27.05.2018

Kara Altından Altın Mikrofona: Unutulmaya Karşı Bir İsyan Belgeseli

Sadece Film Yapmak Değil Yaşamda Anılar Bırakmak

Belgesel yönetmeni Metin Avdaç’ın Kara Altından Altın Mikrofona isimli filmi 1963 yılında kurulan T.P.A.O Batman Orkestrası’nın hikâyesini anlatmasının yanı sıra dönemin sosyal hayatı ile ilgili çok önemli tanıklıkları izleyicilerle buluşturuyor. Bir yandan orkestrayı tanırken bir yandan da dansın, danslı partilerin 60’lı yıllarda sosyal hayat içindeki yeri ile bugünkünden başka bir gerçekliğe gidiyoruz. Filmin kurgusu da o yılların atmosferine gidebilmemizde çok önemli bir katkı sağlıyor. Anlatılanlar, görüntüler, müzik ve şarkı sözleri ile bütünlük oluşturuyor.

Türkiye Petrolleri çalışanlarının arasındaki ilişkiler, arşiv görüntüleri ve o dönem çekilmiş fotoğraflarla 60’lı yıllarda Batman’da nasıl bir hayat olduğunu görüyoruz. Ayrıca Yeşilçam filmlerinden konu ile ilgili alıntılar da oldukça etkileyici. Yönetmenin fotoğrafçılıktan sonra ilk sinema deneyimlerinden olmasına rağmen belgesel ses, ışık, görüntü, kurgu anlamında oldukça başarılı Belgeselin hüzünlü nostaljik yanı müzikle dengelendiğinden beklenmedik bir anda eğlenceli bir hal alıp izleyicide de dans etme isteği uyandırıyor. Belgeselde konuşan kişiler, anlatılmak istenen dönemin, kişisel tarihlerinde iz bırakan öyle can alıcı ve duygulu anlarına değiniyorlar ki biz de onlarla birlikte o yıllara ait kendi anılarımıza dönüyoruz. Filmin başından sonuna kadar küçük yerlerin sıcak dostluk ilişkilerinin samimiyetini hissetmemek mümkün değil.

Metin Avdaç, 1962 Batman doğumlu. Batmanlıların o yıllarda kentlerinde böyle bir orkestranın varlığından onur duyduklarını belirterek, bu belgeseli yapma nedeninin o dönemde çok iyi bilinen orkestranın unutulmasına, hak etmediği yerde durmasına karşı bir isyan olduğunu söylüyor. Kendisi ile yapılan bir söyleşiden alıntı yaparak sözü yönetmene bırakalım: “İnsanın çocukluk ve gençlik dönemine ait güzel anılar vardır. Benim çocukluk dönemime ait güzel anılardan biri, T.P.A.O Batman Orkestrası. Çok dinledim orkestrayı. Düğünlerde, özel gecelerde, çocuk balolarında. İşte bu orkestranın belgeselini yapmak onur verici oldu benim açımdan. Batmanlı biri ancak bu belgeseli yapabilirdi. Yaşanmış duygular var, bunları bilmeseniz, samimiyetle algılamasanız iyi bir film ortaya çıkmazdı.”

Yönetmeni haklı çıkaran en önemli sahnelerden biri grubun solisti İlhan Telli ve bas gitaristi Çetin Oral’ın buluşmaları. Belgeselin çekimleri sırasında Metin Avdaç sadece yönetmenlik yapmakla kalmıyor, orkestranın artık ayrı şehirlerde yaşadıkları için on yıldır görüşemeyen iki dostunun yeniden bir araya gelmesine aracı oluyor. Çetin Oral ve eşi, İlhan Telli’nin Seferihisar’daki evine sürpriz bir ziyaret yapıyorlar. Yönetmen de kamerası ile bizi de bu duygusal ana ortak ediyor.

Yönetmeni Belgesel Çekmeye Götüren Yol

Metin Avdaç’ın çocukluk döneminde sinemaya olan tutkusu onu daha sonraki yıllarda önce fotoğraf çekmeye yöneltmiş. Fotoğraf ile ilk tanışması ortaokuldayken yaz tatilinde bir fotoğrafçının yanında çalışmaya başladığı zaman olmuş. Bundan yıllar sonra yirmi üç yaşındayken kendisine bir fotoğraf makinası alıyor ama 1998 yılında İFSAK’ta fotoğraf eğitimi alana kadar disiplinli bir şekilde fotoğraf çekmiyor. İFSAK’taki eğitimden sonra doğa ve yaşam fotoğrafları çekiyor. Zaman içinde belgesel fotoğrafçılık onu daha çok etkiliyor. İlk belgesel filmini yapana kadar üç belgesel fotoğraf çalışması yapıyor.

2002 yılında “Işığımızın Emekçileri”, 2003 yılında “Torakçılar” ve 2004 yılında “Beyaz Saray”. Yönetmen fotoğrafın gözünü, dünyaya bakışını çok geliştirdiğini belirtiyor. İşte bundan sonra asıl olan çocukluktaki tutkusuna kavuşma zamanı, 2005 yılında sinemaya geçiş yapmasıyla oluyor. Yönetmenin sinema tutkusunun kaynağı Yılmaz Güney’in filmlerine duyduğu hayranlık. Belgesel sinema yapmasının nedeni ise kurmaca sinemaya göre daha cesur ve gerçekçi ve aynı zamanda samimi bulduğu için.

Fotoğraf İnsan Gözünü Eğitir

Yönetmen Metin Avdaç, sinema yaparken fotoğrafı da bilmenin yönetmenlik kimliğine çok katkı sağladığını düşünüyor. Yıllarca çalıştığı belgesel fotoğrafların onu eğittiğini ve özgüven kazanmasına neden olduğunu belirtiyor. Sinemaya atılacak genç arkadaşlara önerileri var: Fotoğraf, insan gözünü, ışığı, kadrajı, kompozisyonu öğretir. İyi fotoğraf çekmeyi öğrenin. Sizi teknik anlamda da geliştirir, pratikleşmenizi de sağlar.

Kara Altından Altın Mikrofona belgeseli 2009 yılında Pera Sineması’ndaki galadan sonra birçok yerde gösterildi. 2010 yılında TRT Belgesel Film Yarışması’nda Ulusal Profesyonel Dal Birincilik Ödülü’nü aldı. Ayrıca 2009 yılında İstanbul Uluslararası 28. Film Festivali’nde, gene aynı yıl 46. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde gösterilerek bu festivalde Belgesel Film Yarışması’nda da finalist oldu.

Kara Altından Altın Mikrofona belgeselini youtube’dan izlemek mümkün.

Yönetmenle yapılan bir söyleşi için tıklayın