19.06.2020

Karakter Mutfağı: Jeliza Rose

Özlem ÇELİK

Gel Git Ülkesi

Dahi yönetmen Terry Gilliam tarafından Mitch Cullin‘in aynı isimli romanından uyarlanılarak çekilen ve görsel bir şölen sunan Tideland, fantastik, dram ve korku türü ile 2005 yılında sinemaseverlerle buluştu. Başrollerinde Jeff Bridges, Jennifer Tilly ve Jodelle Ferland‘ın yer aldığı yapım distopik bir dünyayı anlatarak, bildiğimiz çok ünlü masallara da göndermeler yapıyor.

İlk sahnesi ile seyirciyi ele alan ve rahatsızlık duygusunu hemen hissettiren Tideland; Jeliza Rose isimli küçük bir kızın, annesinin aşırı dozda uyuşturucudan ölmesinin ardından yaşadığı büyük şehri terk ederek, babasıyla küçük bir kasabaya taşınmasını ve burada kendine ait yeni bir dünya yaratmasını anlatıyor. Çocuk üstü performansına tanıklık edeceğimiz Jeliza Rose’un babası da, annesi gibi uyuşturucu müptelası olmuş emekli bir rock müzisyendir. Alice Harikalar Diyarı ve Oz Büyücüsü’ne göndermeler yapılan filmde, hayat onlara göre biraz daha farklı işlemektedir. Geçimlerini babasının rock konserlerinden gelen para ile sağlayan Jeliza Rose’un sadece birkaç eşyası vardır, ağustos böcekleri ile konuşabilmektedir ve tüm oyuncakları kırıktır. Kendi belirlediği kurallar dışında, hayal kurmadığı zamanlarda koltuğundan hiç kalkmayan babasının şırıngalarına eroin doldurarak vakit geçirmekte ve en büyük isteği Danimarka’da yaşamaktır.

Bir Yalnız Çocuk

Bir gün Jeliza’nın annesi aşırı dozda uyuşturucudan ölür ve babası da çocuk hizmetlerine verilmesini istemez. Bu yüzden Jeliza’nın annesinin üstünü örterek, yanlarına birkaç eşya alarak Teksas’a giden bir otobüse binerler. Jeliza, bu otobüsün Danimarka’ya gittiğini düşünür ve kendini buna inandırır. Babası çok kaba ve iğrenç hareketler sergileyen bir tavırla otobüste Jeliza’yı utandırmaktadır ve sonunda gençler tarafından saldırıya uğramış bir kulübe bularak, buraya yerleşirler. Tavan arasında sincapların yaşadığı, sprey ile duvarların boyandığı, tüm çiçeklerin saman renginde olduğu, tatsız seslerin duyulduğu bir kulübedir ve en yakın arkadaşları olan barbie bebeklerine bunları göstermek ister. Burada hayat bildiğimizden oldukça farklıdır.

Bir gece Jeliza Rose’un babası da annesi gibi aşırı dozdan ölür, ancak Jeliza buna inanmak istemez ve kendisini ölmediğine ikna eder. Zamanın geçmesi için sürekli tren yolları üzerinde hayali oyunlar oynar. Babasının günden güne değişen cansız bedenini görmesine rağmen, Jeliza öldüğünü kabul etmeyerek gerçeklikten iyice uzaklaşır. Yine hayali oyunlarından birini oynadığı günlerden birinde arı korkusu olan Dell adında kötü bir kadın ile tanışır. Dell’in zihinsel engelli Dickens adında bir de erkek kardeşi vardır. Dickens, Jeliza’ya doktorların beyninin yarısını çıkardığını söyler ve Jeliza, Dell’i görmemesi gereken şekillerde görür. Birlikte canavar köpek balığı oyununu oynarlar.

Gerçeklikten Kopuş

Jeliza gerçeklerden tamamen uzaklaşmıştır artık, Dell ve Dickens ile farklı bir dünyada yaşamaktadır. Günün birinde tavşan deliğinden barbie bebeklerini düşüren Jeliza, onları kurtarabileceğine inansa da kurtaramaz ve bir yandan da babasının cansız bedeni ile hâlâ yüzleşemez. Dell, barbie bebeklerinin kurtulmaları için kafalarını babasının vücuduna koyarak Jeliza’nın dua etmesini ister ve Jeliza bunu yapar. Jeliza ve Dickens birbirlerine aşık olurlar; fakat Dickens ve Dell’in aileleriyle ilişkileri olduğu ortaya çıkar. Aynı zamanda Jeliza’nın babası da Dell ve Dickens’ın erkek kardeşidir. Jeliza, Dickens’ı öpmek üzereyken babaannesinin kafatası yanlışlıkla ezilir ve Jeliza kaçar. O sırada büyük bir patlama olur ve Jeliza histerik bir şekilde ağlamaya başlar.

Dickens’ın bulduğu dinamitleri canavar köpek balıklarını öldürmek için kullandığını düşünürken, aslında büyük bir tren kazasına yol açtığını keşfeder ve neyin gerçek olduğunu hala tam anlayamadığı için zihnindeki belirsizlikler devam eder. O sırada yaralı bir kadınla karşılaşır ve kadına ağustos böcekleri ile arkadaş olduğunu, onlarla konuşabileceğini söyler. Fakat kadın, hiçbir ihtimali aklına getirmediği için Jeliza’nın şokta olduğunu düşünür.