01.06.2017

Modern Klasikler: Irreversible

İntikam Bir İnsan Hakkı mıdır?

Arjantin asıllı Fransız yönetmen Gaspar Noe’nin, 2002 yapımı ikinci uzun metraj filmi Irreversible çekildiği günden bu yana rahatsız edici sahneleriyle konuşuldu. Seyirciyi görmek istemediği, rahatsız olduğu mevzuları izlemeye zorlayan hatta mecbur bırakan Noe, diğer filmlerinde olduğu gibi Irreversıble’da da takıntılı olduğu mevzulara devam etmişti.

Klasik sinema kurallarını alt üst etmekten büyük keyif alan Noe, daha filmin jeneriğinde başlar dengelerle oynamaya. Düzensiz, çarpık şekilde akan jenerik, ilk anından itibaren seyirciyi sarsacak film hakkında ipucu verir. Irreversıble, hikâyenin en sonundan başlar kendini seyrettirmeye. İzlenilen filmin oldukça sert olduğu da su götürmez bir gerçek olunca, seyirci daha ilk sahnelerden nefessiz kalıyor denilebilir. Çoğu yönetmenin tercih ettiği gibi huzurlu anlardan başlayıp yavaş yavaş tansiyonun yükselmesine ve finalde zirve yapmasına alışık olan seyirci, Irreversible’da birdenbire kendini en üst noktada bulur. Bu durum tansiyonu ilk andan yükseltmeye yeter de artar bile. Son sahneden sonra da flahsback ile hikâyenin en başına gidileceği sanılmasın. Noe, sondan adım adım hikâyenin başına gitmeyi tercih eder. Tamı tamına on iki adımdan sonra filmin sonuna (hikâyenin başına) ulaşılır. Film ayrıca on iki kesme hareketinden oluşuyor diyebiliriz. Oldukça hareketli bir kamera kullanılmasına rağmen asla kamera kesme hareketi yapmaz sahnelerde. Her sahnenin kendi içinde tek plan olması nedeniyle fazlasıyla hareketli olan kamerayı takip etmek yer yer seyri oldukça zorlar. Bu tekinsiz kamera deli gibi koşturup, atlayıp, zıplayıp, ters takla bile atarken sadece bir sahnede asla yerinden kıpırdamaz. Filmin en rahatsız edici, üstelik bire bir gerçek zamanlı olan sahnesinde inadına yerinden kımıldamaz bu işgüzar kamera.

Noe takıntılı olduğu hamilelik, ensest, gay, travesti, fahişe, yoksul kesim, üst orta sınıf eleştirisi meselelerine diğer filmlerinde olduğu gibi bu filminde de sıkı sıkıya sarılır. Hatta daha önceki Carne adlı kısa filmi ve onun devamı niteliğindeki ilk uzun metrajı Seul Contre Tous’un başrol oyuncusunun ve onun ensest hikayesinin İrreversible’ye ufak bir konukluğu olur. Bu konukluk filmin en başında gerçekleşir. Sonrasında ise bu intikam hikayesi bodoslama girer filmin en etkileyici yerine. Karanlık bir atmosferde koşturan iki erkek, delicesine Tenia isimli birini ararlar. Bu karanlık atmosfere sadece kırmızı renk eşlik eder; filmin büyük bir çoğunluğu bu rengin hâkimiyetinde ilerler. Tutkunun ve şiddetin rengi olan kırmızı filmin meselesiyle fazlasıyla uyum sağlar. Tenia’nın Marcus ve Pierre tarafından bulunmasından sonra filmin ilk şiddet gösterisi de başlar. Ama emin olun ki filmin ilerleyen dakikalarda izlettireceklerinin yanında önemini yitirir bu cezalandırma anları. Filmin iki büyük intikamı ve cezalandırması var. Biri toplum tarafından dışlanmış kesimin diğeri ise üst orta sınıfındır. Yalnız işin ilginç yanı iki taraf da sokağın yöntemi ve kurallarını benimser. Tenia’nın yöntemi ile Pierre ve Marcus’un yöntemi neredeyse aynıdır. Gerçi her ne yaparlarsa yapsınlar Tenia’nın yaptıklarını tam anlamıyla uygulayamaz Marcus ile Pierre. Bu durumda da Tenia intikam alma konusunda tek başına olmasına rağmen üstündür. Çünkü Marcus ile Pierre’nin sahip olduğu sahte yasalar, çürümüş sistem onlara asla yardımcı olamaz. Zaten sokağın sakinleri tarafından Marcus ile Pierre’ye bunun kısacık bir hatırlatmasının yapılması yeter onların sokağın gücünden ve kurallarından medet ummalarına. Sokağın sakinlerinin “Polisler silahlı ayyaşlardır’’ sözleri, asıl çoğunluğu oluşturan kesimin, iktidarın hizmetinden bırak medet ummayı, onları nasıl küçümsediğini gösterir. Yine dile getirilen “İntikam insan hakkıdır’’ düşüncesi de işlemeyen egemenin adaletinin (?) yarattığı bir sonuçtur. Noe, üst sınıfın yaşantısını filmin her bir anında eleştirir; Alex (Monica Bellucci), Marcus (Vincent Cassel) ve Pierre (Albert Dupontel) arasında yapılan orgazm muhabbetinden tutub da ev partisindeki ahlaki çöküşe kadar tüm kirli çamaşırları ortaya döker.

İşte bu acınacak durumdaki sınıfa dersini Alex’in vücudu temsilinde Tenia verir. Güzeller güzeli Alex’in kusursuz vücudu, giysileri, cinselliği yerle bir edilir. Hem de hakaretlerle; Tenia Alex’e duymak istemeyeceği tüm gerçekleri yüzüne vurarak, hunharca alır intikamını. Aslında Tenia, egemen sınıfın ırzına geçer, onun kendine maske olarak seçtiği yüzü darmadağın eder. Bu arada metafor olarak elbette bir kadının kullanılması özellikle biz kadınları çok rahatsız eder. Ama sonuçta kadın burada sadece temsili olarak kullanılıyor. Geo, hamile bir kadına bunları yaşatarak hakim ideolojinin soyunun devam etmesinin de önünü kesmek ister. Filmin son sahnesinde Alex’in hayali sayesinde gördüklerimiz daha iyi, mutlu yarınların habercisi niteliğinde düşünülebilir. Filmin tam zıttı aydınlık atmosfer, insanın içine mutluluk aşılayan ışık kullanımı ile hâlâ umut var dedirtir. Geo, burjuvaziyi eleştiri oklarına maruz bıraktığı İrreversible filmi ile adını sinema tarihine yazdırır.