17.01.2018

Karakter Mutfağı: Selma Jezkova

Mert YILDIRIM

Fedakâr Bir Anne

Kendine has tarzıyla Avrupa sinemasında önemli bir yere sahip olan Lars von Trier, Dancer in the Dark filmiyle insan doğasını çok sert bir şekilde eleştirir. 2000 yapımı bu film Cannes Film Fesitvali’nde altın palmiye ve en iyi kadın oyuncu ödülünün sahibi olur. Filmimiz bizlere insan psikolojisinin farklı yönlerini yansıtmaktadır. Karakterimiz Selma, bu filmin başarısını yukarıya taşıyan önemli bir yere sahip. Björk’ün canlandırdığı Selma karakteri oldukça masum, kendi dünyasında yaşayan ve oğlunun geleceğini düşünen merhametli bir annedir.

Oğluyla birlikte bir karavanda yaşayan Selma, bir fabrikada işçilik yaparak geçimi sağlamaktadır. Müzikallere olan tutkusu onu hayata bağlayan unsurlardan biridir. Her zaman bir müzikalin içindeymiş gibi hissettiğini söyleyen Selma, müzikle olan bağını kesmez. İş arkadaşı Kathy (Catherine Deneuve) onun en büyük destekçisidir.

Kalıtsal bir görme problemi yaşayan Selma, oğlunun da aynı hastalığa sahip olduğunu anlar. Onun bu hastalığını tedavi ettirebilmek için gece gündüz çalışan Selma, oğlunun iyi bir geleceğe sahip olması için her türlü fedakarlıkta bulunur. Oğlu Gene ise annesine karşı yarı umursamaz yarı sevgi dolu davranır. Yaşadıkları koşulları bir türlü beğenmeyen Gene, annesine durmadan bu eksikliklerini hatırlatır. Oğluna bir bisiklet alamamanın verdiği pişmanlık Selma’nın yüzünde anında kendini belli eder.

Ev sahipleri Linda ve Bill, Selma’ya karşı oldukça hoşgörülü bir tavır sergilemektedir. Linda’nın sevecen tavrı bir süre sonra bambaşka bir hale bürünür. İçinde büyüttüğü kuşku tohumları onun Selma’ya olan tavırlarını değiştirir. Bill (David Morse) ise polistir. Selma ve oğluna karşı oldukça yardımsever davranır. Bu yardımseverliği bir süre sonra şekil değiştirerek düşmanca bir tavra dönüşür.

Oğlunun ameliyat parasını biriktirmek için hem göz doktoruna hem de fabrikadakilere yalan söylemek zorunda kalan Selma için her şey giderek zorlaşır. Müziğe olan tutkusu kendini her yerde belli eder. Yaşadığı her anı bir müzikale çevirmeyi başaran Selma için müzikal alternatif bir dünyanın temsilidir. Hayalinde canlandırdığı müzikal sahnelerinde Selma gayet mutlu ve kendinden emin bir şekilde dans edip şarkı söylemektedir. Oysa kendi gerçekliğinin farkına vardığında yüzündeki o gülümseme donuk bir ifadeye dönüşür.

Bir akşam Bill ile dertleşirken oğlunun göz ameliyatı için para biriktirdiği söyleyen Selma, oğlu için her türlü fedakarlığı göze aldığını ispat eder. Bill ise borç batağındadır ve bankalar onun peşindedir. Bu zıt durum daha sonra yaşanacak ve büyük bir etki yaratacak bir sorunun ipucunu işaret eder. Bill, Selma’nın görme probleminden faydalanarak görünmez rolü yapar ve Selma’nın biriktirdiği paraların yerini öğrenir.

Müziğe Tutkulu Masum Bir Kadın

Linda’nın (Cara Seymou) kuşkuları artık gün yüzüne çıkmaya başlar. İçindeki öfkeyi Selma’nın yüzüne bizzat yansıtır. Bu durum karşısında sakinliğini koruyan Selma, parasını çalan Bill ile hesaplaşır. Bu hesaplaşma oldukça zorlu geçer. Çünkü Bill yaptıklarını inkâr ederek paranın ona ait olduğunu iddia eder. Oğlunun ameliyat parasını çalan Bill vicdandan ve merhametten tamamen uzaklaşmıştır. Manevi yönü neredeyse yok olmuştur. Selma’da ise maneviyat fazlasıyla vardır. Parasını Bill’den almak için kibarlığından taviz vermemiştir. Filmi izlerken Selma’nın sakin tavrı kendini her ortamda belli ediyor. Karakterimiz oldukça masum, kısıtlı imkanlarla yaşamını sürdüren, müzikle hayatını renklendiren şefkatli birisi. Dolayısıyla izlerken çok rahat empati kurabilirsiniz.

Bütün bunlar olurken Selma’ya âşık olan Jeff (Peter Stormare) çıkar karşımıza. Kendisine âşık olan Jeff’in sevgisini görmezden gelip onu reddetmesi onun ikili ilişkilere kapalı olduğunu yansıtmaktadır. Jeff ile mutlu bir hayat sürme ihtimali olmasına rağmen bu fikirden uzaklaşmayı tercih eder. Jeff’in sevgisinin büyüklüğünden endişe duymuş olabilir. Çünkü Selma, sevgisini kendi içinde yaşayan bir karakter. Kendi kendini mutlu eden, müzikalde oynayarak, sinemaya giderek hayatının eksik yönlerini doldurmaya çalışır. Jeff ile bir süre konuştuktan sonra demiryolunda yürümesi sıradan, monoton ve değişime kapalı ve tek tip bir hayata sahip olduğunu ifade eder.

Peki ama neden bu karakterin başına kötü bir şey geldi? Selma kuşkusuz iyi niyetinin kurbanı oldu. Kathy ve Jeff dışındaki insanlar onun iyi yanını göremeyecek kadar umursamazdı. Çünkü masum birini suçlamak her zaman daha kolaydır. Bill’in attığı iftiranın kurbanı olması onun hayatını tamamen değiştirdi. Bill’in bu davranışı insanoğlunun bencil yönünü yansıtmakta. Lars von trier filmlerinde insanoğlunun doğasına yönelik eleştirilerde bulunur çoğu zaman. Bill de bu eleştirinin bir yansıması olarak görülebilir.

Selma ve Bill arasında gelişen yüksek gerilimli olay, filmin en can alıcı noktasıdır. Selma’nın ağlayarak geçirdiği sinir krizi, en zor anında bile oğlunu düşünmesi ve sırf bu yüzden istemediği bir şey yapması haliyle izleyeni etkiliyor. Björk daha sonra verdiği röportajda bu sahnenin psikolojisini çok etkilediğini, gerçekten sinir krizi geçirdiğini ve bu sahnenin etkisinden çok zor kurtulduğundan bahsetmiştir. Selma’nın Bill’i vurmasıyla Bill’de bir aydınlanma gerçekleşmiştir. Bill sanki bilmediği bir duygunun etkisinden kurtulmuş gibidir. Birdenbire pişmanlık hissetmeye başlar. Yaşadığı bu pişmanlık ona ağır gelmeye başlayınca ölmek ister ve Selma’dan onu öldürmesini ister. Duygular tamamen değişse bile Selma’nın sağlam karakteri asla değişmez. Çünkü karakterimiz gücünü saflıktan alıyor. Yaşadığı onca sıkıntıyı ve maruz kaldığı iftirayı kendi içindeki huzurla ve müzikle aşmaya çalışıyor.

Hayatı Bir İftirayla Yok Olan Kadın: Selma

Filmimizin en önemli ikinci sahnesi ise mahkeme sahnedir. Burada toplumun kendisi gibi olmayana karşı gösterdiği tavrı görmekteyiz. Selma’ya olan tutumları oldukça mesafeli, ön yargılı ve dışlayıcıdır. Yaşanılan olayları istediği şekilde yorumlayıp Selma’nın kendini daha rahat bir şekilde savunmasına fırsat vermezler. Avukatın suçlayıcı tavrı başta jüri olmak üzere herkese sirayet etmiştir. Toplumun komünizm düşmanlığı kendini mahkeme salonunda da belli etmiştir. Bu durumdan yola çıkarak dönemin siyasi koşullarının mahkeme salona bile yansıdığını söyleyebiliriz. Selma, Bill’e sadık kalmanın bedelini çok ağır bir şekilde ödeyecektir.

Karakterimizin asıl ruhsal çöküşü filmin sonunda gerçekleşir. Mahkemenin verdiği kararla birlikte hayatı ve hayalleri yok olan Selma için çıkış artık yoktur. Tek umudu oğlunun ameliyatıdır. Arkadaşı Kathy’nin önerisini reddederken bile kendisini değil oğlunu düşünür. Hapishane hücresinde kendi içinde kurduğu müzikli mutlu dünya kendini yeniden belli der. Ölüme şarkı söyleyerek gider. Bizler ise Selma’nın başına gelen şeyleri büyük bir rahatsızlık içerisinde izleriz. Çünkü ortada büyük bir haksızlık ve iftiraya maruz kalmış masum bir insan vardır ve göz göre göre ölüme gitmektedir. Avukatına ölmeye hazır olduğunu söylese bile darağacına geldiğinde aslında hazır olmadığını, ölmekten korktuğunu görürüz. Onun bu korkusu izleyenlerin kanını donduracak kadar etkilemiştir. Selma ağlar, haykırır ve ölmek istemediğini söyler ama karar verilmiştir bir kere.

Selma, son anlarında çaresizlik içinde çırpınırken Kathy‘nin yanına gelip ona oğlunun gözlüklerini vermesi ve oğlunun ameliyat olduğunu öğrenmesi Selma için bir umut olsa da artık hiçbir şey değişmeyecektir. Yere düşen gözlük, yutamadığımız bir yumru gibi gelip boğazımıza yerleşir. O gözlük hafızalarımıza mıh gibi aklımıza çakılır. Filmin sonunda seyirci duygu şokuna maruz kalabilir. Çünkü tokat etkisi yaratan bu son, izleyicinin aklından kolay kolay çıkmayacak türden. İnsanoğlunun kayıtsızlığı, kötülüğe meyilli yapısı, kendisi dışında olana beslediği düşmanlık bu filmde kendini daha çok belli ediyor. Başına gelen onca kötü olaya rağmen Selma iyi niyetinin kurbanı olan, dans etmeyi ve şarkı söylemeyi seven masum bir insan olarak her zaman kalplerde hatırlanacak. Böyle bir film yaptığı için Lars von Trier’e ne kadar teşekkür et az kalır.