31.05.2017

İzlemekten Bıkmadığımız Filmler

Fight Club (1999)

Yönetmen: David Fincher 

Evet günümüzde Fight Club çok zikredilir oldu. Bilen bilmeyen herkes ne kadar iyi bir film olduğundan bahsetti ve listelerinin ilk sıralarına yazmadan edemedi. Kimi gerçekten sevmişti, kimi ise popülerliğini kullanıyordu ama benim için en başından beri oldukça önemliydi. 10 Aralık 1999 akşamı sinemada bu filmi bir grup arkadaşımla izlediğimde çok etkilendim. Film sayesinde romanın yazarı Chuck Palahniuk ile tanıştım ve onun günümüzü en iyi atan kitapları sayesinde hayata bakışım tamamen değişti. Filmi defalarca izledim ve hala da izliyorum. Fincher’ın muhteşem yönetmenliği eşliğinde, tüketim toplumu eleştirisinin tadına doymak mümkün değil.

.

21 Grams (2003)

Yönetmen: Alejandro González Iñárritu

Inarritu’nun kader üçlemesinin ikinci halkası olan film, kesişen hayatlar ve birbirimize lazım olmamız konusunda inanılmaz doneler içerir. Kurgu zorlayıcı ama muhteşemdir. Oyuncu performanslarının inanılmaz olduğu filmin müziklerini de Gustavo Santaolalla yapar ve bizi o duygusal yoğunluğa derinlemesine çeker. Din olgusuna yaptığı sert göndermeler ise kayıtsız kalınamayacak sertliktedir. Tekrar tekrar izleyip, sorgulamaları kendimde yaptığım ve her sene ne kadar ilerleyebildiğimi düşündüren filmdir 21 Grams.

.

Unforgiven (1992)

Yönetmen: Clint Eastwood 

Western türüne ait Unforgiven’dan daha iyi birkaç örnek var. Hatta bazıları yine Clint Eastwood’un da oynadığı filmler. Bu filmlerden beslenen Eastwood’un kendi yönettiği Unforgiven ise biraz farklı tadlar barındırıyor. Yaşlanmış, işi bitik, sefalet içindeki iki kovboyun merkezde olduğu bir hikâye bu. Anti kahraman olgusuna daha yakın duran ve adeta Eastwood’un kendi kovboy külliyatı ile de bir nevi hesaplaşmasını sağlayan türden. Unutulmaz bir final sahnesi, harika kotarılmış bir atmosfer ve çok ama çok güçlü oyunculuklar… Ara ara tekrar seyredip, final sahnesinde ilk defaymış gibi heyecanlanmak en büyük keyiflerimden birisi.

.

The Thin Red Line (1998)

Yönetmen: Terrence Malick 

Büyük yönetmen Malick’in bu en güzel, en insanı sorgulamaya iten ve savaşın anlamsızlığını en usataca şekilde aktaran filmi tabii ki birçok defa izlenmeyi hak ediyor. Filmin başındaki inanılmaz manzaralardan, askerlerin zekice yazılmış diyaloglarına; iç ses ile hayata bir bakış atan askerlerin aforizmalarından, düşünmeyip sadece izleseniz bile etkileyecek şiirselliğe kadar inanılmaz bir film. Ayrıca replikleri bir köşeye yazılıp, hayat felsefesi yapılabilecek kadar da dolu bir film. Hal böyle olunca da bazen motivasyon, bazen de biraz düşünmek için filmi tekrar tekrar izlemek kaçınılmaz.

.

The Godfather / Part 2 (1974)

Yönetmen: Francis Ford Coppola 

Serinin ilk filmi de muhteşemdir ve defalarca izlenmiştir ama ikincinin yeri apayrı… Hem Coppola çıtayı 1-2 kademe yükseltmiş, hem de hikaye daha inanılmaz etkileyiciliğe ulaşmıştır. Vito Corleone’nin Amerika’ya ilk gelişi ve oğlu Michael’ın yükselişi iç içe geçmiş kurgu ile bize aktarılır. Hal böyle olunca da birinde De Niro’nun muhteşem oynadığı, diğerinde ise Pacino’nun harikalar yarattığı iki mükemmel film izlemiş gibi oluruz. Tek tek ayıramayacağım her özelliği ile kusursuz olan filmi izlemekten sanırım hiçbirimiz bıkmadık, bıkmayacağız. Müzikleri için bile tekrar izleyenlerin olduğunu da düşünürsek, dünya var oldukça The Godfather serisi de izlenmeye devam edecektir.

.

Onur KIRŞAVOĞLU