13.02.2019

Köpek Dişi: Zihni Kemiren Akıl

Osman TIRAK

Yorgos Lanthimos’un Köpek Dişi adlı filmi üzerine

İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın. Şeyh Edebali

Baba: Bir çocuk evini ne zaman terk edebilir?

Kız: Sağ köpek dişi düştüğünde.

Baba: Ya da sol köpek dişi düştüğünde. Bu dönemde bedeni tüm tehlikelerle yüzleşmeye hazırdır. Evden ancak araba ile güvenli bir şekilde ayrılabilirsiniz. Araba sürmeyi ne zaman öğrenebilirsiniz?

Erkek: Sağ köpek dişi tekrar çıktığında. Ya da soldaki, fark etmez.

Akıl kelimesinin etimolojisine bakıldığında Arapça’da deve bağı (ipi) kavramına rastlarsınız. Ağaçsız ve ıssız bir çölde, devenin kaçıp gitmesini engellemek için bir ayağı ip ile ‘ikal’ edilir. Akıl kelimesini de düşünceleri birbirine bağlama olarak açıklayabiliriz. Modern dünyada, parçalanmış insanın aklı da bölünmüştür: Anlayan akıl ve hesaplayan akıl. Duyguların ve anlamların küçümsendiği sanayi toplumunda, her şey hesaplar üzerine kurulmaktadır. Bu nedenle (hesaplayan) akıllı insan, çölleştirdiği iç dünyasında (eigenwelt) kendi ayağını bağlamayı başarmıştır. “Us”lu bir hayat yaşamaktadır.

and let me sing forevermore — ailem benimle gurur duyar
you are all i hope for — çünkü tüm gücümle çalışırım
all i worship and adore — ama hep daha iyisini yapabilmek için uğraşırım
in other words, please be true — evimiz çok güzeldir ve onu severiz
in other words, i love you — seni asla terk etmeyeceğiz.

Bu filmde zorbalık, işkence veya tutsaklık yok. Aksine, tıpkı şarkılardaki gibi, mutlak bir iyimserlik, kutsal bir sorumluluk ve doğal sevginin zorunlu bağlılığı var. Tutku haline sokulmuş sevginin… Ensest olma pahasına…

Büyük kız: Anne, kuku nedir?
Anne: Nereden öğrendin o kelimeyi?
Büyük kız: Video çaların üzerindeki bir kutuda yazıyordu.

Anne: Kuku büyük bir lambadır. Örneğin, kukuyu kapatınca tüm oda karanlığa gömüldü.

Anne asla bir soruyu cevapsız bırakmaz, çocuklarının zihninde hiçbir şüphe tohumunun filizlenmesine tahammülü yoktur. Yaşadıkları dünyanın muhayyilesini aşan veya tam aksine kendiliğe dair olan bir nesne ya da kavrama ait soruları her zaman, dokunabildikleri fiziksel alanın içindeki bir nesne ile tanımlar. Bu tanımları, bir örnek cümle takip eder. En düz, en işlevsel, en duygusuz, en coşkusuz bir cümle… Evlatlar annenin cevaplarının dimağlarında bıraktığı kekremsiliği yadsırlar, çünkü şüpheyi hiç çıplak görmemişlerdir. Hakikatin avuçlanamayacağını hiç bilmemişlerdir. Müziğini bile duymamışlardır; bu sayede gözleri bağlı halde sadece Anne’nin sesine kulak verirler ve el yordamı ile ona ulaşırlar. Sarılırlar inançlarına, körü körüne.

Günün yeni kelimeleri: Deniz, otoyol, seyahat, tüfek.

Deniz, oturma odasındaki gibi ahşap kolluklu deri koltuktur. Örneğin: ‘‘Ayakta kalmayın, denize oturun da biraz konuşalım.’’

Otoyol, çok güçlü bir rüzgâr türüdür.

Seyahat, zemin kaplamada kullanılan, oldukça dayanıklı bir maddedir. Örneğin: ‘‘Avize düşüp yere çakıldı ama zemine bir şey olmadı çünkü yüzde yüz seyahatten yapılmıştı.

Tüfek güzel, beyaz bir kuştur.

Dışarıda merak edilecek bir şey yoktur; hayati olan her şey burada, evin sınırları içindedir zaten. Gökyüzündeki uçaklar bile öylesine cansız, plastik, hatta anlamsızdır ki uçmakta zorlanırlar bazen.

Evcil bir hayvan, bir yoldaş mı, yoksa sahibine saygı duyup emirlerine uyan bir bekçi köpeği mi?

Dışarı çıkmak yasak değildir, sadece çok tehlikelidir. Ölümcül derecede tehlikeli! Büyük ağabeyleri zamanında bir hata yapmıştır ve bunun bedelini bir canavar tarafından parçalanarak ödemiştir. Yaşayan en tehlikeli yaratık tarafından… Onun onuruna, duvarın öbür tarafına birer küçük ‘‘zombi’’ atarak yasını tutarlar.

Büyük kız, ölüm haberinden önce, duvarın arkasındaki ağabeyine fırlattığı kek dilimleri ile aslında umudu beslemeye çalışmıştır bilinçsizce. Fakat öte tarafın umudu, canavarlardan da tehlikeli olabilir ve Baba’nın koruması altındaki sınırlarda bir tehdit yaratabilir. Erkek Kardeş fırlattığı taşlarla ağabeyini değil, aslında bu ihtimali hedef almaktadır.

Baba kapitalist görünümlü, komünist bir yuva yaratmıştır. Herkes temel ihtiyaçlarına özgür ve eşit bir şekilde sahiptir. Rekabet sadece ıslanınca yapışmayan çıkartmalar kadar geçerlidir. Ne yokluğun hayatta kalma mücadelesi vardır, ne de yaşamın heyecanı. Robotsu bir mutluluk hakimdir.

‘‘Bireyin özgürleşmeye duyduğu ihtiyaç er ya da geç kendini ortaya çıkaracaktır.’’

Rollo May, Varoluşun Keşfi

Akıl belirsizliği sevmez, bu nedenle konfor alanından çıkmak istemez. Fakat ruh asidir işte. İlla bildiklerini terk etmek isteyecektir. Benlik bilinci, insana sahip olma ve kıyaslama duygusunu bir gün verir. Özgürlük ihtiyacı insanın ruhuna aittir; akıl tutsaklığın izahına çabalasa dahi, öfke ve arzu kendini gösterir ve insan ilk isyanını kuralları çiğneyerek başlatır. Çiğner, yani parçalar, böler; bu eylem şüphe ve sorgulamanın meylidir. Yeteri kadar cesareti olmasa bile, bastırılmış şiddetini, bildiği dünyasında geçen rüyalarında yaşar. Mesela Anne’yi havuzda boğar, düşleri. Cesareti kabarırsa, bıçak kesikleri ve çekiç darbeleri ile, adını koyamadığı itirazını haykırır.

İnsanın, inançları ile rasyonelize ettiği ibadetler vecd ile dansa evrilir; coşkulu bir başkaldırıya dönüşür. Gerçekliğe yabancılaşan, bir özgürleşme çabası… Mantık zindanının gardiyanı olan kuralların yasaklayamadığı bilinçdışılık, bir sızma hareketi… Tutkunun, zamanı gelmiş bir volkan gibi patlamasıdır. Sarsmaya, yakıp yıkmaya, önü alınamaz, ön görülemez bir şekilde değiştirmeye başlamasıdır. Aklın kıyametidir. Aristoteles’in bize ayrımını yaptığı Pasif aklın ölümü, Faal aklın cennetidir.

Ne yazık ki… Hadım edilmiş tutkular, delirtilmiş akılla fazla uzağa gidemez. Kendisine dayatılmış dünyanın tavşan deliğinde boğulur. Bildiği tek güvenli kaçış, felaketi olur.