27.09.2016

Kıvanç Sezer ile Röportaj

kivanc-sezer-3

Merhaba Kıvanç Bey,

İlk filmini çeken yönetmenler, sinemaya olan derin duyguları, büyük sevgileriyle kamera arkasına geçiyorlar ama sonu hüsran oluyor genelde. Lakin siz bu genele girmeyerek gerçekten zoru başarıyorsunuz. Nasıl bir hazırlık süreci geçirdiniz?

İlk filmini çeken yönetmenler için öyle büyük zorluklar var ki, bu zorlukların filme yansımasını engelleyemiyorlar. Oldukça meşakkatli ve zorlu bir yolculuk… Ben 2012’de bu hikâyeyi geliştirmeye başladım ve ancak üç yıl sonra çekimlere başlayabildik. Bu hem yönetmenin sabrını ve projeye inancını test eden ama diğer taraftan da senaryoyu yeniden baştan yazarak geliştirmeye fırsat yaratan bir süreç. Biz bu süreci senaryo hazırlıkları açısından iyi değerlendirdik ve sete öyle girdik. Bir de filmin yapımcısı olan Nar Film, film yapımı konusundaki deneyimlerini ve ilişkilerini de filmin ortaya çıkması için seferber etti. Tüm bunlar filmin yararına oldu.

Ülkemizdeki en büyük sektörlerden biri olan inşaatçılıkta, işçilerin güvenliksiz çalışma koşulları, düşük ücretler ve sigortasız, kaçak işçi çalıştırma gibi mevzular ülkemizin kanayan yaraları. Siz bu konuda bir film çekmeye nasıl karar verdiniz?

2010 yılında Ömer Çetin adlı üniversite öğrencisi bir gencin okul inşaatında çalışırken hayatını kaybetmesi üzerine bu konuyu araştırmaya başladım. Gördüm ki Türkiye’de her gün en az üç işçi çalışırken hayatını kaybediyor. Adeta küçük ölçekte bir savaş demek bu. 2012 yılına kadar kafamda dönüp duran bu mesele, bir uzun metraj filme evrilmeye başladı. İlk başlarda bu işin altından kalkıp kalkamayacağıma dair tereddütlerim vardı. Ancak sahaya çıkıp işçilerle görüşmeye, konuşmaya, dostluk kurmaya başladıktan sonra kendimi mevzunun içinde bulmaya başladım ve bir cesaretle böyle bir meselenin altına girdim. Umarım hakkıyla yapabilmişizdir.

babamin-kanatlari

Filmde doğudan gelmiş işçiler, üniversite öğrencisi, Karadenizli taşeron firması gibi birçok farklı kesimden gelen insanlar ele alınıyor. Bu da sorunun, belli bir grup ya da kesimin değil, tamamen sınıf meselesi ekseninde olduğunun altını çiziyor değil mi?

İnşaat sektörü dünyanın her yerinde ucuz, kalifiye olmayan işçilerin çalıştığı bir alan. İran’da Türk işçileri, İtalya’da Arnavut, Hindistan’da Nepalli işçileri gördüğümüz gibi Türkiye’de Kürt işçileri görüyoruz. Bu da evrensel bir geçerliliği olan emek rejiminden kaynaklanıyor. Bu yüzden tam da sınıfsal olana odaklanmak, işçilerin kültürel ya da etnik yapısını olayın özü değil rengi olarak kurgulamak istedim. Çünkü böyle de bakıyorum. Görüngü ile gerçeklik arasındaki ince çizgide ilerlemeye çalıştım. Taşeronlaşma, örgütsüzlük ve güvenliksiz çalışma koşullarını da hikâyenin arka planına yerleştirmeye çalıştım.

Film, incelikle yazılmış senaryosu, kusursuz görüntüleri ve başarılı yönetimiyle fazlasıyla göz dolduruyor. Ama en dikkat çeken, kuşkusuz oyunculuklar oluyor. Başta Menderes Samancılar olmak üzere oyunculara nasıl karar verdiniz?

Filmin her öğesine büyük bir titizlikle eğildik. Elbette sete çıktığımızda sinema bir ekip işi. Ancak o zamana kadar kafanızda yarattığınız bir dünya, bir üslup ve karakterler var. Bunun her ayrıntısını tasarlayıp oyuncularla, ekiple o tasarım üzerinden konuştuk. üç yıl boyunca, karakterleri özellikle ana rolde olanları hep içimde taşıdım. Çekimlerden iki yıl önce Menderes abiyle, bir yıl önce de Musab, Kübra ve Tansel ile anlaştık. Menderes Samancılar İbrahim için tek kasttı. Rol adeta onun için yazılmış gibiydi. Musab ve Kübra’yı bulmak içinse altı ay boyunca audition yaptık. Bu iki genç oyuncuyu bulmamızda kast direktörüm Songül Karaaslan’ın büyük emeği var. Tansel’e de role çok uygun olduğunu düşündüğüm için doğrudan rol teklif ettim. Ön hazırlık ve prova sürecini de çok uzun zamana yaydım ve her replik, duygu ve an için uzun çalışmalar yaptık. Roller de doğru oyuncularda olunca sanırım böyle ön plana çıkan performanslar elde etmiş olduk.

babamin-kanatlari

Ülkemizde ne yazık ki sizin de filmde değindiğiniz gibi kan parası olayı var. Bununla ilgili nasıl bir araştırma yaptınız? Gerçekten yaşamış kişilerle görüştünüz mü?

Bu kısmı benim için işin en zor kısmıydı. Kan parası olayını avukatlarla, basından ve başka ilişkiler üzerinden araştırdım. Bir Umut derneğiyle temasa geçtim. İş cinayetlerinde yakınlarını kaybeden bu ailelerle beraber çok önemli bir mücadeleyi yürüten gönüllü avukatların oluşturduğu bir dernek. Ama etik olarak bu insanlarla böyle görüşmeler yapmanın çok doğru olmayabileceğini düşünerek, onların acısını sömürüyormuşum gibi algılanmaktan korkarak, görüşme yapmamaya karar verdim. Başka derneklerle de iletişime geçtim. Senaryoyu yazdıktan sonra da onların fikirlerini almaya çalıştım. Filmimiz vizyona girdiğinde o insanların izlemesini ve acılarla dolu bir durum olsa da konuşmayı çok isterim.

Filminiz İranlı yönetmen Mecid Mecidi’nin Baran filmini bana çok anımsattı. Gerçekten bu filmden esinlendiniz mi? Ya da Mecidi filmlerini sever misiniz?

Filmin senaryosunu yazdığım dönemlerde Baran filmini birkaç kez izledim. Şantiyede geçen bir film olmasının da ötesinde çok kıymetli bir filmdir. Mecid Mecidi’nin Cennetin Rengi, Cennetin Çocukları, Serçelerin Şarkısı gibi filmlerini de birçok sinemasever gibi çok severim. Ama aynı zamanda Ashgar Farhadi, Abbas Kiyarüstemi gibi İran sinemasının auteur’leri beni çok derinden etkilemiştir. Bunun dışında İtalyan Yeni Gerçekçi sinemasının neredeyse tüm filmleri çok ilham vericidir. Günümüze geldiğimizde işçi sınıfının yönetmeni Ken Loach her filmiyle yeni şeyler esinlemektedir. Dardenne kardeşler, Robert Guedigyan, Lauren Cantet gibi yönetmenler de beni çok etkilemiştir.

babamin-kanatlari-2

İnşaat atmosferini nereden geleceği belli olmayan bir gerilim unsuru olarak kullanmışsınız. Bu baştan beri kafanızda olan bir fikir miydi yoksa çekimler sırasında mı gelişti?

Bu filme hazırlanırken beni bir sinemacı olarak en çok etkileyen bir inşaat mekânının böylesine baskın ve kaçınılmaz olarak filmin parçası olması düşüncesiydi. O yüzden görüntü yönetmenim Joerg Gruber ile uzun bir hazırlık süreci geçirdik. Defalarca şantiyelere gidip bu geometriyi nasıl kullanacağımız üzerine konuştuk ve çalıştık. Omuz kamerası olması baştan beri düşündüğüm bir şeydi. Tabii ki inşaatta geçen bir film olarak seyircide en başından beri “birisi düşecek” duygusu yaratacağımın ve bunun gerilimi arttıracağının farkındaydım. Post prodüksiyonda da bunu hem kurgu mantığı hem de ses tasarımı ve müzikle beslemeye çalıştık.

Verdiğiniz cevaplar için teşekkür ederim. Yeni filmlerinizle tekrar söyleşmek dileğiyle…

Ben teşekkür ederim.