03.03.2018

Lady Bird: Küçük Bir Mucize Yaratmak

Büyümek Zordur “Uğur Böceği”

Greta Gerwig, Amerikan bağımsız filmleriyle tanıyıp sevdiğimiz bir oyuncu iken ilk uzun metrajıyla karşımıza çıktı 2017 senesinde. Yine bağımsız filmlerin aranılan oyuncularından ve genç kuşağın yetenekli isimlerinden biri olan Saoirse Ronan‘ı başrole yerleştirmesi, aslında dizi ve tiyatro sevenlerin tandığı ama sinemada pek bilinmeyen Laurie Metcalf adının kadroda yer alması gibi oyuncu seçimleri, bağımsız film sevenlerin mutlulukla karşıladığı ilk kabullerdi. Sonra Lady Bird çıkageldi.

Lady Bird, aslında hepimizin öyküsü. Okyanusun diğer ucundan seslenen karakterleri olsa da kendine “Lady Bird” diyen bir genç kızın annesi ve genel olarak çevresiyle ilişkisindeki detaylarda hepimiz kendimizden ipuçları yakalayabiliriz. Belki filmle ilgili koparılan fırtınalardan biraz uzaklaşabilsek bu detaylar hepimizi filme daha da yaklaştıracak.

Film, Saoirse Ronan‘ın canlandırdığı “Lady Bird” karakterinin lise son sınıftan üniversiteye geçiş evresine odaklanıyor. Aslında hikâye çok basit. Genç bir kızın kendi mahallesinden kurtulma isteği… Aslında birçoğumuzun hissettiği, bağlı olduğumuz yerin ruhumuzu daraltması, aileden kopma isteği, daha büyük bir yere gitme isteği… Yani kısaca özgürleşmek.

Lady’i Bird’ü anlamak

Lady Bird, daha filmin girişinde annesiyle yaptığı ve gittikçe gerilimi tırmanan araba sohbetinde (fragmanda da açıkça gösterildiği için pek spoiler sayılmaz kanısındayım) açıkça isteğini belirtir aslında: New York’a gitmek. New York, genç kızın büyüdüğü Sacramento’da olan her şeyin tersini, olmayan her şeyin ise varlığını temsil eden bir yer sadece. Büyümenin, zor da olsa kendi kararlarını vermenin bir sembolü. Lady Bird‘ü tanıyıp anlamaya başladığımızda kendi varlığının ispatını da yapmaya çalıştığını görürüz ilerleyen dakikalarda. En büyük ispat mücadelesi de annesine karşı.

Anne rolünde karşımıza çıkan deneyimli oyuncu Laurie Metcalf‘ın canlandırdığı karakter, özellikle bu süreçlerden geçen genç kadınların ya da şimdi orta yaşa doğru ilerleyen kadınların hayatlarında en az bir kere anneleriyle girdikleri mücadelede “anne” tarafını çok iyi temsil ediyor. Okulun mezuniyet balosunda giyeceği ve kendi seçimi olan kıyafeti bile annesine beğendiremeyen Lady Bird o kadar tanıdık ki. Çünkü öyle olsun veya olmasın, annemizin bizi beğenmediğini, onlarla girdiğimiz iktidar mücadelelerinin farkında olduklarını ve bizi yenmeye çalıştıklarını düşünmüşüzdür çoğu kez. İşte Lady Bird, böylesi tanıdık yerlerden kuruyor bağını izleyiciyle. Özellikle kadın izleyicilerle daha çok elbette.

Herkesin var olma hikâyesi aslında

Lady Bird‘ün isyanı genel olarak yaşadığı şehre de olsa özelde kendi evine, odasına, belki de oturduğu koltuğa bile… O kadar cisimleşmiş ve görünür kılınmış bir duygu yoğunluğu bu. Kendi yaşadığı evi beğenmemesi, dahil olmak istediği arkadaş grubuna evini farklı anlatması hep bir “kendi” olmaktan da kaçış aslında. Üstelik hikâyenin, “kendi” olamayan en azından açıktan olamayan bir karakteri Lady Bird’ün çekim alanına sokması da boş yere değil. Bir sürelik erkek arkadaş kompozisyonuyla karşımıza çıkan Danny (Lucas Hedges) ve sonrasında yine bir gönül ilişkisiyle kadraja giren Kyle’ın (Timothée Chalamet) bilerek veya bilmeyerek yaşadıkları “yalan” dünya da Lady Bird’ün kendine dönmesini sağlayan etkenler.

Lady Bird‘ün zor da olsa kendi isteklerinin doğrultusunda gitmesi de aslında onun nihai mutluluk ve kendini var edebilmesi anlamına gelmiyor. Şimdi onun hayatla başka bir inatlaşma hali bulup çıkarması gerekecek belki de. Çünkü finaldeki “E, şimdi?” havası hiçbir şeyin bitmediğini gösteriyor bize. Tıpkı hayat gibi işte, nefes aldıkça başka bir var olma mücadelesi, başka bir karmaşa, küçük anlar ve nicesi… Lady Bird işte bu küçük anların, hayatımızla ilgili yarattığımız küçük mucizelerin filmi.