15.04.2016

İstanbul Film Festivali Günlükleri-7

 istanbul film festivali

Kördüğüm

Çılgın, biraz da çatlak kadın olarak hepimizin gönüllerini kazanan Greta Gerwig, yine iş başında. Üstelik bu kez oldukça sıra dışı bir planla. Kördüğüm, yine çılgın bir o kadar da komik durumlara ev sahipliği yapar. Bir evli ve çocuklu ailenin tam da ortasına düşen Maggie, hem kendi hayatını hem de sorunlu giden aileyi kurtaracak bir planı işlemeye koyar. Büyük sarsıntılara gebe olan bu plan sonunda herkesi mutlu eder. Mükemmel bir kendini iyi hisset filmi olan Kördüğüm’ü romantik komedi severnlerin özellikle radarına girmesi gereken bir film.

Tuba BÜDÜŞ

Kosmos

Yakın zamanda kaybedilen yönetmen Zulawski’nin ölmeden önce kotardığı son film Kosmos, çılgın karakterleri, yer yer tiyatro oyununa dönen yapay mizansenleri ve adeta tımarhaneden çıkan atmosferiyle, tam bir delilik örneği denilebilir. Bu tip filmlerdeki ince çizgi olan dozaj ayarlanmadığında insana afakanlar bastıran işlere dönüşüyor. Bu film de öyle bir yapım olduğundan eğlenmekten çok izleyicilerine acı çektiren bir filme dönüşüyor. Sonuç olarak yönetmenin son delilik hallerini resmettiği söylenebilir. Aksi takdirde başka açıklaması olamaz.

Haktan Kaan İÇEL

Kosmos arızalı karakterler üzerinden felsefi söylemler barındıran bir film. Zihinsel yolcukular, algı kapıları ve bolca çılgınlık. Bir yerden sonra çok dağılan film bir türlü toparlayamıyor. Referansı sanat olan diyaloglar bana yeter diyenler sevebilir.

Onur KIRŞAVOĞLU

Gökdelen

Gökdelen büyük ve önemli şeyler söylemek isteyen ve bunu yaparken de distopik bir dünya kuran bir film. Bu distopik dünyada geçen her sahne, her kare mükemmel bir görselliğin eseri adeta. Film başından sonuna kadar bir sanat galerisini geziyormuşsun hissiyatı veriyor biz seyircilere. Lakin bir filmi tüm bunlar tek başına kurtarabilir mi? Sanırım cevap hayır öyle değil mi? Gökdelen, tüm sanatsal ve estetik dokunuşlarına odaklanırken anlatmak istediğini ifade etmeyi unutan bir film olmuş. Çok güzel bir niyeti filme dokuyamayarak ya da kafa karışıklığı yaşayıp da dağılan bir film oluyor ne yazık ki. Bir süre sonra bri çok şeyi söylemek isteyip de saçmalamaya başlayıp hiçbir şey söyleyemeyen bir film Gökdelen bana kalırsa. Lakin karar sizin elbette. Filmi izleyip nefret etme ya da tam tersi âşık olma hakkı sizde saklı.

Tuba BÜDÜŞ

Stil olarak etkileyici, içerik ise uyarlamanın hakkini veriyor ve kapitalizm, sınıfsal farklılıklar gibi dertleri anlatıyor ancak filmin temposu ve biçim icerik uyumu her geçen dakika düşüş yaşıyor. Fazla dağınık olan final ise seyirciyi epey zorluyor. Yine de beğenilmeyecek olsa dahi görülmeye değer bir film.

Onur KIRŞAVOĞLU

Bize Rüyalarımızda Huzur Ver

Dramatik güçlü bir altyapı kurmak ile bol yakin plan ve uzun diyalogları birbirine karıştırınca ortaya vasat bir film çıkmış. Herkesin bir derdinin olduğu ama nedeninin hiç belli olmadığı yapay karakterler de konsantrasyon kaybı yaşatıyor. Bir de zorlama final olunca film epey vasat kalıyor.

Onur KIRŞAVOĞLU

Dönüşü Olmayan Nehir

Otto Preminger’in sinemaskop yöntemiyle çektiği ve popüler isimleri oynattığı Dönüşü Olmayan Nehir, bana kalırsa yönetmenin en zayıf halkalarından biri. Genelde ana akım sinemaya meyilli olan Preminger bu filmde seyircinin o dönem perdede görmek istediği tüm klişeleri kullanıyor. Ucuz mekânlarda şarkıcılık yapan bir kadın, içeriden yeni çıkmış ama namuslu bir çocuk babası adam, sözüne güvenilmez olan kadının sevgilisi… Ne kadar da Yeşilçam kokuyor değil mi? Evet evet her şey tam da tahmin ettiğiniz gibi Yeşilçam senaryolarındaki gibi işliyor. Fakat en önemlisi ise o dönem teknik yetersizliklerden dolayı nehirde çekilen sahnelerin inandırıcılıktan oldukça yoksun olması oluyor.

Tuba BÜDÜŞ

Şehrin Şarkısı

Sorunlu genç kızlar ve onları topluma kazandırmaya çalışan gönüllü idealist bir kadın… Bu tip arınma filmlerinde kullanılan neredeyse tüm klişeler kullanılırken, bu sefer arkadaşlık kavramına dair insanları düşündürmeye çalışan bir filmle karşı karşıyayız. İngiliz yapımı film, müziklerle harmanlanmasıyla beraber orta karar bir dram olarak sinema sahnesindeki yerini alıyor.

Haktan Kaan İÇEL

Doğru Zaman

Güney Kore’nin Woody Allen’ı olarak tanınan yönetmenin yeni filminde, yine bir kadın erkek ilişkisi irdeleniyor. Sliding Doors filmindeki gibi farklı açılarla ele alınan aynı karşılaşmayı izleyicilerine sunuyor. Özellikle samimi tavrı ve insan ilişkilerine dair doğru tespitleriyle, yönetmen kendine has görsel anlatımıyla tatmin edici hafif bir seyirlik sunuyor. Film sırasında yoğun ilgi olmasına rağmen izleyicilerin çoğu filmin yarısında salonu terk etti. Anlam vermek elde değil.

Haktan Kaan İÇEL

Bir Liderin Çocukluğu güçlü bir sinema ve etkileyici bir drama. Yapılan ve yapılacak olanın köklerini anlamak ve bilinen liderlere uygulamak icin harika bir deneyim. Müzik kullanımı enfes, oyunculuklar şahane ve finali etkileyici. Festivalin en iyilerinden.

Onur KIRŞAVOĞLU

Laura

Otto Preminger’i kitlelere tanıtan Laura, aynı zamanda da film noir denilince ilk akla gelenlerden. Öldürülmüş olan bir kadının cinayet dosyasının incelenmesiyle başlayan film, art arda gelen sürprizleriyle sürekli heyecanı diri tutuyor. Katil kim sorusuna uzun bir süre izleyicinin yanıt verememesi filmin en büyük artılarından. Elbette bir filmin tadının tutması için içine eklenen melodramdan da payına düşeni alıyor Laura. Aşk, gizem, gerilim vs. hepsinide yeterince bünyesinde barındırırken objeler üzerine de oldukça büyük anlamlar yükleyerek bir nevi onları da karakter listesine ekliyor Otto Preminger. Özellikle saatin ve tablonun filmdeki önemli rollerini görmezlikten gelmek olmaz sanırım. Ne yalan söyleyeyim Dedektif Mark’ın Laura’ya âşık olmasına sebep olan tablosu akıllara Metin Erksan’ın Sevmek Zamanı filmini getirmiyor değil. Ne demiştik Preminger ustanın sineması kendinden sonraki nesle yol gösteren bir okuldu ne de olsa değil mi?

Tuba BÜDÜŞ

Zengin Mutfağı

Zengin Mutfağı’nı ve Şener Şen’in performansını festival havasında ve beyazperde de izlemek mükemmel bir deneyim. Tek mekan filmlerinin en iyilerinden olan yapım, ayni zamanda siyasi hicivleri ile de ülke sineması harika bir noktada. Yıllar geçse de anlamını hiç yitirmeyen film, her izlenişte ayni etkiyi yaratıyor.

Onur KIRŞAVOĞLU

Rüzgarda Salınan Nilüfer

Metropol insanını ve modern hayatı en net haliyle gözler önüne sererken, harika ve yerinde detaylarla da bunu destekliyor. Bilindik durumlar bazı izleyicileri itebilir ama yönetmenin tercihi kesinlikle çözüm üretmek degil farkındalık yaratmak.

Onur KIRŞAVOĞLU