01.08.2016

It Follows: Peşimizdeki Sinema

it follows

Geçen senenin Whiplash’i gibi, adını ilk olarak Sundance’te duyurup sonra bizi aylar boyunca heyecanla bekleten bağımsız hazinelerden biri olan It Follows, Türkiye prömiyerini İstanbul Film Festivali’nde yaptıktan kısa zaman sonra vizyonda da yerini aldı. David Robert Mitchell’ın dört senelik bir aranın akabinde çektiği ikinci uzun metrajı olan film, dışarıdan bakınca her yıl gani gani karşımıza çıkan sıradan gençlik gerilimlerinden biri gibi gözükse dahi, aslında bundan çok, çok daha fazlası. Mitchell kariyerinin henüz başında olmasına rağmen sinemanın, özellikle de korku-gerilim janrının matematiğini iyi çalışmış gibi gözüküyor, fakat tabii ki bu ortaya bir It Follows çıkarmak için başlıbaşına yeterli değil. İçi boş olmaksızın devamlı bir gerilim ve tuhaflık hissiyatını seyirciye yansıtabilmek de önemli; ve tabii karakterlerin başına ne geleceğini seyircinin sahiden önemsemesini sağlamak da. It Follows’un konusundan kısaca bahsetmek gerekirse, Jay (Maika Monroe) 19 yaşında, sıradan bir genç kızdır; ailesi ve arkadaşlarıyla gündelik hayatını her zamanki gibi sürdürmekteyken, hoşlandığı Hugh adındaki genç adamla cinsel birlikteliği sonrası işler çığırından çıkıverir. Artık Jay’in peşine bir ‘şey’ takılmıştır ve bu şeyden kurtulmak pek de mümkün görünmemektedir.

It Follows’un başkarakteri olan Jay’in haklı kırılganlığı Mitchell’ın en büyük kozlarından; Maika Monroe’nun zahmetsiz bir çabayla Jay’i bize sevdiren performansını olanaklı kılan da, karakterin içimizden biri olması. Kulağa belki klişe bir tabir gibi geliyor, ama Jay kendimizden veya çevremizde gördüğümüz genç insanlardan çok da farklı değil; sevilmek, bir yerlere ait hissedebilmek, mutluluk her neyse ona yakınlaşabilmek, eğlenmek, sevişmek… yani uzun sözün kısası, gayet normal şeyler istiyor. Korku ve gotik gibi türlerin başladığı nokta da ‘ev’le ilişkilendirdiğimiz o güvende olma hissinin delindiği noktadır zaten. Güvende olan bir genç, mesela filmin en başındaki haliyle Jay, diğer herkesle aşağı yukarı benzer şeylerin peşindedir; ne zaman ki ‘tekinsiz’lik işin içine girer, yani It Follows’da söz konusu olduğu gibi gizemli bir lanet Jay’e ‘bulaşır’, işte o zaman ıssız harabelerle, balta girmemiş ormanlarla vs. özdeşleştirdiğimiz karanlık evin içine kadar sızar; ev, yuva olmaktan çıkarak en az başka her yer kadar tekinsiz ve tehlikeli bir hal alır. Gündelik hayatta evinize hırsız girmesi bunun en bilindik örneklerindendir; yuvanızın huzuru ihlal edilmiş, tekinsizlik siz istemeseniz de içeri sızmıştır.

It Follows

Çoğu korku filminin en büyük handikabı, tekinsizliğin karmaşık bir hissiyat olduğunu unutup formüllerle bu hissin sağlanabileceğini zanneden işgüzar yönetmenlerdir. Bir korku filminin iyi bir sanat eseri olması için illaki sarsılmaz bir entelektüel bir altyapıya sahip olması gerekmez; eleştirel gözle bakılınca It Follows son derece basit bir yapıya sahip fakat tam da bu yapı, Mitchell’ın insanı insan yapan değer ve duygulara; zaaflara, acılara, arzulara ve korkulara dürüst ve cesur bir şekilde ışık tutması için ideal. Yani kısacası, bazen çok dolambaçlı yollara girmeden de kült olmaya aday bir sinema filmi ortaya çıkarmak mümkün; David Robert Mitchell bilinçli ya da bilinçsiz bir şekilde bunu başarıyor. Bu yolda tabii ki yalnız değil, mesela Disasterpeace mahlaslı müzisyen Rich Vreeland’in özgün müziği filmin ruhunu ve ritmini öyle güzel besliyor ki, It Follows’u o tınılar olmadan düşünmek dahi mümkün değil. Kendisi, sinema salonundan çıktıktan çok sonraları bile seyircinin zihninde muhafaza olacak bir soundtrack çalışmasına imza atmış. Ayrıca Maika Monroe haricinde öne çıkma şansı bulan bir peformans daha var: Keir Gilchrist (ki kendisini 2010 yapımı It’s Kind of a Funny Story filminin başrol oyuncusu olarak hatırlayabilirsiniz) en az Jay kadar, hatta belki daha fazla özdeşleşmeye elverişli bir karakter olan Paul performansıyla parlıyor.

Her şey bir yana, It Follows çoğu seyircinin gözünü bir dakika bile perdeden ayırmamasına yol açan bir ritim ve hissiyata sahip ki, her sene binlerce filmin çekildiği bir vasatlık çağında bu zenginliği yakalayabilmek giderek daha büyük önem kazanıyor. It Follows, peşinde olduğumuz sinemayı peşimize takan küçük mucizelerden. Gidip kendi gözlerinizle tanık olmanızı tavsiye ederim.