21.09.2016

Karakter Mutfağı: The Motorcycle Boy

motorcycle-boy

Karşınızda beyazperdenin gelmiş geçmiş en “cool” karakterlerinden biri var. The Motorcycle Boy. Yani Motosikletli Çocuk. İsmi yok. Mutlaka var tabi ama öğrenmemiz çok da bir şey ifade etmiyor aslında çünkü o bir simge. Günümüze kadar uzanan bir zamanın, bir ruh halinin ve bir duruşun simgesi.

Mickey Rourke boks hayatına geri dönüp yüzü gözü dağıtmadan ve erotik filmler cehennemine dalmadan çok önce Motosikletli Çocuk’tu. Francis Ford Coppola’nın yönettiği 1983 yapımı kültleşmiş Rumble Fish (Siyam Balığı) filminde kardeşi Rusty James’in (Matt Dillon) ve neredeyse bütün kasabanın saygıyla karışık hayranlık  duyduğu bir karakter. Mahallenin delikanlısı ama sadece bıçkın olanından değil. Hassas ve kendince filozof olanından.

Vaktiyle çete liderliği yapmış. Ama artık elini eteğini çekmiş. Henüz 21 yaşında ama Rusty James’in hafif ezik ama ondan daha zeki kankası Steve’in deyimiyle çok daha yaşlı gösteriyor. Mesela 25!

Motosikletli Çocuk Kaliforniya’ya gitmiştir. Kaliforniya’ya gitmiş ama her nasılsa okyanusu görmeden dönmüştür. Kaliforniya onun gözünde eroin kullanan çok güzel bir kız gibidir. Bir uçurtma gibi gökyüzünde süzülen ve her şeye hakim olduğunu düşünen. Kolundaki iğne izlerini göstersen bile öleceğini düşünmeyen bir kız. Ona platonik aşık olan kızın kollarında da iğne izleri vardır. Ona aşık olan sadece o kız değildir aslında. Kadını erkeği istisnasız hayrandır Motosikletli Çocuk’a. Çünkü kardeşi aklı bir karış havada Rusty’nin tüm hayatı boyunca uğraşsa ulaşamayacağı doğal bir karizma vardır onda. Bardaki adama göre “sürgündeki bir kraldır.” Öz babasına göre ise bir “deli”dir.

Tek düşmanı geçmiş vukuatlarından ötürü Motosikletli Çocuk’a kinlenmiş olan, en ufak açığında onu enselemek üzere ant içmiş kasaba polisidir. Siyah üniforması, kapkara güneş gözlükleri ve elinden düşürmediği copu ile bireylerin üzerine zebella gibi çökmüş otoriteyi temsil eder. Çünkü işi gücü olmayan herkes serseridir. Çünkü Motosikletli Çocuk’un ne düşündüğü veya ne yapacağı asla belli değildir. Toplumda böylelerine yer yoktur.

the-motorcycle-boy-rumble-fish-38834524-1280-897

Motosikletli Çocuk da bilir bu gerçeği ama umursamaz. Belki de filmdeki karakterler içinde varoluşunun anlamsızlığının ve kayıp giden zamanın farkında olan tek karakter odur. Ve onun içinde bulunduğu mekanın ve zamanın adamı olmadığının da farkında olan tek kişi babasıdır. Annesi kendisini terk ettikten sonra alkolik olan babası (Dennis Hopper) ağabeyine özenen Rusty James’e şöyle der bir keresinde: “Dua et de onun gibi olma.”

Motosikletli Çocuk film boyunca aklına eseni yapar, kah ortadan kaybolur, kah geri döner, kah bir motosiklet çalar kardeşini de gezmeye çıkarır, ya da kardeşi saldırıya uğradığı anda bir süper kahraman gibi aniden ortaya çıkar ve günü kurtarır. Kötü kesilmiş saçları, yırtık pırtık ceketi ve ağzından düşmeyen sigarası ile kardeşinin anlayamadığı laflar eder. Kaliforniya’da motosikletiyle çekilmiş bir resmi bir dergide basılmıştır. Rusty James herkese söylemek ister, o ise bunun duyulmasını istemez, er geç yayılacaktır zaten. Aradığı şey reklam değildir ki, huzurdur.

Özgürlük esas olandır onun için. Özgürlük hiçbir zaman gerçekten özgür olamayacağını bilmektir belki de. Akvaryumda yaşadığını bilmektir. Belki de bu yüzden evcil hayvan dükkanında birbirlerini yemesinler diye ayrı ayrı akvaryumlara konan siyam balıklarına kafayı takmıştır. Filmdeki tek renkli unsurlar bu siyam balıklarıdır. Oysa Motosikletli Çocuk renk körüdür. Biraz sağırdır da. Onun için “dünya sesi kısılmış siyah beyaz bir televizyon” gibidir. Sadece seyreder, izler, tartar, düşünür ve doğru olduğunu düşündüğü şeyi yapar. Hayatta dayatılan normlar değildir önemli olan. Onlar insanların uydurmasıdır. Önemli olan hayatın ta kendisidir. Siyam balıkları akvaryuma ait değildir, orada olmayı onlar seçmemiştir. O zaman özgürleştirilmeleri gerekir.

Filmin bir yerinde Steve ona şöyle der: “Neden birisi bir tüfek alıp da senin kafanı havaya uçurmadı ki?” . Motosikletli Çocuk’un cevabı şu olur.

“Çünkü en ilkel toplumlarda bile delilere karşı doğal bir saygı vardır.”

Ve böylece Mickey Rourke’un o yumuşak ses tonu ve incelikli oyunuyla ilerde sıklıkla canlandıracağı içine kapanık, sessizce acı çeken karakterlerinin de habercisi olan The Motorcycle Boy beyazperdenin modern zaman kahramanları arasındaki yerini alır.