16.04.2016

İstanbul Film Festivali Günlükleri – 9

istanbul film festivali

Ara

Yunan yeni dalgasından izleyicilere sunulan yapım, yaptığı toplum eleştirisiyle, aslında Yunan tragedyalarının günümüzle bağlantısının hala güncel kaldığını açıkça resmediyor. İnsanların şiddete bağımlılığının ve buna seyirci kalışlarının tüyler ürpertici yanını açıkça ifade ediyor. Oyunbaz bir film görünümüne rağmen çarpıcı tespitleriyle ilgi çekici bir yapıma dönüşüyor.

Haktan Kaan İÇEL

Filmin eleştirisini okumak için tıklayın.

Büyükbabam Allende

Göreve başladıktan üç yıl sonra darbeyle devrilen Şili’nin efsane devlet adamı Salvador Allende’yi bir de ailesinin gözünden dinlemek ve görmek istiyorsanız Büyükbabam Allende ilginizi çekecektir. Adından da anlaşılacağı üzere torunu Marcia Tambutti Allende tarafından anlatılan ve ailenin çeşitli bireyleri tarafından da gerek anılar, gerek görsellerle desteklenen bu öznel Allende belgeseli, kişisel olduğu kadar toplumsal bir içerik de sunuyor izleyicilere. Ölümünden sonra diktatörlük yönetimine geçen Şili için de önemli bir siyasi figür olan Allende’ye içeriden bakmak, çekilen acılar ve Şili’nin geçmişi ile bugünü arasındaki bağı yeniden kurmak için önemli bir belgesel Büyükbabam Allende.

Seçil TOPRAK

Semptom

Korku filmi görünüşünü bir kanara bırakırsak aslında hikayesinde yatan dramın peşinden koşan bir yapım olarak izleyicisini ürpertmeye çalışıyor. Film üç bölüme ayrılmış bir şekilde senaryoya aktarılmış. İlki filmdeki geçen korku figürüne karşı halkın hazırlanma sürecine odaklanırken, ikinci bölümde flashback yardımıyla tüm olanların dram yüklü gerçeklerine mercek tutuluyor. Son bölümde ise ilk iki bölümde anlatılanları harmanlayarak izleyicisini filmin sonuna hazırlamayı tercih etmiş. Genel olarak baktığımızda Semptom, küçük bir yapım olmasına karşın şaşırtıcı olmayı başarıyor.

Haktan Kaan İÇEL

Kasap Havası

Yeşilçam ezgilerini filmin her noktasına serpiştiren yapım, bazı açılardan Zeki Demirkubuz’un ilk dönem filmlerini hatırlatıyor. Oyunculukların gerçekçi sergilenmesiyle güç kazanan film, özellikle Şenay Gürler’in oyunculuğuyla ilgiyi hak ediyor. Türk sinemasında özlenen hikâyelerden birine imza atılıyor. Belki görkemli ya da yapı bozucu bir işlevi olmasa da, Türkiye’nin namus profilini işleyişiyle de film misyonunu sonuna kadar yerine getiriyor.

Haktan Kaan İÇEL

Bin Başlı Canavar

İlk filmi La Zona ile oldukça ilgi uyandırmış olan Rodrigo Plá’nın son filmi Bin Başlı Canavar, tıpkı yönetmenin önceki filmleri gibi ülkede yaşanılan sorunları mercek altına alıyor. Kocası hasta olan bir kadının oğlu ile birlikte zorlu bir mücadeleye girişmesini konu alan film, Sonia ile sağlık sektörü, işlemeyen prosedürler, kraldan daha çok kralcı insanlar gibi birçok çürümüşlüğü karşı karşıya getiriyor. Sonia adeta karşısında mücadele edilmesi imkânsız bir canavarla dövüşüyor. Üstelik bu canavar tıpkı filmin ismindeki gibi mücadele ettikçe büyüyen bin başlı bir canavar adeta. Lakin Sonia’nin da kocaman bir yüreği ve mücadeleci bir karakteri vardır. Sistemin çürümüş aygıtlarını ve o aygıtların kölesi olmuş insancıkları eleştiri oklarına tabii tuttuğu Plá, bir kez daha ne kadar başarılı bir yönetmen olduğunu ispatlıyor. Özellikle perdede güçlü bir kadını izlemek istiyorsanız bu film tam size göre.

Tuba BÜDÜŞ

Hazır Ol!

Bedelli askerliğin çıktığı bir süreçte doktora öğrencisi olan Onur, bir karar verme sürecine girer? Askerliği bedelli mi yapacaktır? Yoksa 6 ay sürecek olan vatan borcunu yerine mi getirecektir?  Yönetmen Onur Bakır, bu süreçte kararı tüm ailesine ve arkadaşlarına danışarak veriyor. Kamerasını onlara doğrultan Bakır, sohbet ederken katılımcılarına sürekli sorduğu sorularıyla da onların kilit noktalara temas etmelerini sağlıyor. Askerliği oldukça eğlenceli bir belgeselle eleştiren Bakır’ın yaptığı iş takdir edilesi kesinlikle.

Tuba BÜDÜŞ