07.12.2017

Karakter Mutfağı: Jay Gatsby

Jay Gatsby: Amerikan Rüyası

“Gatsby, What Gatsby?”

Amerikan rüyasının kendine en büyük destekçi bulduğu yıllar, iki dünya savaşı arasındaki dönem. Scott Fitzgerald tam da bu sürecin ortasında, 1925 yılında, belki de en başarılı eserini okuyucusuna sunuyordu. Jazz Age döneminin en önemli eserlerinden biri olarak görülen ve 1949, 1974, 2000 ve 2013 yıllarında olmak üzere toplam dört defa sinemaya uyarlanan The Great Gatsby (Muhteşem Gatsby) yıllar içinde Amerikan edebiyatının en önemli parçalarından biri haline geldi.

Scott Fitzgerald’ın bir “başarısızlık” örneği olarak gösterdiği ve var olan tüm kabiliyetini, yaşamına dair her şeyini sunduğu eseri ne yazık ki kendisi hayattayken bu kadar ilgi görmedi. Bundan dolayı da eserini başarısızlık olarak değerlendirip, ilerde oluşacak bir enkaza benzetmişti. Başarısını hiçbir zaman göremeden, “Kayıp Kuşak” olarak değerlendirdiği kuşağın bir parçası olarak, bunalım ve mutsuzluk içinde ölmüştü Fitzgerald. Fakat akıl zayıf düşer, yetenek körelir, deha ise parıldar. Sahibinin ölümünden sonra bile parıltısını sürdürmeye devam eder.

İki dünya savaşı arasındaki kayıp süreçte, Amerikan rüyasının zirvelere oynadığı bir dönemde, bu rüyayı Jay Gatsby karakteri üzerinden işleyen Fitzgerald, Jay Gatsby’nin takıntılı bir biçimde âşık olduğu Daisy karakterini yaratırken ise hayat arkadaşı olan Zelda Sayre’dan yola çıkmıştı. Bu şekilde tüm yaşantısını, tüm düşüncelerini işleyen Fitzgerald’ın; bu önemli eserindeki Jay Gatsby karakterini, Baz Luhrmann tarafından uyarlanan ve aynı zamanda en bilinen uyarlaması olan 2013 yapım The Great Gatsby filmi üzerinden, belli başlı kitap referansları eşliğinde incelemeye koyulalım.

“Zenginler daha zengin oluyor, yoksullar da çocuk yapıyor.”

The Great Gatsby (2013)

Romeo+Juliet (1996), Moulin Rouge! (2001) ve Australia (2008) gibi yapımlarla da adından sıkça söz ettiren Baz Luhrmann’ın kendisine en büyük ünü kazandıran yapıtı ise The Great Gatsby. Önemli başrollerde; Leonardo DiCaprio (Jay Gatsby), Tobey Maguire (Nick Carraway), Carey Mulligan (Daisy Buchanan) ve Joel Edgerton (Tom Buchanan) yer alıyor. Karakter değerlendirmesine başlamadan, Jay Gatsby karakterine hayat veren Leonardo DiCaprio’ya çok büyük bir hayranlıkla, teşekkür etmekte yarar var. Bu kadar kompleks dolu, en ince detayına kadar düşünülerek yaratılmış bir karakteri canlandırırken ki başarısı muazzam.

Yoksul bir aileden çıkıp gelen fakat sürekli zenginlik ve mükemmellik hayalleriyle dolanan James “Jimmy” Gatsby, genç yaşında evini ve ailesini terk edip gidiyor. Bu süreçte İkinci Dünya Savaşına katılan, âşık olan ve sevdiği kadını elde etmek için paraya ihtiyacı olduğunu fark eden Gatsby, parayı bulmak için her yola başvurmaya başlıyor. Başvurulan bu yolların bir yerinde James ismi, daha zengin ve varlıklı duran Jay’e dönüşüyor. Gatsby para için uğraş verirken, âşık olduğu kadın, Daisy bir başkasıyla evleniyor. Film ve kitap, bu süreçten biraz sonrasında, Daisy’nin kuzeni Nick’in Gatsby’nin evinin yakınlarına taşınmasıyla başlıyor.

Hikâyenin Başlangıcı: James Gatsby

“Birini eleştirmeye kalktığında, herkesin seninle aynı imkânlarla dünyaya gelmemiş olduğunu aklına getir.”

Jay Gatsby’nin sorunlu karakter gelişiminin başlangıç evresindeyiz. Yoksul bir ailede dünyaya gelen fakat doğduğu hayatı, yaşam düzeyini hak etmediğini düşünen ve takıntılı bir biçimde daha yüce şeyler için doğduğuna inanan bir Gatsby var karşımızda. Amerikan rüyasına dair inancın bire bir tezahürü olarak yaratılan Gatsby, herkesin zengin olabileceğine, Amerikan’ın hayallerin gerçekleştiği ülke olduğuna inanarak evini, henüz genç yaşta, terk ediyor.

Bir süre ne yapacağını bilemez bir halde dolandıktan sonra karşısına ilk fırsatı çıkıyor. Bu fırsatın sonunda zengin olamayan fakat centilmenliğe dair her şeyi öğrenen Gatsby, bu süreçte kendisine yapılanın bir tür haksızlık olduğu düşüncesinden hareketle bir adım ilerisini göze alıyor. Şu ana kadar doğmuş olduğu yaşamdan daha iyisini hak ettiğini düşünen Gatsby, kendisine ait olanı almak için; dönemin içki yasağını fırsat bilip ülkeye kaçak içki sokuyor ve suç dünyasına ilk adımını atıyor.

Gatsby’nin bu Amerikan rüyasına dair olan inancındaki asıl sıkıntı ise; geldiği yer. Yoksul büyüme, anne ve babasını gözden çıkarma, suç dünyası… Gatsby bu sorunların tamamıyla büyük bir ustalıkla baş ediyor. Geldiği yer, yani geçmişi ise bir türlü değiştiremediği olgu oluyor. Hali hazırda olan veya olabilecek her durumu kontrol edebilecek kudrete sahip olan Gatsby, yeterince uğraşırsa geçmişi de değiştirebileceğine inanıyordu. Yalan söyleyerek, inkâr ederek, büyük partiler vererek ve de gizem dolu şık görümünün altına sığınarak, geçmişin yükünden kaçabileceğine inanıyordu.

“Nick: Geçmişi değiştiremezsin —Jay: Tabii ki değiştirebilirsin”

Daisy Buchanan ve Jay Gatsby

“Daisy: Keşke yeryüzündeki her şeyi seninle yapmış olsaydım.”

Gelelim romanın ve filmin esas dayanak noktasına yani Fitzgerald’ın hayat arkadaşı Zelda Sayre ile ortak yönleri olduğuna inanılan Daisy karakteri ve The Great Gastby ile olan ilişkisine. Filmi izleyen insanlara soracağımız ilk soru, “Gatsby, Daisy’e gerçekten âşık mı?” sorusudur. Bu soruya alacağımız yanıtlar ise Gatsby’nin Daisy’i gerçekten sevdiği şeklinde olur genelde. Sormamız gereken ikinci soru ve filmi göz önüne aldığımızda asıl sorulması gereken konumunda olan soru ise “Gatsby her şeyi anlattığı gibi Daisy için mi yaptı?”dır. Kafalar bu noktada biraz karışabilir.

Tanıştıkları gün askeri kıyafetlerle duran erkeklerin arasında duran ve tüm yoksulluğunu bir üniforma ile gizleyen Gatsby, Daisy’e gerçekten âşık olmuştu. “Gatsby, Daisy’e her genç kadının kendisine bakılmasını istediği şekilde baktı.” Anlatımın bu kısmının girişinde kullandığım alıntıya ve biraz önceki alıntıya baktığımızda, saf aşkın izlerini görürüz. Fakat bu saf aşkın bile aralarındaki sınıfsal farkı kapatmayacağına ve günü geldiğinde kavuşmalarının önünde bir engel olarak duracağını gören Gatsby, Daisy’den kaçacak ve büyük bir varlığa erişmek üzereyken ona yeniden ulaşmaya çalışacaktı. Bu arada Daisy ise çoktan emekli kriket oyuncusu Tom Buchanan ile nişanlanmış olacaktı.

Hikâyenin buraya kadarki aşkla ilgili gelişimi seyrine baktığımızda, normal bir gelişim ve büyük bir aşk örneği görürüz Jay Gatsby tarafında. Genç bir adam, âşık oluyor fakat aralarındaki maddi uçurumun kavuşmalarına engel olacağını görüp kaçıyor ve varlıklı olduktan sonra dönmeye karar veriyor. Sıkıntılı olan taraf ise, varlıklı olma durumunun Jay Gatsby’nin Amerikan rüyasına olan inancından gelme bir çocukluk takıntısı olması. Gatsby doğmuş olduğu hayatı hak etmediğine dair inancı çoktandır içinde barındırıyordu. Evini ve ailesini terk etmişti bu yüzden. Fakat varlıklı bir konuma geldiğinde ise tüm bunları Daisy için yaptığını söylüyordu.

Gatsby, Daisy’i bir tür ödül olarak görüyordu işin aslında. Tüm bu varlıklı yaşama, Amerikan rüyasını gerçekleştirmeye yönelik inanca ve bu inancın gerçekleşmesinin sonucunda ona verilen bir ödül. Bu durum akıllara ilk sorduğumuz soruya benzer fakat biraz daha farklı yanıtlayacağımız bir üçüncü soru üretiyordu: “Gatsby’nin asıl âşık olduğu Daisy mi yoksa Daisy’e âşık olma fikri mi?”

Bu konuda Gatsby’nin, Daisy’i gerçekten sevdiği fakat asıl içinde olduğu durumun “âşık olma fikri” olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü Gatsby, sadece kendinin değil Daisy’nin de tüm geçmişinin değiştirme düşüncesindeydi. Kendi konumuna yaraşır “olağanüstü bir aşk hikâyesi” yaratma fikriyle doluydu. Buna karşın Daisy, Jay Gatsby’e âşıktı fakat bir zamanlar eşi Tom’u da sevmişti, (Gatsby’nin asıl katlanamadığı ve reddettiği düşünce buydu.) üstelik bir çocuğu da vardı. Konumu gereği ikilemler yaşıyordu Daisy fakat Gatsby, Daisy’nin kendisi dışında kimseyi sevmediği inancını taşıyordu ve bu inancı eşliğinde kendi ölümüne doğru yol alıyordu. Tüm bunları göz önüne aldığımızda, Gatsby’nin Daisy’i gerçekten sevdiği fakat daha çok “fedakârlıklar ve umutlarla” geçmiş hayatına bir ödül olarak gördüğü ve asıl sevdiği şeyin “Daisy’e âşık olma fikri” olduğunu söyleyebiliriz.

Karakter yaratmadaki başarısı ile bilinen Fitzgerald’ın, hatta tüm dünya edebiyat tarihinin en güçlü karakterleri arasında olan Gatsby için doyurucu bir tablo oluşturmak oldukça zor ama yine de uğraşmaya değer. Bu uğraşın kendisinin de dikkate değer olması dileğiyle…

“Jay Gatsby: Benim hayatım böyle olmalı… (parmağı ile hafif yukarıya doğru eğik bir çizgi çizer)