14.07.2018

Hollywood’dan Bize Komediyle: Jennifer Aniston

Konuk yazar: Oğuz Albayrak

Amerika’nın sarışınları, sevimli kadınları ve o kadınların genç kadın halleri vardır. Jennifer Aniston kendi gibi bir grup oyuncu ile rol aldığı “Friends” dizisiyle televizyonun o kadar da önem arz etmediği bir dönemde milyonlarca insanın hayranlığını kazanmış bir aktris. Sinemada erkek egemenliğinin hakim olduğu bir süreçte kadın yıldızların yan rollerde daha geri planda kalması hala daha geçerliliğini korurken aksiyon yıldızlarının ortalıkta dolaştığı dönemdeki varın hallerini siz düşünün… Aniston gibi pek çok başka yıldız da televizyondaki sitcomlara yönelerek farklı işler yaptı lakin oyuncuyu diğerlerinden ayıran özel bir taraf vardı: komedi yeteneği! değil tabii ki…

Adını koymak zor olsa da komediye yatkınlığının yanında başka pek çok genç aktrisin başına gelebilecek olan şey Aniston’ın da başına geldi ve Amerika’nın sevgilisi haline geliverdi. Mimikleri ve jestleri ile katıldığı talk showlarda bile söylediğini yüzüne yansıtmasının yanında doğal halleri ile zaten çok sevilmeye müsait olan yapısını bir kat daha arttırıp vazgeçilmeze doğru yavaş yavaş taşımaya başladı. Friends milyonları ekran başına toplamaya devam ederken ufak ufak sinemaya ısınma turları atmaya başladı. 1997 ve 98 yılında gösterime çıkan iki küçük bütçeli romantik komedinin ardından hemen her yıl bir filmde rol alarak adım adım ilerleyen Aniston patlamasını Jim Carrey ve Morgan Freeman ile başrolleri paylaştığı “Aman Tanrım” ile yaptı. Carrey’den hiç de aşağı kalmayan performansı ile perdede gözüktüğü her an kendi sınırını çizerek Carrey’nin içeri girmesine müsaade etmeyen oyuncu bir yandan da Brad Pitt ile olan evliliğinin gündeme bomba gibi düşmesiyle hemen herkes tarafından konuşulur hale geldi.

“Raydan Çıkanlar” ile kötü kız olmaya niyetlenen, daha doğrusu karanlık tarafının da olduğunu çıtlatan aktris ağırlıklı olarak romantik komediler ve küçük bütçeli komedi-dram filmleriyle yoluna devam etti. 2015’e geldiğimizde ise artık ciddi bir oyuncu olduğunun da ispatına girişircesine “Cake” filminde daha önce yüzmediği sularda kulaç atmaya başlayarak istediği takdirde herkes tarafından bilinen personasını bir kenara bırakıp sadece karakterin ruhuna bürünebileceğini de ispatladı. Çok çaba sarf etse de Altın Küre ve SAG ödüllerine aday olup Oscar’ı bu sene kıl payı kaçırmış oldu lakin bir kere yapan neden yeniden yapamasın ki diye düşünüyorum. Tıpkı Reese Witherspoon ve Sandra Bullock gibi başka bir komşu kızı daha sektörün en itibarlı ödüllerinden birine kavuşacak gibi gözüküyor.

Hemen her yıl hortlayan Friends sinema versiyonu olayı yeniden gündeme gelecek ama Sex and the City yıldızları gibi artık kırkını geçmiş kadrosuyla çekilmiş bir Friends filmi ne işimize yarar, şapkayı önümüze koyup düşünelim. Düşünmeden önce de bizleri güldüren bu neşeli, kendi gibi olmayı seven ve katıldığı hemen her programda enerjisiyle neden o kadar sevildiğini bir kez daha hatırlatan kadına kocaman bir “İyi ki doğdun!” diyelim.