17.01.2018

Karakter Mutfağı: Julie de Courcy

Mert YILDIRIM

Artık özgürüm, öyle yalnızım ki…

Umay Umay / Orospu Kırmızı

Acısını içinde yaşayan yalnız bir kadın

Polonyalı ünlü yönetmen Krzysztof Kieslowski’nin sinemaya armağan ettiği Üç Renk serisi yıllar geçse bile kalitesinden ödün vermeyen bir başyapıttır. Serinin ilk ayağı olan Mavi filmi 1993 yılında ilk kez sinemaseverlerle buluştu. Kieslowski bu filmde genel olarak özgürlük temasını işlemektedir. Serinin devamında ise Beyaz ve Kırmızı filmleri yer almaktadır. Bu isimler Fransız bayrağındaki renkleri temsil eder. Beyaz eşitliği kırmızı ise kardeşliği simgeler.

Üç Renk: Mavi filminde yalnızlık ve özgürlük temaları iç içe geçmiş şekilde anlatılır. Talihsiz bir trafik kazası sonucu ailesini kaybeden Julie (Juliette Binoche), hayata tutunamamaktadır. Bu acı verici olayı uzun bir süre kendi içinde kabullenemez. Ailesi olmadan yaşamayı hayal edemediği için hayatına son vermeyi dener ancak beceremez. Julie’nin sınavı yalnızlık üzerine inşa edilmiştir.

Karakterimiz oldukça içe kapanık, yaşama isteği olmayan, yalnızlığa alışmış bir bireydir. Ailesini kaybettikten sonra yaşadığı acı ve beraberinde gelen yalnızlık onun hayatında kaçınılmaz bir gerçektir. Julie, acısını daha çok içinde yaşamayı tercih eden bir karakterdir. Etrafına karşı en ufak bir duygu belirtisi bile göstermez. Hizmetçisinin ağladığını görüp ona neden ağladığını sorduğunda hizmetçisi ona “Çünkü siz ağlamıyorsunuz” der. Onun dışarıya yansıtması gereken duyguları bir başkası yaşar. Acının verdiği derin suskunluğa bürünmüştür Julie. Bu nedenle az konuşmayı tercih eder.

Ailesinden kalan hatıralar ona acı vermeye başlar bir süre sonra. Bu nedenle onlardan kurtulmaya karar verir. İlk önce evden ve paradan kurtulmayla başlar işe. Çünkü bunlar onun için birer yüktür. Omzundaki yükleri hafifletmeye çalışır Julie. Çünkü hayatta kalmanın verdiği ağırlık ona yeterince yük olmaktadır.

Filmdeki en önemli sahnelerden birisi de Julie’nin yolda yürürken elini duvara sürttüğü sahnedir. Bu sahne duygu yoğunluğu açısından oldukça önem taşımaktadır. Julie’nin acısı artık manevi olmaktan çıkıp fiziksel bir acıya dönüşür. Acının yoğunluğu sahnede oldukça fazladır. Bu sahne Julie’nin içinde yaşadığı acının ne kadar şiddetli olduğunu gözler önüne serer.

Müzik ve hikâye oldukça uyumlu bir şekilde hareket eder filmde. Müzik, Julie ve kocası arasındaki bağın bir parçasıdır. Kocasını kaybettikten sonra bu bağı kendisinde koparmak istediği için artık müzikle ilgilenmez. Çünkü bestelediği konçerto ona kocasını hatırlatmaktadır. Aynı şekilde çocuksuz bir apartmanda oturmak isteyişi yine kızını kaybetmesinden kaynaklanmaktadır. Etrafındaki çocuklar onlara kendini kızı hatırlatır çünkü.

Julie’nin ölen kızından kalan mavi şekeri hırçın bir şekilde yeme sahnesi vardır. Bu sahnede acısı şiddetli bir öfkeye dönüşür. Şekeri dişleriyle paramparça ederken üzündeki öfke çok net okunmaktadır.

Birey ne kadar özgürdür?

Julie, çevresiyle olan ilişkisini yok etmeye çalışsa da annesiyle olan bağını koparmaz. Huzurevinde yaşayan annesini ziyaret ettiğinde annesine “Artık ne yapmam gerektiğini biliyorum: Hiçbir şey” diyerek her şeyden vazgeçtiğini söyler. Annesiyle olan bağı ona geçmişinden kalan bir parçadır.

Film boyunca Julie’nin sık sık yüzme havuzunda yüzdüğünü görürüz. Yüzme havuzu onun için bir kaçış yeridir. Dış dünyadaki yaşananlardan tamamen uzak, kendisiyle baş başa kalabildiği yerdir. Bu nedenle sık sık burada bulur kendisini. Çünkü yalnızlık bir süre sonra onu yatıştıran bir ilaç haline gelmiştir.

Bu filmde Kieslowski özgürlük kavramını sorgulatır izleyenlere. Birey ne kadar özgürdür sorusunu yöneltir onlara. Sınırsız özgürlük yalnızlığı da beraberinde getirir mi sorusunun altını çizer.

Juliette Binoche’nin doğal oyunculuğu filmin başarısına katkı sağlamıştır. Sanki bu karakteri kendisiymiş gibi canlandırmıştır. Filmi izlerken onunla birlikte kah üzülüyor kah sinirleniyorsunuz.

Mavi filminde Julie’nin hüznü hakimdir. Gittiği her yerde bakışlarıyla, sözleriyle, duruşuyla hüznünü belli eder. Julie için özgürlük kaçınılmaz bir yalnızlık demektir. Julie’nin hüznünü izlerken hissedebilirsiniz. Çünkü Julie Binnoche, hissettiği duyguları usta bir şekilde yansıtma konusunda oldukça başarılıydı.

Annesine “Ne arkadaşlık ne mal mülk ne de aşk istiyorum. Bunların hepsi birer tuzak” demesi Julie’nin hayata karşı umursamaz tavrını yansıtmaktadır. Hayatı kendi içinde yaşayan ve kimsenin buna müdahale etmesini istemeyen birisidir. Ailenin yokluğu bireyi bambaşka birine dönüştürür mü? sorusu bu filmle cevap buluyor adeta.

Mavi filmini izlerken Julie’nin hem kendisine karşı hem de topluma karşı yabancılaştığını görürüz. Bu durum Julie’nin sosyal hayata adapte olamamasından kaynaklanmaktadır. Onun için özgürlük bambaşka bir yolun başlangıcıdır. Yeni umutlar, yeni heyecanlar vardır bu özgürlükte ama Julie bunun için pek hevesli değildir.

Yabancılaşma olgusu Julie’de kaybettiği şeylerin ağırlığının bir sonucudur aynı zamanda. Evine ve sahip olduğu mal mülke karşı yabancılaşır. En sonunda ise kendine yabancılaşır. Özgürlük onun için sonsuz fırsat sağlasa da o her şeyden vazgeçmiştir. Vazgeçmenin özgürlüğü beraberinde getirdiğini fark eder bir süre sonra.

Kieslowski bu filminde duyguları ve müziği bir arada işler. Julie düşünürken zaman zaman ekranın kararması ve müziğin devreye girmesi de bu yüzdendir. Julie’nin güçlü bir hikâyesi var kuşkusuz. Yıllar geçmesine rağmen asla eskimeyen bir hikâye bu üstelik. Bize böylesine güzel bir hikâye sunduğu için Kieslowski’ye ne kadar teşekkür etsek az.