09.05.2016

YEŞİLÇAM: Kızılırmak Karakoyun

Kızılırmak Karakoyun

Nazım Hikmet’in aynı adlı eserinden uyarlanan, atmosferi ve ruhu ile derin izler bırakan, Türk sinemasının gelmiş geçmiş en güzel örneklerinden biri: Kızılırmak “Karakoyun”.

Aynı Hasanboğuldu’da olduğu gibi, kara bir hikayedir filmde geçen. Obalıların yaşam mücadelesinin, kasabalıların zalimliğinin anlatıldığı Kızılırmak Karakoyun, bu çatışma içinde obanın çobanı Ali Haydar (Yılmaz Güney) ve Hüseyin Ağa’nın kızı Hatice (Nilüfer Koçyiğit-ki kendisi Hülya Koçyiğit‘in ondan da güzel kız kardeşidir) arasındaki sevdayı resmeder. Bu sevdanın tek bir oluru vardır: Üç gün, üç gece tuz verilip susuz bırakılan sürü, bu zamanın sonunda ırmağın karşı kıyısına, Ali Haydar’ın yanına su içmeden giderse Hatçe’yi alacaktır Ali Haydar. Sevdaya düşen saf çoban, yapılamaz deneni büyüleyici ezgiler çıkaran kavalının da yardımıyla başarır; ancak Hatice’ye göz koyan Apti Ağa’nın oğlu ve diğer kasabalılar onları ve bu işe olur diyen obalıları rahat bırakmaz.

İlk olarak 1945 yılında Muhsin Ertuğrul tarafından sinemaya aktarılan bu acıklı öykü, efsane bir sonla biter. 1967 yapımı olan ikinci versiyonda Lütfi Akad hem finali müthiş bir şekilde beyaz perdeye aktarmış, hem de film her planın yerli yerinde olduğu özenli bir dekupaj çalışması sayesinde daha da doyurucu hale gelmiştir. Filmin başarısında Akad’ın görüsü kadar, oyunculukların da yeri büyüktür. Özellikle koyunların Kızılırmak’tan geçip Ali Haydar’ın yanına geldiği sahnede Yılmaz Güney göz doldurur.

İyi ile kötünün çatışması, hemen her filme konu olsa da bu temelin üzerine konulanlar; yan temalar, atmosfer, çekim tekniği gibi şeyler, genellikle iyi film ile kötü filmi ayıran kavramlardır. Kızılırmak Karakoyun‘a yüzeysel bakıldığında hüzünlü bir aşk hikayesi görünür. Fakat uzaktan koklamayıp derine inmeye başladıkça filmin, törelerin insanların iradesine etkilerini, feodalitenin iç yüzünü, aynı yerde olsa bile kültürel farklılıkların sosyal yapıya, bu yapının birimlerine etkilerini(örneğin toplumun kadına ve erkeğe bakışı) tüm çıplaklığı ile seyircinin gözü önüne serer. Ve Ömer Lütfi Akad, bunu sadece içerik değil, biçim açısından da hakkını vererek mümkün kılar. Filmdeki atmosfer, oyunculuklar, kostüm tasarımı ve müzik gibi faktörlerin gerçekçilik duygusunu koruma adına oldukça başarılı olduğu söylenebilir. Özellikle de müzik, filmin Orhan Gencebay‘ın seslendirdiği müzikleri ve müzik öncesi gelen dış ses epey etkileyici. Buna bir de çoban Ali’nin çaldığı kaval da eklenince film hem göze, hem de kulağa müthiş biçimde hitap ediyor diyebiliriz.

Yılmaz Güney ve Nilüfer Koçyiğit‘e Kadir Savun ve Osman Alyanak gibi usta isimlerin eşlik ettiği filmde final sahnesi çok özel ve vurucu. Hatta öyle ki, kanımca Lütfi Akad’ın bu sahnesi, Türk sinemasında hem kendi devri hem de kendinden sonraki yönetmenler için gün gibi parıldamaktadır. Ömer Lütfi Akad gibi, Metin Erksan, Atıf Yılmaz, Halit Refiğ gibi ustaların neden kıymetli olduğu gerçeği de bu tip detaylarda saklı sanki. Ne diyeyim, mutlaka izleyin bu filmi.

Not: Kızılırmak “Karakoyun” 1993 yılında tekrar beyaz perdeye aktarılmış, Ali Haydar’ı o filmde Berhan Şimşek canlandırmıştır.