07.05.2016

It’s Always Sunny in Philadelphia

Yerli dizilerde daha çok olmakla birlikte dizilerin çoğunda karşımıza çıkan en temel özellik idealize edilmiş yaşamlar olabilir. İyilik timsali, esprili, zeki, yakışıklı, sosyal ilişkilerinde başarılı karakterler, lüks yaşamlar, imrenilen hayatlar çoğu yapımda gözümüze sokuluyor. Bunla birlikte kötü karakterler de ya hiçbir iyi özellik barındırmayan salt kötülerden ya da karikatürize edilerek karakterle bağ kurmayı imkansızlaştıran tiplerden oluşuyor(du). Bu durumun son dönemde öne çıkan anti-kahraman tipi baş karakterlerle biraz değiştiğini söyleyebiliriz fakat yeterli mi sorusu geçerliliğini koruyor. Sit-com’larda ise bu yapı çok daha bariz. Efsanevi aşklar, büyük şans ve talihsizlikler… Her şey normal hayata göre çok daha gösterişli.  It’s Always Sunny in Philadelphia ise tüm bu formüle edilmiş yapıyı reddeden, hatta tam tersi istikamette ilerleyen bir dizi.

It’s Always Sunny in Philadelphia, aynı zamanda dizinin baş rollerinden ve senaristlerinden olan Rob McElhenney ve Glenn Howerton ikilisinin ürünü. Dizi, Philadelphia’da bir bar işleten ve zamanlarının neredeyse tamamını burada harcayan Dennis (Howerton), kız kardeşi Dee (Kaitlin Olson), Mac (McElhenney) ve Charlie’nin (Charlie Kelly) aralarına Dennis – Dee ikilisinin üvey babası Frank’in (Danny DeVito) de gelmesiyle şekillenen bitik yaşamlarını anlatıyor. Dizinin absürt komedi olması ve benzeri “bir grup insanın yaşamına odaklanan” sit-com’lardan farklı olarak hikaye bütünlüğünü South Park seviyesinde kafaya takması, bölümler arası bağlantının yok denecek kadar az olması bu misyonunu çok daha rahat gerçekleştirmesini sağlıyor.

Şu an 11. sezonu devam etmekte olan diziyi bu kadar uzun soluklu ve başarılı kılan (aynı zamanda ödül törenlerinden de eli boş ayrılmasına sebep olan) özelliği ise rahatsız edici derecede dürüstlüğü. Abi – kardeş, yakın arkadaşlar ve baba – çocuk ilişkilerini içinde barındıran ekibi birbirine bağlayan tek özellik “çıkar”. Her gün, her bölümde sahip oldukları Paddy’s Pub adlı İrlanda barında kendileri için büyük insanlık için küçük meseleleri tartışan ekip üyelerinin görüşlerini birbirlerine ya da karşı tarafa kabul ettirebilmek için çiğnemeyecekleri etik kural, söylemeyecekleri yalan, yapmayacakları ahlaksızlık yok.

Sunny in Philadelphia’yı bu kadar kaliteli ve özgün kılan bir başka özelliği ise diğer birçok dizide gördüğümüz mesaj verme kaygısını hiç barındırmaması. Her bölüm toplumun konuşmamayı tercih ettiği ya da kutsal atfettiği dinlerle, ülkelerle, batıl inançlarla, arkadaşlıkların kalleşliğiyle, aile bağlarıyla, kürtaj, ırkçılık, eşcinsellik, ensest ilişki, çöp kutusunda bebek bulma, jigololuk gibi konularla sürekli dalga geçiliyor ama bunu yaparken bile izleyiciye mesaj verdiğini belirtmiyor ya da gülmesi gerektiği dayatmıyor. Özellikle amerikan film ve televizyon endüstrisiyle ilgili geçtiği dalgalarla da kendi sektörünü en iyi eleştiren işlerin başında geliyor.

It’s Always Sunny in Philadelphia, tüm bu rahatsız ediciliği ve absürtlüğünün yanında popüler kültür göndermeleri ve film, edebiyat, müzik referanslarından da geri kalmyıor. Yukarıda da belirttiğim gibi izleyicide her bölüm sanki South Park’ın animasyon olmayan versiyonunu izlemişcesine bir etki bırakıyor.

Diziyle ilgili bir iki ilginç bilgiyi de paylaşmak isterim. It’s Always Sunny in Philadelphia’nın ilk sezonu kalite olarak diğer sezonlarından geride olmasa da dönem için farklı tarzı nedeniyle izleyiciye ulaşamaz. Bunun üzerine dizinin yayınlandığı FX kanalının patronu yakın arkadaşı Danny DeVito’yla dizinin yapımcılarından Rob McElhenney arasında bir görüşme ayarlar. DeVito, çocuklarının diziyi çok sevmesinin de etkisiyle rolü kabul eder ve ustanın da popülerliğini kullanarak dizi izleyici kitlesini çok çabuk katlar.

Dizinin bir diğer enteresan özelliği ise ekibin gerçek yaşamlarında da birbirleriyle olan ilişkileri.  Dizide Charlie’yi canlandıran Charlie Day ve dizideki aşkı garson kız Mary Elizabeth Ellis gerçek hayatta evli. Mac ve Dee karakterlerini canlandıran  Rob McElhenney – Kaitlin Olson çifti de aynı şekilde. Ayrıca dizide bölüm oyunculuğu yapan birçok oyuncu da dizinin mutfağında yer alan ya da ana karakterlerin yakın çevresinde bulunan kişiler. Bu da diziyi yaparlarken kendilerinin de eğlendiği ve işin samimiyetini gösteren önemli bir etmen.

Absürt komedi, kara mizah, popüler kültüre göndermeler, South Park… Bu etiketlerden biri ilginizi çekiyorsa onbirinci yılını deviren It’s Always Sunny in Philadelphia’ya şans vermeniz gerek. Pek bir iddiası olmayan en güzel dizilerden.