06.08.2020

Karakter Mutfağı: Olive Hoover

Yönetmenliğini Valerie Faris ve Jonathon Dayton’ın yaptığı, Amerikan Bağımsız Sinemasının önemli örneklerinden olan Little Miss Sunshine’nın küçük sevimli kızı Olive Hoover dikkatlerimizi çekmekte ve sevgimizi kazanmakta oldukça başarılıydı.

2006 yılında yapılan bu film bir aileyi merkezine alıyor. Filmde birbirinden çok farklı karakterlerden oluşan aile bireylerinin bir arada kalma çabasına şahit oluyoruz ve beraber çıktıkları maceranın birleştirici gücünü görüyoruz. Atıldıkları macera aslında küçük kızları Olive’in macerası fakat bazı sebeplerden dolayı bütün ailenin ortak macerası oluyor.

“Küçük Gün Işığı”

Olive’in en büyük hayali yaşadıkları şehirden oldukça uzak başka bir şehirde düzenlenen “Küçük Gün Işığı” güzellik yarışmasına katılıp kazanmak. Kazanmak demişken, bu konuda oldukça takıntılı olan babasını es geçmemek lazım. Ailenin babası hayatta her konuda başarılı ve kazanan olmak ile ilgili fazlaca konuşan, sürekli bu konuda etrafındaki herkese öğütler veren, intihar edip hayatına son verememiş ve yalnız kalmamak için bir süre Hoover ailesi ile yaşamaya gelmiş eşinin kardeşini bile başarısızlıkla suçlayan biri. Böyle bir babanın, bir yarışmayı kazanmak isteyen küçük Olive üzerindeki etkisini tahmin etmek zor olmamalı.

Olive’in ailesindeki diğer bireyler de intihar eden bir dayıdan ve kazanan olmaya takmış bir babadan çok iyi değiller. Olive’in abisi pilotluk sınavına hazırlanan ve onu kazanana kadar konuşmama kararı almış, bu kararında da oldukça istikrarlı biri. Büyükbabası ise uyuşturucu bağımlısı ve biraz çılgın bir yaşlı.

Olive en büyük hayali için büyükbabası ile birlikte gerçekten çok çalışıyor ve bu yarışmaya tamamen hazır olduğunu düşünüyor. Katılmaya hak kazandığını öğrendiği bir telefon ile çılgına dönüyor, hemen gitmek için can atıyor. Olive’in bu hayali bütün ailenin birlikte çıkacağı bir yolculuğa dönüşüyor. Yolculuk boyunca yaşanan olaylar herkesi birbirine yakınlaştırıp, aile bağlarını güçlendiriyor.

Olive’in güzellik yarışmasını kazanma hayali aslında çok masum ve çocuksu. Bu fikre çok fazla değer vermesi, bunun için çok fazla çalışması… Yalnız Olive de aynı bizim gibi güzellik ve yarışma dünyasını televizyondan izlediği kadarıyla biliyor. Onun için vücudunun nasıl olduğunun, yüzünün nasıl göründüğünün bir önemi yok. Aslında olması gerekeni, doğru olanı yüzümüze bütün tatlılığı ve masumluğuyla vuruyor. Etrafındaki herkesi olduğu gibi kabul etmenin hiç zor olmadığını, herkese içinden geldiği gibi davranmanın aslında ne kadar kolay olduğunu gösteriyor. Olive bize bu unuttuğumuz şeyleri hatırlatırken güzellik ve yarışma dünyasının gerçekliğine onunla attığımız adımlar aslında bunların çocukluk ve masumluktan değil tamamen Olive’in karakterinden kaynaklandığı gerçeğini bize gösteriyor.

Sahneye çıkmak için hazırlanan çocukları, etraflarında dönen kocaman insanları, kaos atmosferini gördüğümüz zaman gözümüz Olive’den önce korkuyor. Onun tatlı heyecanı, masumluğu, en büyük hayalinin artık içinde olma sevinci ve tabi ki çocukluğu etrafındakileri anlamlandırmak konusunda bizden ve ailesinden bir tık geç kalmasına sebep oluyor. O heyecan içinde hazırlanmaya başladığında biz gördüklerimiz karşında ürkmekle birlikte böyle bir şeyin doğruluğunu tartışmaya başlıyoruz. Küçücük çocukların birbirlerinden daha güzel olmak uğruna yarıştırılması ve bunun sonucunda etrafımızda gördüğümüz çocukların aslında çocuk olmasına olan şaşkınlığımız Olive için üzülmemize, onun bütün bunların içinde olmamasını dilememize neden oluyor. Olive de etrafındaki çocukları gördükçe kendine olan güveni kırılmaya başlıyor ve kendinde bazı değişiklikler olsa, mesela tatlı göbeği o kadar fazla olmasa daha iyi olacağını düşünmeye başlıyor. Bütün bunlar film içine o kadar güzel yedirilmiş ki ailesini kendisiyle birlikte oralara sürüklediğinin ve başlarına gelen o kadar şeye rağmen ailesinin onun mutlu olması için bu macerayı yarım bırakmayıp tamamladığının farkında olduğundan kendi içinde yaşadığı küçük çekişmeleri, belki kendine yönelik olan hayal kırıklığını ailesine belli etmeden, yarışmadan çekilebileceğini bunu yaparsa ona karşı düşüncelerinin değişmeyeceğini söylemelerine rağmen büyükbabası için bütün bunları bir kenara koyup sahneye çıkmaya karar veriyor ve kendine olan bütün özgüvenini toplayarak sahneye çıkıp muhteşem gösterisini yapıyor.

Olive’in harika gösterisi gerçekten filmin sonunda büyükbabasına yakışır, tam onun seveceği bir anma oluyor. Bütün salon bu gösteri karşısında dehşete düşüyor ve görevliler Olive’in hemen sahneden alınması için uğraşıyorlar. Babasından onu sahneden indirmesini istiyorlar. Bu noktadan itibaren olanlar için hiçbir şeyin yolunda gitmemesine rağmen Olive’in film boyunca en çok eğlendiği ve mutlu olduğu anlar diyebiliriz çünkü kazanan olma takıntılı babası film içinde yaşadığı bazı şeylerden sonra kızının aşağılanmasını da göze alamayıp bütün inandığı şeyleri bir kenara koyarak ona destek olmak için sahneye atlayıp Olive ile dans etmeye başlıyor. Daha sonra ağzından tek kelime duyamadığımız ve film boyunca ifadesiz bir şekilde bir kenarda kitap okurken ya da dururken gördüğümüz abisi, depresyonda olduğu için intihar ettiğini bildiğimiz dayısı ve zaten onun hep yanında olup ona destek veren annesi de sahneye atlayarak dans etmeye başlıyorlar. O an hepsi birden her şeyi unutup çılgınca hep beraber dans ediyorlar. Görevliler aileyi sahneden indirmek için uğraşırken sonunda kaçıyorlar.

Sonuçta Olive’in çok iyi olduğunu söylüyorlar ve Olive de onlardan başka kimsenin kendisi hakkında düşüncesini önemsemeden onlara inanıyor. Onun için mutlu olmak bu kadar kolay. Hayatta en çok istediği şey yarışmayı kazanmakken, ailesi ile olan ilişkisi ve onların sevgisi her şeyin ötesine geçiyor. Bize hatırlattığı doğrularına geri dönüp, yaptığı her şeyden memnun olarak oradan ayrılıyor. Artık Olive’in mutluluğu hepsine yayıldı. Gerçek bir aile olmak Olive’in hayali sayesinde mümkün oldu.

Bazen küçük çocuklar herkesten daha cesur ve güçlüdürler.