28.05.2016

Klute: Çarpıcı Bir Üçlemenin İlk Halkası

Ali ÇALIŞKAN

Bree Daniel, New York’ta çalışan bir fahişedir. Bu soğukkanlı, kendine güvenen kadının karşısına bir gün dedektif John Klute çıkar (filme ismini veren karakter aynı zamanda). Kaybolan arkadaşını arayan Klute, Daniel’dan yardım ister, çünkü arkadaşını son görenlerden biri de bu gizemli fahişedir…  Bu basit öykü, Pakula’nın hünerli dokunuşları sayesinde, ‘70’ler Amerikan sinemasının ruhuna damga vuran bir filme dönüştürüyor “Klute”u. Film aslında, Alan J. Pakula’nın sinema tarihinde önem arz eden “Paranoya Üçlemesi”nin ilk halkası. Bu üçlemede Pakula, dönemin politik atmosferinden faydalanır ve ‘sistem’in içinde kapana kısılmış karakterler yaratır. İkinci film “The Parallax View”un etkileyiciliğine nazaran “All The President’s Men”, ana akıma daha yakın duran bir filmdir. 

“Klute” ise sadece üçlemenin değil Pakula’nın en önemli işi. Buna dayanarak film, etkisini sonradan hissettiren, atmosfer odaklı çarpıcı bir politik-gerilim olarak tanımlanabilir. Filmdeki fahişe karakteri, Amerikan devletinin gizli kapaklı işlerine karıştığını polis karakterinin yardımıyla öğreniyor, aynı “The Parallax View”daki Joseph gibi… Sıradan bir karakter olan Daniel, bu zamana kadar kabuğunun içinde yaşamış ve benliğini korumuş biriyken, röntgencinin ve ses kayıtlarının devreye girmesiyle bir metropol ‘paranoyası’nın içinde buluyor kendini. ‘Korku’ve ‘endişe’, karakterin kabuğundan çıkmasına, bulmacaya dahil olmasına neden oluyor. Temaların benzerliği açısından Coppola’nın o ünlü başyapıtı “The Conversation” akla gelebilir.

Tabiî Pakula, fahişe ile polis karakteri arasında geçen tensel yakınlaşmayı da hikayeye dahil ediyor. Böylece iç dünyalarını tam olarak çözemediğimiz bu iki gizemli karakter, ‘cinsellik’ yoluyla iletişime geçiyor. Yönetmenin politik alt metinleri filmin içine serpiştirirken yarattığı atmosfer ise “Klute”un en büyük kozu. Tekinsiz, buz gibi bir atmosferde,  plan-sekanslarla işleyen minimalist bir görsel üslup yaratıyor Pakula. Temponun bilinçli olarak düşürüldüğü filmde bu sayede karakterler gibi seyircide ‘araf’ta bırakılıyor.  Michael Small’ın müzik-ses çalışmasıyla Gordon Willis’in görsel işçiliğinin, örneğin Pakula’nın açı tercihleriyle yapmak istediği ‘ters etki’ye sahip olduğunu özellikle ekleyelim.  Filmde seyircinin algısı, biçimsel tercihlerle sınanıyor bir bakıma.

“Klute”, müthiş bir yönetmenliğin ürünü ve kara-film lezzeti taşıyan bir öyküden beklediğimiz hiçbir şeyi vermeyip, dingin, karakterlerin ruhsal dünyalarına odaklanan bir yapıyı öne çıkaran, yenilikçi bir başyapıt. Jane Fonda’ya ilk Oscar’ını kazandıran Bree karakteri ise, oyuncu sayesinde filme damga vuruyor. Giyiminden makyajına, soğuk yüz ifadesinden konuşma stiline kadar Fonda’nın adeta üzerine giydiği bu kompozisyon, modern oyunculuk için başucu performanslarından biridir. Özellikle karakterin terapiste içini döktüğü sahnelerde Fonda, karakteri yavaş yavaş ortaya seriyor, aynı Pakula’nın hikayeyi örüş şekli gibi. 

Bu bahsettiğimiz ‘kendisiyle yüzleşme’ sahnesi, “The Parallax View”daki beyin yıkama sahnesiyle eş değer bir vuruculuk taşıyor. İlki, ana karakterin ‘sıkışmışlığını’ önümüze dağıtırken, diğeri ‘düzen’in uyuşturucu etkisine odaklanıp politik metni güçlendiren bir sahne. Alan J. Pakula gibi bir ustanın elinden çıkma üçlemenin değeri de, filmlerin içlerinde serpiştirilen ve izleyiciyi ‘kafa yormaya’ davet eden bu ayrıntılarda gizli nitekim.