06.05.2016

Karakter Mutfağı: Derek Vinyard

Yaptıkların hayatını daha iyi hale getirdi mi?

İngiliz yönetmen Tony Kaye’in ilk uzun metrajlı filmi American History X. Bizdeki adıyla Geçmişin Gölgesinde.

Edward Norton, Derek Vinyard adındaki neo-nazi bir karaktere hayat veriyor. Üç ayda alınan onbeş kiloluk kas kütlesi ile, De Niro’nun Raging Bull denemesine yakın bir sıklet… Metot oyunculuğun sınırlarını zorlarken görüyoruz kendisini. Primal Fear’dan eser yok. Fight Club’ın henüz olmadığı yıllar…

Derek Vinyard karakteri, ilk etapta Joaquin Phoenix’e önerilmiş ancak Phoenix karakteri abartılı bulduğundan bu öneriyi kabul etmemiştir. O dönem Er Ryan’ı Kurtarmak filmindeki Ryan karakteri için ise Edward Norton düşünülmüş, Norton rolü kabul etmeyince Matt Damon rolü kapmıştır. Daha sonraları Tony Kaye bir röportajında, Oscar adaylığı getirmiş olmasına karşın American History X filmi için Norton tercihinin yanlış olduğunu vurgulamıştır. Gerek yapımcı şirket New Line Cinema, gerek Norton ile olan anlaşmazlıklar, Tony Kaye ile yapımcı şirket arasında birtakım yasal uyuşmazlıklara, davalara neden olur. Filmin finali konusundaki anlaşmazlıklar halen tartışma konusudur. Norton’un tüm bu sorunlara rağmen Roberto Benigni ile (Life is Beatiful) heykelcik yarışında mücadele ettiğini ama gülen taraf olamadığını da ekleyelim.

Çekildiği yıl (1998) ile aynı dönemi anlatan hikâye; Los Angeles, Venice Beach’te cereyan eden ırkçı çatışmaları odak noktasına alarak, Venice Beach Lisesi’nde okuyan bir çocuğun (Danny Vinyard) gözüyle abisi Derek Vinyard’ın hayatından bir pasaj sunuyor. Dolayısıyla olay örgüsü, dönemin Amerikası hakkında da bilgiler sunması açısından önemli.

Beyaz ve siyahlar arasında gelişen ırkçı çatışmalar, Venice Beach’i eşsiz doğasına rağmen oldukça güvensiz bir yaşam alanı haline getirmiştir. Okul müdürü, Danny’e, abisi ve ailesi etrafında gelişen bu çatışmaların yorumlandığı bir makale yazmasını ister. Amacı, dışarıdaki hayattan Danny’i çekip çıkarmak, çatışmalardan izole ederek çarpıtmalardan kurtarmak, en azından onu okulda tutarak sağlıklı bir birey haline dönüştürmektir. Danny’nin bir günlük, abisi Derek’in ise üç yıllık hikâyesinin anlatıldığı bu makalede amaç, doğru soruları sordurmaktır aslında.

Derek Vinyard’ın yaşantısı, kardeşinin gözünden iki buçuk kategoride ekrana yansımakta bu anlatımda. Birinci kısım, renkli sahnelerle anlatılan hapisaneden çıktıktan sonraki güncel hayatı, ikinci kısım üç yıl önce hapse girmesine neden olan sürecin anlatıldığı siyah-beyaz flashback’ler, yarım kısmı da bu flashback’lerdeki “dönüşüm” parçalarının bütünü olarak tanımlayabiliriz.

Hapse girmeden önce neo-nazist yaklaşımın çok sert dışavurumunu görüyoruz Vinyard’da. Kaldırımda siyahi bir adamın çenesini dümdüz ettikten sonra attığı bakış. Market baskınında vandalizmin doruklarına çıkmadan önce yaptığı tirat; Hitler’in “İnsanlar kitaplarla değil hitaplarla elde edilir.” mottosunu getiriyor akla. Annesinin eve getirdiği Yahudi sevgilisinin neden olduğu gerilim ve sonrasında atan sigortalar.. Vinyard, bütün bunları yaparken kafasında kurguladığı birçok çarpıtmadan faydalanıyor. Temel felsefeye neden olan temel çarpıtma; “serseri olma, bir şeyin parçası ol” fikriyatının odağında gelişiyor. Babasının, -bir itfaiyeciyken siyahi bir adam tarafından öldürülmeden önce- Derek’in fikirlerinin olgunlaşması sürecinde katkısı büyük. Beyaz, anglo-sakson ve protestan olmayan insanlara Amerika hükümetinin tanımış olduğu haklar, yoksulluk perdesi altında işlenen suçlar… Zincirleme reaksiyon ve yanlış sorular babasından Derek’e, Derek’den kardeşi Danny’e geçiyor. Burada babadan atılan nefret tohumlarının çocuklarda felakete dönüşmesi süreci, onarılamaz hataların işaret fişeği olarak yorumlanabilir.

Hapisane hayatının anlatıldığı ikinci bölümde ise, dönüşüm sürecinin emareleri yavaş yavaş gün yüzüne çıkıyor. Nazilerin uyuşturucu konusunda Meksikalılarla iş tutması, bunu yaparken ideolojinin bir kenara atılması, siyahlardan beklenen kötülüğün beyazlardan gelmesi, siyahi bir adamın kader arkadaşlığı gibi nedenler Derek’in şeytanlaştırılan düşüncelerinin sarsılmasına yol açmakta. Okul müdürü rehberliğindeki teorik söylemlerin, pratiğe dönüşmeye başladığı birtakım sorgulamalar sonucunda Derek’in naif bir insana dönüştüğünü görüyor ve kabus bitiyor gibi hissetmeye başlıyoruz. Bu evrilme sürecinde, neo-nazist hayatın çok sert ve keskin veya vurucu, dönüşümün ise hızlı ve yumuşak veya yüzeysel gösterildiği eleştirisi getirilebilir. Zira, Derek’in dönüşümleri arasındaki hissiyatları ve bunların kesişim noktaları kaba hatlarıyla verilmiş. Neyse ki olayları oldukları gibi değil de olduğumuz gibi görme konusunda kötü bir alışkanlığımızın olduğu gerçeği, rahatlıkla hissedebildiğimiz duygulardan sadece biri bu filmde.

Derek Vinyard’ın “beden dili”, filmde karakterin yarattığı ikilemi göstermek adına kullanılan önemli bir yöntem. Irkçı karakterinin arkasında fiziksel bir kas kütlesi, bir “white power”a karşın, naif karakterinde şevkatperest tavırlar ve kısa bağlanan bir kravat figürü bu dönüşümün çarpıcı argümanlarından. Duş sırasında akan pislikler bir nevi arınma sürecidir adeta. Ya yaşanmışlıklar? Onca yaşanmışlığa rağmen silinebilir mi pişmanlıklar? Duştan sonra gamalı haça yapılan o dokunuş ve ardındaki o esrar perdesi. Doğru soruları sorabilmek, belki hayatı daha anlamlı kılacak bir dahaki sefere. Ve hayat ikinci bir şans daha tanırsa eğer, her şey daha da güzel olacak.

Filmin başındaki karamsar havanın finalde renklendiğini görmekteyiz. Ne yazık ki renklenen bu hayatta Danny artık yaşamıyordur. Okul müdürü Danny’i ölmemesi için sokaklardan uzak tutmuş, gel gör ki ölüm Danny’yi okulda bulmuştur. “Öfke yüktür” demiştir Danny makalesinde. İronidir ki insanlık varoldukça bu yükün hiçbir zaman hafiflemeyeceğini göstermiştir adeta bu ölüm. Yarım kalan bir hikâyedir bu adeta.

New Line Cinema’nın kurguladığı alternatif sonda Derek’in tekrar saçlarını kazıttığı söylenir. Anlatılmak istenen amaca ihanet eden bir son olurdu bu herhalde. Tekrar bir deli gömleği giymek gerçek bir ihanet olurdu.

Derek her zaman bir alıntıyla bitirmenin daha iyi olduğunu söyler. Başkalarından alırsın, başkalarından çalarsın, böylece sağlam bitirirsin. Ben de seveceğiniz bir tanesi ile bitireceğim:

-izm’ler anlama kabiliyetimize giydirilmiş deli gömlekleridir.” Cemil Meriç