30.05.2017

KARA DİZİ (Film Noir Üzerine Yazılar): Gilda

Stephen King’in “Rita Hayworth’u Seven Adam” adlı öyküsünü okudunuz mu? Cevabınız hayır da olsa, bu öyküden uyarlanan filmi seyretmemiş olmanız imkânsız. “Esaretin Bedeli”nden söz ediyorum; yıllardır IMBD En İyi Filmler listesinin ilk sırasında yer alan, belki çoğumuzun favori filmi olmasa bile defalarca seyrettiğimiz, kalbimizde önemli bir yer edinmiş o filmden. Esaretin Bedeli’nde bir Rita Hayworth posterinin nelere kadir olduğunu, özgürlüğe çıkan yolun başlangıcını teşkil ettiğini hatırlarsınız. Gilda hakkındaki yazıma neden böyle bir girizgâh yaptığımı da tahmin etmişsinizdir. Zamanının en ünlü aktrislerinden Rita Hayworth nesiller boyunca popüler kültürdeki etkisini sürdürdü. Güzelliği, yeteneği ve gizemli aurasıyla benzerine nadir rastlanan Hollywood ikonlarından biriydi.

Bu haftaki kara filmimiz Gilda, E.A. Ellington’ın aynı adlı kısa öyküsünden uyarlama. Macar asıllı meşhur sinemacı Charles Vidor’un yönettiği film henüz başlamadan, ekranda kocaman harflerle RITA HAYWORTH yazısı beliriyor. Hayworth gibi bir starın şöhretinden yararlanmak, Hollywood’un gözü açık yapımcılarından beklediğimiz bir hareket elbette. Ki Gilda’nın, genç aktrisin şöhretine şöhret katan film olduğunu da unutmamak gerek. Nitekim pek çok film noir’da olduğu gibi burada da, filme adını da veren Gilda karakteri femme fatale olarak çok önemli bir konuma sahip. Hayworth’un incelikli ve bazı yönleriyle alışılmadık femme fatale yorumu filmin gücüne güç katıyor. Şarkı söyleyişini işittiğimiz andan itibaren tıpkı Johnny gibi biz de Gilda’nın cazibesine koşulsuz kapılıyoruz. Hayworth ve Gilda’nın personaları perdede birleşip büyüsüne büyü katıyor.

Johnny adlı genç bir aylağın Ballin Mundson adında bir gazino patronuyla tanışmasının ardından daha varlıklı ve nüfuzlu bir hayata adım atmasıyla başlıyor film. Bir süreliğine ortalıktan kaybolup gazinonun yönetimini geçici olarak Johnny’ye bırakan Mundson geri döndüğünde yanında çiçeği burnunda karısı Gilda’yı da getiriyor. Gilda’yı ilk kez gördüğümüz sahnenin hemen akabinde Ballin, Johnny’ye “Üçümüzün de geçmişi yok, sadece geleceğimiz var. İlginç değil mi?” diyor. Bununla ilintili olarak kara film, geçmişi olmayan veya geçmişini yok sayan insanların puslu bir şehirde, ölümcül kadınlar eşliğinde -ya da onlara rağmen- hayatta kalma hikâyeleri olarak da değerlendirilebilir. ‘Hayatta kalmak’ bazen bir gizemi açığa kavuşturmak, bazense bir çıkmazdan kurtulmak olarak zuhur eder. Yemek masasında Gilda, Ballin ve Johnny “üçümüze” diyerek kadeh kaldırdıkları anda, çok yakında işlerin sarpa saracağını, kara filmin karanlığının filmin her zerresine şiddetle sızacağını biliriz. Film noir’ın genelde bir janradan ziyade ruh hali olarak görülmesi de belki bundandır; Rian Johnson’ın Gilda’dan neredeyse elli sene sonra Brick adlı filminde yaptığı gibi, yeri gelir bir lisede geçen noir bile çekebilirsiniz. Her şeyden öte, bir filme buram buram sinen ruh hali oluşturur noir’ın özünü. Johnny, Miguel adlı gizemli yabancıya neden kumar oynamadığı halde gazinoda vakit geçirdiğini sorduğunda aldığı cevap bunu pekiştirir gibidir: “Buranın atmosferi her zaman ilgimi çekti. Artık aklımı başımdan alıyor.” Bu cümle bir film noir seyircisi olarak bizi de aynalar. İyi çekilmiş noir’ları, aklımızı başımızdan alan atmosferlerine kapılarak, bir tür hipnoz halinde izleriz.

Bir önceki paragrafta sıkça sözünü ettiğim yemek sahnesinde, aslında femme fatale’in de kusursuz bir tanımı yapılır. Ballin’in asasının bir kadın mı erkek mi olduğuna dair mecazi bir soru üzerine Johnny, “Kadın,” der, “çünkü bir şey gibi görünürken birdenbire bambaşka bir şeye dönüşüyor.” Femme fatale, görünenle görünmeyenin, gerçekle hayalin birbirine karıştığı, çöldeki serabı andıran bir imgedir aslında. Gilda da bu imgenin neredeyse kusursuz oluşturulduğu, adeta bir femme fatale güzellemesidir. Her ne kadar Gilda’ya baktığımızda dramatik yapısı güçlü bir senaryoyla karşılaşsak da, noir ‘ruhu’ ve femme fatale büyüsü olmadığı sürece Gilda’nın etkisini koruyacağını zannetmiyorum. Olay örgüsü Gilda’nın aurasının etrafında şekillenen birtakım irili ufaklı gelişmeden ibarettir. Vidor, birbirinden pek farklı pek çok öğeyi ustaca bir araya getirerek günümüzde hâlâ sinema tarihinin kaydadeğer yapıtları arasında sayılan müstesna bir kara filme imza atmıştır. Ne diyelim, yaşasın kara film, yaşasın Rita Hayworth, ve pek tabii, yaşasın Gilda!

Sırada: Out of the Past