğulmuştur. Derken bir gün Abe ve Jill bir kafede, arkalarındaki masada geçen konuşmaya misafir olurlar. Abe’in bunalımından sıyrılmasını sağlayacak kaçış bileti bu konuşmada gizlidir.

Pek fazla pürüze rastlamadan su gibi akıp giden bir film Irrational Man. Belki de sorun tam da burada. İzlemesi hayli eğlenceli olsa da, hiçbir risk almadan bilindik sularda yüzen, İngilizcede ‘comfort zone’ diye tabir edilen alandan hiçbir şekilde uzaklaşmayan bir hikâye söz konusu. Allen’ın sinemasal yorgunluğunu rahatlıkla seziyoruz. Daha önce detaylı bir şekilde, üstelik birden fazla işlediği hususlara bir kez daha büyüteç tutuyor. Eğlenceli ve zekâ ürünü birkaç sahne mevcut olmakla birlikte, genelde baktığımızda bu Irrational Man için bizi heyecanlandıracak büyük bir sebep bulamıyoruz. Didik didik analiz edilmeye müsait bir eser de değil, çünkü film ana çatışmasını zaten dış ses aracılığıyla başkarakter Abe’e anlattırıyor. Abe’in işlediği suç ve bu konudaki çelişkiden yoksun fakat seyirci açısından hayli tartışmalı motivasyonu, filmin ritmini yükselten unsurlardan.

Oyunculuklara gelince, Joaquin Phoenix’i ve yanında kimi zaman onu aşan Emma Stone’u anmadan olmaz. Filmi izlemeyi keyifli kılan en önemli unsurlardan biri onların nitelikli performansları. Tabii iki karakter arasındaki kimyayı Allen’ın senaryoda hiç de fena kurmadığını belirtmek gerek. Genelde olumsuz şeylerden bahsetmiş olsam da Irrational Man’in izlenildiğine pişman olunacak bir film olduğu kanısında kesinlikle değilim. Önemli olan, sanatsal ve entelektüel beklentinizin çok da yüksek olmaması. Allen’ın son yıllardaki Midnight in Paris veya Blue Jasmine ayarındaki daha yüksek kalibre filmlerinin bir yenisini beklemeden izlediğiniz takdirde, yönetmenin pek çok karakteristik takıntısını perdeye aktaran küçük ve mütevazı bir yapımla karşılaşabilirsiniz. Öte yandan, Woody Allen cephesinde yeni bir şeyler görmek umudunu da hâlâ taşıyorum.