25.01.2019

Kefernahum: Dünyaya Gelmek Suç mu?

Kefernahum: Dünyaya Gelmek Suç mu?

İnançta insan topraktan yaratılmıştır. Yaratıldığı toprağa 40 gün çile yağmuru 1 gün ise mutluluk yağmuru yağmıştır. Hepimiz aynı dünyada yaşayan etten kemikten insanlarız. Kim olursak olalım, ne kadar farklı, ne kadar ziyade veya ne kadar noksan olursak olalım tek bir ortak noktamız var; bir anneden ve bir babadan dünyaya geldik!

Daha çok oyunculuğuyla tanıdığımız Lübnanlı yönetmen Nadine Labaki’nin 4. uzun metrajı Kefernahum bu sene Altın Palmiye’nin iddialı adaylarından birisiydi. Broadcast Eleştirmenler Birliği ödüllerinde de Roma ile başabaş bir mücadele verdikten sonra En İyi Yabancı Film ödülünü Roma’ya kaptırdı. Doğal olarak! Altın Küre’de de aynısı yaşandı ve öngörüde tekerrürün Oscar’da da meydana geleceği kaçınılmaz. En bilinen ve sevilen filmleri Karamel(Caramel) ve Peki Şimdi Nereye (Where Do We Go Now) olan Nadine Labaki son filmi Seni Seviyorum Rio ile beraber ne yazık ki belli başlı cemiyetlerin kendisine sırt çevirmesine sebep oldu. Ülkemizde Filmekimi’nin sevindiren işlerinden birisi oldu bu yıl Kefernahum. Mülteci bir ailenin çocuğu olan ve kendini Beyrut sokaklarında büyüten Zain’in hikayesi değil sadece bu. Onun gibi olan herkesin hikayesi. Bir adamı yaralama suçuyla sokaklardan ıslahevine sünen bir hikaye.

Hayat Bu, Peki Bu Hayat mı?

Özellikle Zain gibi mutsuz bir evlilikten dünyaya gelmiş, ailesinin cehaletini çeken çocukları saymaya ne takatimiz yeter ne de kalbimiz. Islahevindeki sürecin ardından ailesini mahkemeye veren Zain’in sebebi o kadar iç yakıcı ki; yaşadığımız hayatları sorgulamamak elde değil! Doğmak… Doğduğumuz hayat. İçine düştüğümüz aile. İtildiğimiz yerler. Yaşamak zorunda bırakıldığımız, mücadele etmek zorunda bırakıldığımız vaziyetler. En acısı da ne yaparsanız yapın yine suçlu sizsiniz. Kefernahum ile Nadine Labaki başta mültecilik olmak üzere bilinçsiz nüfus artışı, fakirlik, mültecilik, anne baba olma gibi dünyayı yiyip bitiren bu kaotik metaları yüzümüze çarpıyor. Bu bağlamda da en sert filmine imza atıyor. Çocuk oyuncuların performansları karşısında şaşırıp kalıyorsunuz. Üstelik ilk performansları olması ve onların da canlandırdıkları karakterler gibi mülteci ailelerin sefalet içerisinde kendilerini büyütmek zorunda olan çocuklar! İnsan aynada kendisine baktığında arkasında kalanları da görebilecek şekilde ayarlamalı ayna ile arasındaki mesafeyi. Toplum keskin çizgilerle birbirinden ayrılıyor olsa da insanın kendi içindeki kavislerini öğretmeli kalbine.

İnsan Kötü mü Doğar Kötü mü Olur?

Kimse istemez zorlu bir hayatı. Kimse istemez sefalet ve açlık içinde yaşamayı. Hayat iter insanı belli başlı uçlara. Aynı Zain’i ittiği gibi. Zain bir suçlu değil. Yalnızca kendini korumaya çalışan bir çocuk. Tehlikeli mi? Tehlikeli olmak zorunda mı? Yönetmen Labaki’nin sadece izleyeninin kalbine dokunduğu değil, bir çocuğun hayatına dokunduğunu da söylemek mümkün. Gerçekte de Suriyeli bir mülteci olan filmin çocuk oyuncusu Zain Al Rafeea yatacak bir yatağı bile olmayan bir çocukken filmle beraber dikkatleri üzerine çekmesinin ardından ailesiyle beraber deniz kıyısında bir eve yerleştirildi ve artık okula giden bir talebe oldu. İnsan nerede büyümeye başlar, insan nerede olgunlaşır ve insan ne zaman büyür? Kötü veya iyi olmak bir tercih midir yoksa yaşamın size verdiği bir eğitim mi? Yaşamlarımızı kendimiz seçmiyoruz ne yazık ki… Kimilerimiz anne ve babalarımızın yaptıkları onlara göre bir hatadan dünyaya geldik. Ama hayır, asla o kadar basit olmadı olamaz. İşte tam da bu yüzden Zain’in hikayesi kalbinizi daha da acıtıyor. Zain kaderine boyun eğen bir çocuk değil. Tüm yaşantısına rağmen hakkını arayan ve hayatın bundan ibaret olmadığının manasını bilen bir çocuk. Anne ve babasını kendisini dünyaya getirdikleri için mahkemeye veren bu çocuğun hikayesi belki kalplerdeki belli başlı zincirleri kırıp kalpleri ısıtmaya ve bazı kimselerin dünyaya bakışını genişletir. Kefernahum son yılların en ağır filmlerinden birisi. Öyleki şahsen benim nezdimde Kaplumbağalar Da Uçar, Mandalinalar gibi şaheserlerin yanında gösterebileceğim bir film. Yönetmen Labaki sadece kariyerinin en iyi ve en sert filmini yapmakla kalmıyor; gelmiş geçmiş en izleyeninde iz bırakan dram filmlerinden birisine de imza atıyor. Filmin en güzel yanı da belki Orta Doğu sinemasında görmekten en az haz aldığımız faktör olan, izlediğiniz şeyin bir film olduğunu unutturan yegane gerçekçilik ve bu gerçekçilikte en büyük payı bulunan oyunculuklar.