15.08.2017

Karakter Mutfağı: Johnnie Gray

unnamed

Esra Topçu

Sene 1861. Amerika’da yıllar sürecek bir savaşın ilk adımları Güney sularında duyulmuştur. Savaş çanları Güney için de Kuzey için de iç parçalayıcı sesiyle inlemektedir. Bunca hengamenin ve diplomasi yağmurunun altında, şemsiyesini açmış ve taraflardan nasibini almamış bir âşık yaşamaktadır: Johnnie Gray. Onun hayatında yalnızca iki aşkı vardır: lokomotifi ve Annabel Lee.

The General‘e bir savaş filmi diyebiliriz. Hatta Orson Welles‘in deyimiyle “en iyi Amerika iç savaş filmi” de diyebiliriz. Ama kesinlikle kahramanımız Johnnie Gray için “militarist” veya “doğuştan kahraman” sıfatlarını kullanamayız. Johnnie Gray her şeyden önce bir âşık kimliğiyle çıkıyor karşımıza. Kendi bireyci tavrını, savaşın ortasında kalsa bile değiştirmeyecek, yalnız aşkı için gerekirse madalyalara layık bir cesaret örneği gösterecektir. Hikâyemiz de böyle başlar zaten.

Johnnie, Western and Atlantic demir yolunda başarılı bir makinisttir. Herkesin saygısını ve sevgisini kazanmıştır. Çocuklar onu örnek alır ve Güney için bir askerden çok daha değerlidir. Trenler henüz Amerika’da otuz yıldır kullanılmaya başlanmış, ondan daha hızlı bir ulaşım aracı icat edilmemiştir. Hal böyle olunca, tren kadar makinistlerde değer kazanmıştır. Âşık kahramanımız da o değerli insanlardan biridir fakat henüz farkına varmamıştır bunun.

Savaş hücuma geçip kapılarına kadar dayanınca, sevdiğinin ailesi askere yazılma kararı alır. O yıllarda, askerlik şanlı ve onurlu bir meslek sayılmaktadır. Ve tabi ki Annabel Lee de, Johnnie Gray’den bu onurlu mesleğe girişmesini isteyecektir. Johnnie biricik aşkı için canını dişine takar ve askerlik sırasında en baştan yerini kapar. Fakat onun bir makinist olarak, Güney için daha değerli olduğunu düşünürler ve askerliğe kabul etmezler. Johnnie hâlâ değerinin farkına varmamış, ufak cüssesinde kusur aramaya başlamıştır. Fakat çok geçmeden sorunun bu olmadığını fark eder ve hilelere başvursa da, bu şanlı mesleğin bir erbabı olamaz. Yine de mağrur duruşundan bir şey kaybetmiş değildir.

Savaşı kaybederseniz suç benim değil.

Bu arada Annabel Lee onun sıraya bile girmediğini düşünür ve ona asker üniforması giyinceye dek onunla olmayacağını bizzat söyler. Johnnie, kafasında soru işaretleri ve boğazına takılan hevesiyle bir sene daha geçirecektir.

general2

Bu arada Kuzey’in muzaffer ordusu bir planla Güney’i devirmeyi hedefler. Kuzeyli bir casus, on adamıyla Güney’e girecek ve Johnnie’nin lokomotifini çalacaktır. Şans bu ya, o gün Annabel Lee de General’de yolculuk eder. Mürettebat ve yolcular yemekteyken Casuslar lokomotifi kaçırır ve Annabel Lee de onların bu tuzağına istemeden düşer. Annabel Lee’yi gören casuslar onu esir almaktan başka bir çare bulamamıştır.

General’inin çalındığını gören Johnnie, içinde sevdiği olduğunu bilmeden peşi sıra koşar. Lokomotife yetişemese de sonunda bir askeri üsse ulaşır ve oradan yardım ister. Fakat kahramanımız aşık olduğu kadar şaşkın ve talihsizdir. Sonunda hayatında ki iki aşkını da tek başına kurtarmak zorunda kalacaktır.

Johnnie Gray, döneminin erkeklerine nispeten daha bireyci ve içe dönük bir karakter. Asker olmayı isteyişi aşkına olan bağlılığından geliyor. Yine de bazı sahnelerde içinde ki eril kişiliği ekranda görüyoruz. Sevdiğini zaman zaman hafife alıyor, zeka ürünü herhangi bir iş yaptığında şaşırıyor. Bu da demek ki, ataerkil dönemin acımasız fikirlerinden çok da uzak kalmış değil. Fakat yine de onun saflığı ve kahramanlık duygusu, koca bir savaşın seyrini değiştirecek kadar etkiliyor insanları. Hem talihli hem talihsiz kahramanımız Johnnie Gray, filmin sonunda gerçek bir asker olarak göğsünü gere gere gösteriyor kendini. Her ne kadar onu bireycilikle damgalasak da, kahramanlığın ve faydalı olmanın tatminliğini hissediyor, geri kalan hayatına asker olarak devam etme kararı alıyordu. Ondan sonra ki askerlik hayatında da bu kadar başarılı olur mu bilinmez ama sevdiğiyle beraber mutlu bir hayat süreceği kesin gibi görünüyor.

Buster Keaton‘ın yarattığı karakterler arasındaki derin benzerlik, The General’e de sıçramış durumda. Keaton’ın, âşık, saf, zeki fakat sakar profilini Johnnie Gray’de de izliyoruz. Çoğu filminde babalarla olan husumetine karşılık bu filmde kızın babasından çok devlet babasıyla bir sorunu var gibi görünüyor. Ve yine diğerleri gibi bu filmde de, baş kahramanımızın aklından şüphe etmiyor fakat sakarlığını da keyifle izliyoruz.

Johnnie Gray, 2016 yılında bizi güldürmüş olsa da, 1926 yılında Buster Keaton’ı maalesef pek güldürmüyor. Buster Keaton ile Clyde Bruckman’in yönetmenliğini yaptığı filmin gişesi beklenenin altında çıkınca Buster Keaton’ın bağımsızlığı tehlikeye giriyor ve MGM stüdyoları ile anlaşmaya zorlanıyor. Ona her ne kadar şans getirmese de Johnnie Gray’i seviyor ve yazımı Orson Welles’in sözleriyle bitiriyorum:

The greatest comedy ever made, the greatest Civil War film ever made, and perhaps the greatest film ever made.