23.05.2016

Jim Jarmusch: Amerikan Bağımsız Sinemasının Önde Gelen İsmi

Jim Jarmusch, Amerikan bağımsız sinemasının son otuz yıldaki belki de en önemli ismi. Ohio, Akron’da doğup büyüyen Jim Jarmusch; New York City’de bulunan Columbia Üniversitesi’nde Amerikan Dili ve Edebiyatı bölümünde okudu. Okulunun bitmesine bir dönem kala, mesleği ile ilgili araştırma yapmak için Paris’e gitti ancak kendini, başka kişilerin hayat hikayelerini okuduğumuzda da karşımıza çıkan, ünlü Cinémathèque’te buldu ve Paris’te kaldığı süre boyunca vaktinin çoğunu burada film izleyerek geçirdi. Avrupa ve Uzakdoğu sinemasından çeşitli filmler izleyen Jim Jarmusch, bu sayede Yasujiro Ozu ve Robert Bresson gibi ilham kaynaklarıyla da tanışma fırsatı buldu.

Jim Jarmusch, Paris’te edindiği deneyimden sonra ülkeye döndüğünde NYU’da sinema okumaya başladı. İlk uzun metraj filmi Permanent Vacation’ı bitirme projesi olarak çekti. Üniversiteye olan borcu nedeniyle mezun olamayan Jim Jarmusch, filmin Mannheim-Heidelberg Film Festivali’nde ödül kazanmasıyla borcunu ödeyip diplomasını alabildi. Parayı amaç olarak değil, araç olarak gören Jim Jarmusch, günlük yaşantının paranın etrafında kurulamayacağını hem kendi hayatında hem de filmlerinde vurgulamıştır.

İkinci uzun metrajı Stranger Than Paradise, Jim Jarmusch’un adını gerçek anlamda duyurmasını sağladı. Filmi siyah-beyaz çeken Jim Jarmusch, kamera kullanımı ve kurgu geçişlerinde minimal bir anlatıma yer vermesiyle alışık olduğumuz Amerikan sinemasında bir farklılık yarattı. Jim Jarmusch filmi yarı alaycı bir dille, “Kafasını Ozu’ya takmış hayali bir Doğu Alman film yönetmeninin tarzında yapılmış, yarı yeni-gerçekçi bir kara mizah ve 1950’lerin Amerikan televizyon şovu The Honeymooners’a benzer.” diye tanımlamıştır. Bu tanımdan da yola çıkarak Jim Jarmusch, kategorize edilmesi zor olan yeni bir şeyler yaratmaya, bu çercevede özgün olmaya, sınırları aşarak kalıplara girmemeye ve Amerika’yı yeni bir bakış açısıyla irdelemeye çalışmaktadır. New York City’de yaşamanın etkisiyle de bu yeni bakış açısını, filmlerinde farklı kültürleri ve insanları iç içe geçirip, bunları birbirleriyle harmanlayarak vermektedir. Örneğin; Stranger Than Paradise’da Çek, Mystery Train’de Japon karakterlerle karşılaşmamız gibi filmlerinde Fransız, İtalyan veya Finlandiyalı kişilerle bizleri buluşturur. Down by Law ve Ghost Dog: The Way of The Samurai gibi filmlerinde yabancı karakterler İngilizce konuşamamalarına rağmen Jim Jarmusch, bize bir şekilde bu kişilerin insanlarla anlaşabildiklerini gösterir. Herhangi bir dili veya milleti yüceltmek yerine sevgiyi öne çıkararak, halkların kardeşliğini bize güzel ve farklı bir açıdan yansıtır.

Kalıplaşan algıları filmlerinde yansıttıklarıyla aşmaya çalışır. Jim Jarmusch, oyuncu seçimi, kamera kullanımı, filmin rengi ve kurguda yaptıklarıyla bu farklılıkları oluşturur. Uzun boylu, iri yapılı siyahi bir kişiden samuray karakteri yaratabildiği gibi Dead Man ile anti-western (acid western) diyebileceğimiz bir yapıma da imza atar. Amerika’ya, ülke içinden bakarak günceli de yakalamayı başarır. Only Lovers Left Alive’da, krizin en çok hissedildiği şehirlerin başında gelen ve terk edilmiş bir görünüme sahip Detroit’in seçilmesi, filmin konusu itibariyle de tesadüf değildir.

Stranger Than Paradise başta olmak üzere hemen hemen her yapımı yol filmi tadındadır ve bu yolculuklarda bize değişik tür ve tarzda müzikler eşlik etmektedir. Geçmişte Del-Byzanteens’in klavyecisi de olan Jim Jarmusch için “müzik tarihini, sinema tarihi kadar bildiği” ifade edilir. Filmlerinde izleyiciye Ethio-jazz’dan, rap müziğe; blues’dan, Lübnan müziğine kadar farklı tarzları dinletir ve öyküsel olmayan müzik konusunda esneklik gösterir. Bunlarla beraber Lee Marvin’in Oğulları topluluğundan Tom Waits, John Lurie, Nick Cave, Neil Young ve Iggy Pop gibi arkadaşlarının hem oyuncu olarak hem de filmlerin müziklerini yaparak ona yardımcı olmaları Jim Jarmusch için büyük bir şans.

Yazılacak daha çok şey var ve belki başka zaman filmlerini de tek tek inceleme fırsatımız olur. Şimdilik son söz olarak; edebiyat ve müzikle sinemasını besleyen, kendine özgü mizahını her filminde yansıtan, hafızalara kazınan repliklere imza atan, “cool”luğun vücut bulmuş hali Jim Jarmusch’un doğum günü kutlu olsun.

İzlenmesi Gereken 5 Jim Jarmusch Filmi:

Stranger Than Paradise

 

Dead Man

 

The Ghost Dog: The Way of The Samurai

 

Coffee and Cigarettes

 

Only Lovers Left Alive