13.10.2017

Karakter Mutfağı: Roy Batty

Replika Olmanın Dayanılmaz Ağırlığı

1982 yapımı Blade Runner sinema sanatına yön veren eşsiz görselliği, alışılmadık senaryosu ve birbirinden ilginç karakterleri ile halen hafızalardan silinmedi.

Bu karakterler arasında Harrison Ford’un canlandırdığı dedektif ve android avcısı Deckard öne çıksa da filmin belki de asıl kahramanı günümüz androidlerinin de ilham kaynağı olan Roy Batty. Rutger Hauer’in mükemmel bir şekilde can verdiği Roy felsefenin dibine vurarak “android” anlayışını alt üst eden bir karakter. Bu yüzden de çok değerli, çok özel.

Dünya dışı bir yaşam bölgesi olan Off-World’den kaçarak dünyaya gelmiş olan dört kaçak replikanın – yani insan kopyalarının – lideridir Roy. Off-world’ün özgürlüklerini sınırlandıran koşullarından kaçan replikaların amacı dünyada yaratıcılarını bularak sadece 4 sene olarak programlanmış yaşam sürelerini uzatmasını sağlamaktır. Nexus 6 türü bu replikaların yaratıcısı olan Tyrell kendi adını taşıyan, Los Angeles’ın en büyük ve gelişmiş replika yaratıcısı şirketin de kurucusudur.

Replikaların sergilediği insani hisler veya sahip oldukları anılar her ne kadar Tyrell tarafından yüklenmiş olsalar da, makine ile insan arasındaki çizginin belirsizleşmesini sağlamaktadır. Bunun en iyi örneklerinden biri de Roy Batty’dir. Herkül kadar güçlü olan Roy aynı zamanda çok da zekidir.

Yaratıcısının Peşinde bir Frankenstein

Roy Batty tıpkı Frankenstein gibi yaratıcısını bulur ve öldürür çünkü onda en büyük hayal kırıklığını yaşamış ve yaratıcısının kusurlu olduğunu, zira replikaların yaşam süresini uzatacak kudrette ve donanımda olmadığını öğrenmiştir. Her ne kadar Tyrell kendisini bir tür “Tanrı” olarak görse de, hatta Roy’un deyimiyle biyomekaniğin tanrısı olarak,  ölümü kendi eserinin elinden olmuştur. Burada ödipal kompleksin derinlerinde gezen insanoğlunun yaratıcısı Tanrı ile sorunlu ilişkisine açık bir gönderme vardır. İnsanoğlu madem Tanrı’nın suretinde yani kusursuz bir şekilde yaratılmıştır, öyleyse neden ölümsüz değildir? Yüzyıllardır filozofların zihnini kurcalayan bu soru Roy’un da aklını kurcalamaktadır.

Peki madem ölüp gidecektir neden bu şekilde yaratılmıştır? Ayrıca itaat etmeye, kendinden başka kimseye zarar vermemeye programlanmışken neden ve nasıl isyan edebilmiştir? Neden bu kadar acı çekmektedir? Ölümden niye kaçamamaktadır? Demek ki hayranlık duyduğu, kendisine “sen benim kayıp olan oğlumsun” diyen yaratıcısı onu bile bile böyle kusurlu yaratarak acı çekmesine neden olmuştur. Tıpkı dünyada bu kadar acı varken, öleceğinin daima farkında olan varoluş sancısı bir türlü dinmeyen insanoğlu gibi.

Android mi Melek mi? Bütün Mesele Bu

O zaman şu soruyu da sormak gerekir. Adeta bir ölüm makinesi gibi hareket eden Roy, Deckard’ı neden öldürmez? Bunda Deckard’ın Roy’un ve diğer replikaların yaradılışında hiç bir rol oynamamış olmasının yanı sıra Roy’un aslında insani olarak adlandırılan her türlü duyguyu barındırmasının ve en çok da bunların arasında sahip olduğu empati duygusunun payı büyüktür.

Yani aslında Roy bir tür intikam meleğidir. Istıraptan başka bir şey getirmeyen kısacık ömrünün temelinde parmağı olanlardan intikam alırken gözünü kırpmaz. Ünlü romantik şair William Blake’in “Amerika: Bir Kehanet” şiirindeki “Melekler düştü” dizesini alıntılayarak “Melekler ayağa kalktı” olarak değiştirmesi onun bir melek olarak imgelemini kolaylaştırır.

Deckard’ı son anda düşmekten kurtararak şaşırttığı o efsanevi sahnede Roy dünyadaki son dakikalarından önce şu sözleri söyler:

“Siz insanların aklının almayacağı şeyler gördüm.

Orion’un sırtlarının ötesinde yanan hücum gemileri,

Tannhauser geçidinin yakınında karanlıkta parıldayan C-ışınlarını seyrettim.

Tüm o anlar… zamanla kaybolacaklar… tıpkı… yağmurdaki… gözyaşları gibi.

Ölmek…zamanı.”

Düşmüş bir melek ama insanoğlunun, örneğin yaratıcısının olabildiğinden çok daha iyi bir varlık olarak, elinde masumiyetin simgesi beyaz bir güvercin ile dünyayı sonsuza dek terk eder. En az suretinde yaratıldığı insanoğlu kadar acımasız ama aslında ahlaki açıdan çok daha iyi olabileceğini kanıtlamış olarak. Yaşam hakkına saygı duyarak.