11.05.2018

Kadın Filmleri

The Source (2011)

Fransız yapımı filmde, Kuzey Afrika’nın uzak bir köyünde, epey zorlu bir yolculukla köye su taşıma görevini yüklenmiş kadınların isyanı anlatılıyor. Komedi drama türündeki filmde, bu su taşıma yolculuklarından birinde hamile kadınlardan birinin düşerek bebegini kaybetmesi üzerine, kadınların görevi erkeklere devretmek için son çare olarak seks grevine başlaması konu ediliyor.

Franches Ha (2012)

Frances Ha, Noah Baumbach ve Greta Gerwig işbirliğinin eşsiz meyvesi. Soyadı bile yarım kalan, ‘kusur gibi gözüken şeyleri’ seven, büyüyememiş bir kadının öyküsü. Sakar bir dansçı, hayata yetişemeyen bir şehirli, hiçbir ilişkisinde dikiş tutturamayan bir sarışın, siyah-beyaz bir filmde renksiz yapamayan bir hayalperest… Göz boyamaya gerek duymadan parıl parıl parıldayan bir sinema filminde, son yılların en ‘kendiliğinden’ başkarakterlerinden biri.

The Help (2011)

1960’lı yılların Mississippi eyaletinde geçen ve anlattığı hikayeler açısından sosyal bir yönü de olan ‘Yardımcı’, gizli bir yazı projesi etrafında birbirlerine daha çok yakalaşan 3 farklı kadının dostluk öyküsünü anlatıyor.

Jîn (2013)

Henüz 17 yaşlarında bir genç kız olan Jin, yaşama tutunmak için tüm yolları zorlayan ve bunun için karanlık ormanları cesurca aşmaya çalışan bir nev-i ‘Kırmızı Başlıklı Kız’dır. Bilinmeyen bir nedenle, üyesi olduğu örgütten kaçıp uzaklaşır. Hem silahlı örgüt mensuplarından hem de güvenlik kuvvetlerinden gizlenerek hayatta kalmaya çalışır. Şimdi benliği hayal kırıklıklarıyla örülüdür.

Julie and Julia (2009)

İki gerçek hikayeden yola çıkan film, farklı zaman dilimlerinde yaşayan ve kendi zaman dilimlerinde benzer mücadeler vermiş olan iki kadının hikayesini anlatıyor. Bir şekilde hayatları iç içe geçen bu iki kadın, tutku ve cesaretle herşeyin başarılabileceğini gösteriyor. Bol bol yemek pişirme sahnesinin de olduğu film, komedi drama türünün güzel örneklerinden biri.

Thelma & Louise (1991)

Bu film feminist akımın çok sevdiği ve önem verdiği bir yol filmidir. Kadınlar arası dayanışmayı, hayata karşı özgür duruşu, yaşamı yaşayarak tüketmeyi anlatır. Film Susan Sarandon ve Geena Davis’in müthiş performasnları ile klâsikler arasında yerini almıştır.

Mona Lisa’s Smile (2003)

Katherine Watson, 1953 yılında sanat tarihi öğretmeni olarak Californiya’dan Massachusetts’e gelir. Savaş sonrasındaki bu dönemde Katherine, ülkenin en başarılı ve en iyi öğrencilerine sahip olduğunu düşünür. Fakat ne yazık ki, Katherine kasabaya geldikten sonra çevresindeki insanların saygınlığı para ve mevki ile ölçtüğünü görecektir.

Beyond the Hills (2012)

Günümüz Romanya’sında şehirden uzak bir manastır… Tek isteği tekrar birlikte olmak istediği arkadaşını, kapalı kaldığı orta çağda sıkışmış manastırdan kurtarmak olan bir kadının öyküsü. Film, dinde kadının durumunu incelerken, din-toplum ilişkisi açısından da sağlam bakış açısı getiriyor.

4 Months, 3 Weeks & 2 Days (2007)

4 ay 3 hafta 2 gün, kürtajın yasak olduğu zamanlarda geçen ve bunun için mecburen olmadık yollarını deneyen iki kader arkadaşının en zor gününe odaklanmış ödüllü bir film. Harika atmosferi ve gerçekçi tutumuyla kadınların gözünden bakmaktan başka bir niyeti olmayan gerçek bir başyapıt.

Steel Magnolias (1989)

Kadın gücünü en etkili şekilde gösteren ve birlikten kuvvet doğar mesajıyla gösterime çıktığı dönem oldukça ilgi gören yapım, kadın filmleri denilince her daim akla ilk gelenlerden olmayı başarıyor. Çelik Manolyalar 22 yaşındaki Julia Roberts’a ilk Oscar adaylığını getirmişti.

Frida (2002)

Gerçek adı Magdalena Carmen Frida Kahlo Calderon olan, bizler tarafından Frida Kahlo olarak bilinen ressam, acıların çocuğunu açık ara geride bırakacak trajedilerle dolu bir yaşama sahipti. Hayata olan tutkusu ve yaşama sevinci onu yapmak istediklerinden asla alıkoyamadı. Kariyerinde belki bir daha böyle bir performans sergileyemeyecek olan Salma Hayek’in En İyi Kadın Oyuncu adaylığı başta olmak üzere, 5 dalda Oscar adayı olan film, Makyaj ve Müzik dallarında ödüle ulaşmıştı.

The Hours (2002)

Sezonun en çok ön plana çıkan ismi Bu film sayesinde Nicole Kidman Virginia Woolf’a hayat verdiği tekinsiz performansı ile Oscar başta olmak üzere pek çok ödülü evine götürmeyi başardı. Film Woolf’un ünlü eseri Mrs. Dalloway üzerinden üç farklı dönemde yaşayan kadınların hikayesini anlatıyor. Hepsi keşiflerle dolu yolculuklara çıkıyor ve sonunda kendileri için en iyi olana karar verip harekete geçiyorlar…

Zerre (2013)

Flmde her şeye rağmen onurlu duruşunu bozmayan Zeynep’in (Jale Arıkan) engelli kızı ve yaşlı annesiyle verdiği yaşam mücadelesi anlatılıyor. Zerre gerçekçiliği, doğallığı ve oyunculuklarıyla harikalar yaratmış bir filmdir.

Incendies (2010)

Annelerinin ölümünün ardından bir avukatın verdiği mektupla Lübnan’a doğru yola çıkan ikiz kardeşler Jeanne ve Simon, savaşın gerçekliğini çok acı bir biçimde öğrenirler. Özellikle filmin sonundaki acı sürpriz yürek parçalayan cinsten olsa da film kesinlikle izlenmeli.

The Stoning of Soraya M. (2008)

İran’da zina yapmakla suçlanan bir kadının recm edilerek katledilişini anlatan filmin özellikle son sahnesini izlemek çok zor olsa da, kadınların kapalı toplumlarda yaşadıklarını görmek adına önemli bir film ‘Soraya’yı Taşlamak’.

August: Osage County (2013)

Kanserden ölmek üzere olan ve bütün yaşamını ailesinin üzerinde kurduğu baskının üzerinde sörf yaparak geçirmiş bir kadın, onun için hayatını vermiş iki insandan birini, kocasını kaybederse ne olur? August: Osage County aslında hiç de oturmamış, yer yer konsantrasyonunu kaybeden bir senaryoya rağmen hemen tümü kadın karakterleri oynayan muhteşem kadınlar sayesinde bir güç gösterisine dönüşüyor. Meryl Streep başka bir oyuncu tarafından pasif agresif abartılara bürünebilecek Violet Weston’da inanılmaz bir ekonomi sergiliyor. Julia Roberts ise çok başarılı bir Barbara. 

La Môme (2007)

Bütün zamanların en aykırı, en fütursuz kadınlarından birinin yaşamının hiçbir yönü atlanmadan özgün bir anlatımla aktarıldığı bir film ‘La Môme’. Olivier Dahan, filmde doğru atmosferi yakalamış ve içine Piaf’ın özgün dalgalanmalarını, çelişkilerini başarıyla oturtmuş. Bu dengesizlikten güzel bir sinema dili çıkarmış. Edith’in çocukluğunu oynayan Manon Chevallier ve Pauline Burlet’nin de hakkını yememek lazım.

The Piano (1993)

Muhteşem oyunculuklarıyla izleyen herkesi kendisine hayran bırakan bir başyapıt, soundtrack’i de en az oyunculuklar kadar harika olunca bu film izleyeni müptelası yapıyor ve her akla geldiğinde tekrar izletiyor kendini. Holly Hunter’ın dilsiz bir kadını canlandırarak, sıfır dialogla En İyi Kadın Oyuncu Oscarı’nı kazandığı, Anna Paquin’in ise henüz 11 yaşında En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Oscarı’nı kucakladığı ‘The Piano’ özellikle Holly Hunter’ın piyano çalarkenki sahneleriyle kült filmler arasına girmeyi başarıyor.

Antonia’s Line (1995)

Ana karakter Antonia’nın çekip çevirdiği bir ailenin 4 kuşak yaşamını izlediğimiz bu filmde, anaerkil bir toplumda yaşam nasıl olur onu anlatıyor yönetmen bize. Lirik ve keyifli anlatımıyla, su gibi akan senaryosuyla Hollanda’ya En İyi Yabancı Dilde Film Oscarı’nı kazandıran bu harika film, her kadının mutlaka izlemesi gereke bir baş yapıt.

Die Fremde (2010)

Türkiye’de kariyerinin başında oynadığı porno filmler sayesinde hala dalga geçilen ama Amerika’nın en iyi dizilerinden birinde oynamayı başaran Sibel Kekilli’nin çok iyi bir oyuncu olduğunu kanıtladığı filmdir ‘Die Fremde’. Gurbetçi bir ailenin kızı olan Umay’ın evlenip Türkiye’ye yerleşmesi ve kocasıyla anlaşamayıp Almanya’ya baba evine geri dönmesiyle başlayıp, çocuğuyla tek başına bir kadının yaşadığı baskı ve zorlukları anlatan film, Derya Alabora, Settar Tanrıöğen ve Sibel Kekilli’nin inanılmaz oyunculuklarıyla zirveye çıkıyor. Başta Almanya olmak üzere birçok ülkede ve festivalde En İyi Film ve En İyi Kadın Oyuncu ödüllerini kazanan çok güçlü bir dram.

Blue Jasmine (2013)

Woody Allen, son filmi “Blue Jasmine”de başrole Cate Blanchett’i oturtup bir tür modern ‘İhtiras Tramvayı’ çekmeye soyunuyor. Neredeyse her şeyi filme adını da veren Jasmine’in gözünden izlememize rağmen, diğer karakterlerin Jasmine’e bakışı sıklıkla bizim filme olan bakışımızı da dönüştürüyor. Yer yer Jasmine bile kendine katlanamıyor; hiçbir şeyi kalmamasına rağmen her şeyi varmış gibi davranmakta ısrar eden bu kadın, olduğu gibi davranmayı öğrenmeye çalışıyor. Hayatında bir erkeğin belirleyici rolü olmaksızın da bir yerlere gidebileceğini kendine ve başkalarına kanıtlamaya teşebbüs ediyor. 

Black Swan (2010)

Mükemmelliğin peşindeki genç ve narin balerin Nina’nın ve bu mükemmel tablonun içine sızan karanlığın öyküsü “Black Swan”. Mükemmelleştikçe kirlenmenin öyküsü. Aronofsky mükemmelliğin zannedildiği kadar ‘güzel’ olmadığını, ama her ne olursa olsun görkeminden hiçbir şey kaybetmediğini gözler önüne seriyor. Beyaz kuğuyla siyah kuyunun birbirlerinden çok da farklı olmadıklarını, aksine birbirlerini var ettiklerini iddia ediyor. Keskin çizgiler çiziliyor, sonra bu çizgiler yumuşayıp birbirine karışıyor…

Frances (1982)

1930’ların Hollywood’unda güzel, zeki ve sıra dışı bir kadın. “Star” olmaya giden yolun ortasında tersine dönen bir hikâye. Akıl hastaneleri, lobotomi tedavileri, yok olan bir kariyer, yeniden hayata tutunma çabaları, “parlak ışıklar”dan çok uzaklarda bir son. Hollywood’un en trajik öykülerinden birini, Frances Farmer’in hayatını anlatan film Jessica Lange’ye en iyi kadın oyuncu dalında bir Oscar adaylığı getirmişti. Frances Farmer’a adanmış çok meşhur bir Nirvana şarkısı olduğunu hatırlatmayı unutmayalım.

Rosa Luxemburg (1986)

1919’da katledilen Alman sosyalist Rosa Luxemburg’un devrimci mücadeleye adanmış hayatı 1986 yılında Margarethe von Trotta tarafından beyaz perdeye aktarıldı. Alman sinemasının yetiştirdiği en önemli aktristlerden biri olan Barbara Sukowa ortaya koyduğu unutulmaz Luxembourg portresi ile Cannes Film Festivali’nde en iyi kadın ödülünü kazandı.

Afife Jale (1987)

Sahneye çıkan ilk Müslüman Türk kadını unvanını taşıyan Afife Jale’nin sayısız zorluk ve engellemelere rağmen vazgeçmediği tiyatro tutkusunun, üstesinden gelemediği uyuşturucu bağımlılığı ile bir akıl hastanesinde son bulan 39 yıllık trajik hayatının hikâyesi. Tarihimizin unutulmaya yüz tutmuş bir sayfası olan Afife Jale’yi yeni nesillerle tanıştıran filmde sanatçıyı Müjde Ar canlandırmıştı. Afife Jale, çok genç yasta yitirdiğimiz fotoğraf sanatçısı Şahin Kaygun’un gerçekleştirme fırsatı bulabildiği iki sinema filminden -diğeri Dolunay- ilki olma özelliğini taşıyor.

Hannah Arendt (2012)

Rosa Luxemburg’dan tam 26 sene sonra bir Von Trotta – Sukowa işbirliği daha. 20 yy. düşün ve siyaset tarihine damga vurmuş iki önemli kadını beyaz perdede canlandırmak Barbara Sukowa’nın şansı olsa gerek. Düşünür ve siyaset bilimci Hannah Arendt’in meşhur “Kötülüğün Sıradanlığı” kitabına konu olan Nazi savaş suçlusu Adolf Eichmann’ın duruşma sürecine odaklanan film, eleştirmenler tarafından Rosa Luxemburg kadar başarılı bulunmasa da ilgiye değer bir yapım.

Camille Claudel 1915 (2013)

Film, Fransız heykeltraş Camille Claudel’in hayatının tümünü mercek altına almaktansa akıl hastanesinde geçen son yıllarına odaklanıyor. Juliette Binoche ailesi, sevdikleri tarafından göz göre göre yalnızlığa itilmiş, çaresizlik içindeki Claudel performansıyla her zaman olduğu gibi yine benzersiz. Özellikle boğaza bir yumru gibi saplanan finaliyle Dumont’nun en iyi filmlerinden biri.