31.03.2020

İzlenmesi Gereken 20 Japon Filmi

Hazırlayan: Ali ÇALIŞKAN

The Human Condition Trilogy (Ningen no joken, 1959-59-61)

Masaki Kobayashi’nin yaklaşık 10 saat süren üçlemesinde savaşın vahşeti ve yıkıcı etkisi, gerçekçi bir bakışla, sürgün edilen Kaji karakteri üzerinden anlatılıyor. Kaji’nin savaşın içindeki acı deneyimleri sarsıcı kesitlerle karşımıza gelirken, Kobayashi, kendi toplumuna bir öz eleştiride bulunuyor ve militarizme dair lafını esirgemiyor. Devamlılık açısından üç bölümün de birbirine bağlı olduğu serinin kimi sahneleri zaman zaman dudak uçuklatıcı. Kobayashi’nin üç filmde sergilediği müthiş yönetmenliğin dışında sinematografik açıdan da zamanının ötesinde bir şaheser “The Human Condition”. Tatsuya Nakadai’nin hem fiziksel hem de psikolojik açıdan zorlayıcı bir rolde sergilediği performans ise üçlemenin en unutulmaz yönlerinden biri kuşkusuz.

 

The Naked Island (Hadaka no shima, 1960)

Kaneto Shindo’dan bir minimalizm güzellemesi. Minimalist sinemanın şaheserlerinden biri olarak anılabilecek “Hadaka no shima”, şehrin kaosundan arındırılmış çıplak bir adada ilkel şartlarda yaşayan küçük bir ailenin ölümle tanışmasını anlatıyor. Yönetmenin günlük rutinleri anlatırken başvurduğu şiirsel sinema dili, tarifsiz bir etkiye sahip. Büyüleyici bir tema müziğinin tekrar tekrar çalındığı sahneler izleyiciye unutulmaz bir deneyim yaşatıyor 94 dakika içinde. Bugün minimalist sinemaya kafa yoran genç yönetmenlere etüd etmeleri için önerilebilecek ilk eserlerden biri “Hadaka no shima”.

Black Rain (Kuroi ame, 1989)

“Kuroi ame”, Japon Yeni Dalgası’nın öncülerinden Shohei Imamura’nın başyapıtlarından biri. Hiroşima felaketi hakkında yapılmış en etkili film olan “Kuroi ame”,  felaketin ruhsal ve fiziksel etkilerini bir aile üzerinden, ‘beden’ ve ‘ölüm’ gibi kavramları arka fona alıp irdeliyor. Özellikle giriş bölümündeki ölüm sahnelerinin bir belgesel kadar sahici bir hava taşıdığını belirtmek gerek. Siyah-beyaz görsel dokusu ve ustalıklı anlatımıyla, yürek burkan, şiirsel bir başyapıt.

Rashomon (1950)

88 dakikalık “Rashomon”, modern sinemanın yaratıcıları için ilham kaynaklarından biri kuşkusuz. Akira Kurosawa’nın, bir cinayet olayını dört farklı bakış açısıyla, kurguda geriye gidişlerle anlattığı filminin sinemanın anlatım kalıplarına yenilik getirdiği muhakkak. Benzer temaları her eserinde dile getiren Kurosawa’nın yine insan doğası ve psikolojisine dair yaptığı çıkarımlar da “Rashomon” üzerine ayrı bir yazının konusu olabilir tabi.