31.05.2017

İzlemekten Bıkmadığımız Filmler

 

Zorba the Greek (1964)

Yönetmen: Mihalis Kakogiannis

Bu film, ‘hayatı bize verdiklerinden daha fazla görebilmenin’ filmidir. Filmin izleyen üzerinde bıraktığı etki, konusu kadar, Anthony Quinn’in dev oyunculuğunun da etkisidir. Eğer sinema tarihinde ‘Ondan başka kimse böyle oynayamazdı’ dediğimiz birkaç performans varsa, işte Zorba böyle bir roldür. Film, izleyenlere adeta ‘ilham’ verir. Final sahnesi, müzikleri ve diğer oyunculuklar da cabasıdır… 10 kez izleseki yine izlediğimiz filmlerdendir Zorba…

.

Casablanca (1942)

Yönetmen: Michael Curtiz

Hepimizin bildiği ‘Tekrar Çal Sam’ sahnesi ve Bogart ile Bergman’ın veda sahnesi bile filmi defalarca izlememiz için yeterli nedendir. Fransızların kontrolündeki Kazablanka şehrindeki bir aşk öyküsüdür perdedeki… Karşımızda Humphrey Bogart ve Ingrid Bergman’ın unutulmaz oyunculukları ile sinemanın klâsikleri arasına girmiş bir yapım var… Film yapıldığında kimse büyük bir başarıya imza atmasını beklemezken, daha ilk gösterimden sonra izleyicinin büyük beğenisini kazanmıştır.

.

The Shawshank Redemption (1994)

Yönetmen: Frank Darabont

Bir Stephen King uyarlaması olan filmi, en çok Morgan Freeman ve Tim Robbins inanılmaz bir oyunculukları için izleriz. Hayatın tamamen ters gittiği, insanı yendiği bir dönemde, Shawshank hapishanesinde kısılmış kalmış iki insanın güven ve dostluğuna dayalı temasında, izleyiciyi içine çeken bir kurgulama vardır. Film, 1995’te, aralarında en iyi film adaylığı da olmak üzere tam 7 dalda Oscar’a aday gösterildi.

.

Breakfast at Tiffany’s (1961)

Yönetmen: Blake Edwards

Pek çoğumuzun Audrey Hepburn için izlediği bir filmdir Breakfast at Tiffany’s… Her istediği erkeği kendisine hayran bırakan bir kadının, platonik aşkını anlatır… Filmin romanından uyarladığı Truman Capote’un, filmde Audrey Hepburn’un oynamasından hiç hoşlanmadığı söylenir kulislerde ama ‘başka bir oyuncu oynasa, film bu kadar sevilir miydi?’ sorusuna ‘Hayır’ yanıtı verecek çok izleyici vardır…

.

To Kill a Mocking Bird (1962)

Yönetmen: Robert Mulligan

Gregory Peck’in müthiş oyunculuğu ve ayrımcılığa karşı duruşun en asil davranışını sergilediği için unutulmazlar arasındadır bu film… Zaman olarak günümüzden daha masum olan zamanlara hiç uymayan vahşi ayrımcılığı karşı, insanlığın duruşudur… Elbette ki, klişe sayılabilecek öğeler vardır; örneğin siyahilerini ‘iyi bir insan’ olan bir beyaz avukat tarafından savunulmasını çok eleştiren olmuştur ama Atticus Finch rolündeki Gregory Peck’in oyunculuğu kesinlikle klişeleri yıkıp, geçmektedir…

.

İnci TULPAR