06.09.2017

Karakter Mutfağı: Berfo

Konuk Yazar: Serkan İmre

Narsist Bir Karakter

35 yıl önce Cudi dağlarında bir grup eşkıya jandarma tarafından yakalanır. 35 yıl içinde eşkıyaların hepsi ya hastalıktan ya da bölgedeki hesaplaşmalardan ötürü can vermiştir. Biri dışında; Baran… Baran 35 yıl sonra hapisten çıkınca ilk işi köyüne dönmek olur. Oysa doğduğu topraklar şimdi baraj suları altındadır. Geçmişin izlerini sürmeye başlayan Eşkıya, yıllardır bilmediği bir gerçeği öğrenir. Hapse düşmesine en yakın arkadaşının ihaneti neden olmuştur. Bu arkadaş, Eşkıya Baran’ın çocukluk aşkını Keje’yi kaçırarak İstanbul’a yerleşmiştir. Eşkıya ne İstanbul’u ne de arkadaşının adresini bilmemektedir. Yıllar sonra hapishaneden çıkan Eşkıya önce köyüne gider . Köyü ve yaşadığı yer büyük bir değişim içinde olsa da Baran’nın Keje ‘ye olan aşkı hala dün gibidir. Bu sevda onu kendiyle beraber başka bir yolculuğa ve başka bir yaşam hikayesine sürükleyeceğinden habersiz İstanbul’ un yolunu tutar.

Trende, Tarlabaşı’nın arka sokaklarında büyümüş, pavyon, kumarhane, uyuşturucu dünyasının içinde yaşayan Cumali adlı genç bir adamla tanışır. Onla birlikte İstanbul’a gider ve kendisinin derdinin yanında bir de Cumali’nin derdiyle uğraşmaya başlar. İstanbul ve bu karanlık sokaklar adım adım sevdiği kadın Keje’ ye yaklaştırır Eşkıya’yı… Buradaki asıl husus Eşkıya’nın 35 yılana mal olmuş Berfo karakteridir . Berfo kırsal alanda yaşayan ekonomi ve güç sahibi; o ana kadar istediği her şeyi yaptırmış güç ve iktidar kavramlarını elinde tutmuş narsist özellikli bir karakterdir. Öyle ki Eşkıya Baran’ın sevdiği kadını elinden alacak ve onu hapishaneye kadar gönderecek hırsa ve ihtişama sahiptir. Bir hesaplaşma hikâyesi gibi görünse de iktidar sahibi narsist bir karakterin gücü elinde bulundurduğunda neler yapacağına dair bize ipuçları verir. Onu sevmeyen Keje‘yi bile 35 yıl yanında zorla tutmaktan aciz kalmayacaktır. Eşkıya ile Berfo‘ nun karşılaşması bize Berfo‘nun karakter yapısı hakkında bilgi verir.

Eşkiya: Bana niye ihanet ettin Berfo

Berfo: İhanet ha. Demek sen benim yaptıklarıma ihanet diyorsun. Peki eyi oyle olsun. Şimdi ben sana şoyle desem. Ben bunları yaptım çünkü aşıktım ben.

Yani vurulmuştum. Ölüyordum aşkımdan. Bunun üzerine kim bana ne diyebilir ha? İhanet ne? Aşkım için yaptım ulan. Ahlaksızlık mı? Evet yaptım ben en yakın arkadaşımı seni jandarmaya ihbar etmiş adamım. Sen yapabilir miydin benim yaptığımı ha? En sevgili arkadaşına ihanet edebilir miydin? Onu jandarmaya ihbar edebilir miydin? Arkadaşının altınlarını çalabilir miydin?

O altınlarla arkadaşının sevdiği kadını anasından babasından satın alabilir miydin? Arkadaşını ölüme gönderebilir miydin? Ama ben yaptım. Aşkım için şimdi söyle bana hangimizin aşkı Keje’ye daha büyük ha? Hangimizin? Hangimiz Keje için bu kadar günaha girmeyi göze alabildik? Bu aşk için ben cehennemde yanmaya hazırım ya sen?

Yaşanan bu diyalogda Berfo’nun karakter özellikleri yanı sıra onun narsist benliğinin haklılık payı olarak gördüğü gerekçelerde ortaya serilmiştir.

Sinema insanın aynasıdır, yaşamının arka planındaki görünmeyenleri, görülmesini istemediklerini, hayallerini, umutlarını, kaygılarını bir rol modeliyle aktarımıdır. Aslında izlediğimiz her rol gerçek hayatımızdan bir kesittir; hayallerimiz, umutlarımız, kaygılarımız, acılarımız ya da tutkularımızdır. Oyuncular da sadece birer “elçi”dir, bizim perdeye yansımış hallerimizdir aslında. Birçok filmde, filmin hepimiz için farklı anlamlar ifade eden bir sahnesinde kendimizi bulmamız, kendimizle ilişkilendirmemiz hatta o sahnelerin üzerimizde psikolojik bir etki yapması da bundandır.

Bazen bizimle benzer sorunları yaşayan bir oyuncunun bu sorunlarını nasıl çözdüğünü kendimize model alırız; biz de öyle çözmeye çalışırız. Bazen bizim çözümleyemediklerimize çare ürettiği için ona hayran kalırız. Bazen o karakter bize uzun zamandır bastırdığımız bir kaybı, yası, acıyı çağrıştırır, yıllardır kimse görmesin diye saklanılmaya çalışılanı ortaya serer. Bazen o oyuncuyla birlikte ağlarız, korkarız ya da mutlu oluruz. İzleyici rolünden çıkıp filmin gerçek kahramanı ya da intikam peşinde koşan kötü karakteri olabiliriz; o bizizdir aslında, bizim yansımamızdır. Bazen de belki de yıllardır bilinçaltımıza bastırdığımız bir sorunumuzu o sahne ya da oyuncularla fark ederiz. Filmler bize bütün bu farkındalıkları, iç yolculukları, keşifleri sağlaması açısından da belki de sanatın en değerli, özgün, yaratıcı dalı olarak görülebilir.

Narsist kişilik bozukluğu erken dönem çocukluk yaşantılarına dayanır. Çocukluk çağında yaşanan korku başarısızlık ya da bağımlılık ihtiyaçlarını ne derinliğinin yokluğu ya da patoloji sonucu ihmal eleştiri ya da olayla karşılık görmesi narsist kişilik bozukluğunun gelişmesine zemin hazırlar.

Narsizm; kişinin kendini sevmesi, çok sevmesi hatta kendine tapması. Psikoloji de en belirgin ruhsal hastalıklardan biridir. Freud’un deyimiyle; ‘’dış dünyadan soyutlanan libidonun yani cinsel enerjinin egoya yönlendirilmesidir.’’ 

Narsisizm, örneğin bir bireye aldığı her türlü kararın doğru ve yerinde olduğu fikrini verir. Narsist birey kendisiyle birlikte kişinin ve bulunduğu ortamın da mükemmel, en önde maksimum performans gösteren bir yapıya sahip olduğuna inanır. Güç, statü, mükemmellik ve saygınlık kavramlarıyla aşırı ilgilidir. Yaşam ‘’ Kazan ya da öl ‘’ tarzında ayrımlaştırılır; ona göre dünya kazananlardan ve kaybedenlerden oluşur. Tek amacı her durum ve koşul altında en önde olmaktır.

Karakter açısından her şeyi gerçekleştirmek ve her yolu denemek mümkündü. Bunun içinde elinden geleni yapmaktan da geri durmadı. Aşk kisvesi altında birçok zorbalığa el sürmek, şiddeti kullanmakta onun karakter yapısı açısından kaçınılmazdı.

Karakterin yaşadığı anı tam bir savaş hali olarak görmesi içinde bulunduğu psikolojik yapısının neredeyse kısa bir özeti gibiydi. Öyle ki Keje’nin onun aşkına cevap vermesi için Keje’ye işkenceler edip sokaklara atmıştır. İstediği olsun diye ona yapmadığı kötülük kalmamıştır. Berfo açısından diğer bir durum ise hayat boyunca kazanmaya ve iktidar da olmayı tercih etmiş olmasıdır. Bu durum karşısında büyüklenmeci tavrını her zaman sürdürmüş; hayatını ve serveti hep şaibeli ve uygunsuz yollarla kazanmayı da bu açıdan hiçbir zaman bırakmamıştır. Medyatik ve servet sahibi olan Berfo geçmişinde karanlık bir defter bırakmış şiddetin iktidarını kurmuştu.

Berfo’nun narsist yanı onun hayatı açısından o kadar baskındır ki Keje’nin kendisini değil de Baran’ı sevmesi bile hiçbir zaman üzerinde etkili olmamıştır. Berfo, varlığını hissedebilmek için ya da diğer bir deyişle kazanan olmak istediği için bu durumdan ödün vermemiştir.

Berfo: Sevdiğin kadını kıytırık bir herifin hayatı için harcadın. halbuki o kadın seni bir ömür bekledi. hayatın sevda karşısında ne önemi var ?

Baran: Doğru… sevdanın karşısında hayatın ne önemi var?”

Berfo karakteri burada hem kendi hayatının tamamı hem de Baran karakteriyle çekişmesi ve Keje karakterine uyguladığı tutum ve davranışlarının sonucunda denilebilir ki kendisi filmin narsist bireyidir. Eşkıya filminde bugüne kadar görmüş olduklarımızın burada dışına çıkıp hem filmi başka bir gözle izleme hem de izlediğimiz bütün filmlerde yaşamdan ve sokaktan , hayattan ve gerçekten bağımsız olmadığını görmek biraz eskide kalmış birazda geleceğe yüzünü dönmüş olan filmin derinliklerine inme fırsatını elde etmiş olduk .