17.08.2017

Karakter Mutfağı: Brandon

Michael Fassbender’dan bir Oyunculuk Şöleni: Bir Seks Bağımlısının Gizli Yaşamı 

Steve McQueen’in yazıp yönettiği ve artık filmlerinin demirbaşı haline gelen Michael Fassbender ile çalıştığı Shame (Utanç) insan psikolojisinin derinliklerine didaktik olmadan, yargılamadan ve hiç gevezelik yapmadan son derece incelikli bir şekilde dalan bir film. Bu yüzden Fassbender’ın canlandırdığı, filmin patlamaya hazır atar damarı olan seks bağımlısı Brandon incelemeye değer bir karakter. Ancak kız kardeşi Sissy’den bağımsız olarak incelemek imkansız çünkü Brandon’ın ruhunun derinliklerine giden yol Sissy’den geçiyor.

Brandon’ın seks bağımlılığı filmin ana eksenini oluşturuyor olabilir ancak McQueen bu ıstırap içindeki karakteri öyle bir yazmış ki kendisiyle empati kurmamak olanaksızlaşıyor. Zira Brandon’ın belirsizliklerden çıkagelen sorumsuz kız kardeşi Sissy (Carey Mulligan) gibi o da belli ki derin yaralara yol açmış problematik bir aile ortamının kurbanı. Bunu da direkt olarak değil ama iki kardeşin çok uzun olmayan diyaloglarındaki belli belirsiz ipuçlarından anlıyoruz. Bu sebepten, Sissy ağabeyine “Biz kötü insanlar değiliz, sadece kötü bir yerden geliyoruz” dediğinde geçmişte ikisi tarafından paylaşılmış aile içi bir travmadan söz etmek mümkün hale geliyor.

Alie içi travma

Bu travmanın niteliğinin cinsel istismar olabileceği veya aile içi fiziksel ya da sözel şiddetin iki kardeşi birbirine alışılmadık derecede yakınlaştırmış olma ihtimalini içeren bir teori ortaya atak mümkün. Bu da ikisinin birbirinin yanında hem fiziksel hem de ruhen çırılçıplak kalmaktan imtina etmemesinden kaynaklanıyor. Öyle ki seyircinin kafasında bu ilişkinin ensestin kıyılarında gezdiğine dair soru işaretleri bırakacak kadar. Ancak ensest var ya da yok, Brandon’ın Sissy’e karşı olan katı tutumu, onu hayatına dahil etmekteki isteksizliği Sissy’nin ikisinin ortak geçmişini temsil etmesi ve unutmak istediği bir hayatı ona hatırlatması yüzünden. Brandon’ın Sissy’e olan tüm acımasız davranışlarına rağmen onu derin bir şekilde sevdiği ise bir gerçek ancak Brandon için bu sevgi onun duygusallıktan uzak, pornografik ağlarla ördüğü hayatını zorlaştırmaktan başka bir işe yaramıyor.

Brandon seks düşkünlüğünün anormalliğinin farkında olup Sissy tekrar hayatına girene kadar bununla yaşamayı başarırken yani hem mesleki hem de sosyal hayatın kıyısında suya sabuna değmeden gezinirken içindeki o büyük duygusal boşluğu seks ile doldurmaya çalışıyor. Velhasıl devamlı kaçışta. Ve bir gün birileri onun bu çekici maskesinin altındaki yüzeyselliği anlayacak diye bir yandan ödü koparken öte yandan bu ıstıraba son vermek adına büyük bir ihtimalle yakalanmayı bekliyor. Pornografi siteleriyle doldurduğu iş yerindeki bilgisayarı bir virüs nedeniyle incelenmeye götürüldüğünde “artık sonum geldi” diye düşünürken belki de böyle bir sonu aslında hak ettiğini düşünüyor.

İki kardeşte farklı tezahüler

Kendisinin seksi duygusal yakınlıkla bağdaştırmaktaki isteksizliğini ya da bunu beceremediği gerçeğini elindeki bütün pornografik malzemeleri çöpe boşalttıktan sonra iş yerindeki Marianne’i hiç adeti olmadığı bir şekilde yemeğe çıkarmasıyla değiştirmeye çabalaması da Brandon için büyük bir adım. Ancak hoşlandığı, duygusal bir yakınlık hissettiği Marianne onun aniden gelen iktidarsızlığının simgesi olurken aynı otel odasında Marianne’den hemen sonra bir fahişe ile seks yapabiliyor çünkü fahişenin gözünde Brandon bir yabancı. Marianne ise onun en sevdiği dönemin 60’lı yıllar olduğunu bilen, başındaki saklı yara izinin sebebini paylaştığı kişi.

Brandon’ın ve Sissy’nin geldikleri “kötü yer”in etkileri iki kardeşte farklı şekillerde tezahür ediyor. Sissy de bu doyurulamaz bir sevgi ve ilgi açlığı şeklinde baş gösterirken ve seksi bu ilgiyi hissetmek için bir aracı olarak kullanırken, Brandon da duygusallıktan uzak cinsel maceralar yaşamak ve pornografi bağımlılığı olarak tezahür ediyor. Brandon için Sissy kendisinin özenle kurduğu bu sırça fanus için bütün feminenliği, kırılganlığı, ve ağabeyi karşısında sergilemekten çekinmediği bedeniyle bir tehdit. Nitekim Brandon’ın duyduğu utanç ile kontrolünü kaybetmesi, cinselliğin karanlık ve tekinsiz sularına bodoslama dalarak kendisine bilerek zarar vermeye ant içtiği bir gecenin sabahında yaşadığı o büyük çöküş tesadüf değil. Bütün bunlar son derece yaralı ve acı çeken bir ruha işaret ediyor. Böylece Brandon, Michael Fassbender’ın methiyelere boğulası oyunculuğu ile beraber, bütün ıstırabıyla beyaz perdenin sınırlarını aşıp sinemaseverlerin göğsüne yumru gibi oturan bir karakter olarak akıllara kazınıyor.