28.05.2017

Baby Face’likten A Class Oyunculuğa: Leonardo DiCaprio

Leonardo DiCaprio denilince herkesin aklına kuşkusuz Titanic’teki o bebek yüzlü çocuk gelecektir. Daha 15 yaşında kameralarla tanışan DiCaprio hepimizin gözü önünde, setlerde büyüdü. Dizilerde küçük roller alarak kariyerine başlayan DiCaprio, ilk ciddi rolünü 93 senesinde Robert De Niro’yla başrolünü paylaştığı This Boy’s Life filmiyle aldı. Hemen ardından yine 93 senesinde What’s Eating Gilbert Grape filminde bu sefer Johnny Depp ile birlikte rol aldı ve özürlü bir çocuğu başarıyla canlandırarak En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Oscarı’na henüz 19 yaşında aday gösterilerek dikkatleri üzerine çekti. 95 senesinde ise iki kaliteli filmde rol alarak Hollywood’da sesini iyiden iyiye duyurmaya başladı.

Sharon Stone, Russell Crowe ve Gene Hackman’le The Quick and The Dead adlı westernde oynadıktan sonra The Basketball Diaries filminde ona karşı yapılan yakışıklı ama kötü oyuncu eleştirilerine inat harika bir oyunculuk sergilemiş ve filmin de önüne geçmişti. 96 senesine geldiğimizde Baz Luhrmann’ın Shakespeare uyarlaması Romeo & Juliet filminde Claire Danes’le başrolü paylaşıp harika bir Romeo karakteri çizerek Berlin Film Festivali’nde En İyi Erkek Oyuncu ödülünü kazanıyordu DiCaprio. Yine 96 senesinde Meryl Streep, Diane Keaton ve Robert De Niro gibi usta isimlerle Marvin’s Room adlı dramada rol alıp bu usta oyuncuların altında ezilmeyerek ve en az onlar kadar iyi oynayarak eleştirmenler tarafından gayet olumlu eleştiriler alıyordu. Henüz 22 yaşında olmasına rağmen üst düzey oyuncularla üst düzey filmlerde başroller alan DiCaprio asıl çıkışını ise 97’de James Cameron’un gişe rekorlarını paramparça eden filmi Titanic’te başrol alarak yaptı. Titanic’te Kate Winslet’la muhteşem bir oyunculuk çıkaran ve üç saatlik epik filmde adeta gövde gösterisi yapan DiCaprio’nun o sene Akademi tarafından Oscar’a aday gösterilmemesi büyük haksızlık olarak değerlendirilmişti. 98 senesinde yine efsane oyuncular Jeremy Irons, John Malkovich, Gerard Depardieu ile The Man in the Iron Mask filminde ve Woody Allen’ın Celebrity filminde oynadı ve 2000 senesine geldiğimizde Danny Boyle’ın The Beach filminde rol alıp filmi tek başına sürüklemişti. 2001’de ise belki de kariyerinin en soft filmi olan Don’s Plum’da çocukluk arkadaşı Tobby Maguire’yle birlikte rol alıyordu DiCaprio.

Leonardo DiCaprio’nun buraya kadar olan kariyerine baktığımızda çok önemli oyuncu ve yönetmenlerle çok iyi filmlerde rol aldığını ve çocuk yaşta başlayan kariyerini çok iyi yönettiğini görüyoruz ama DiCaprio’nun asıl kariyeri 2002’de rol aldığı iki filmle başladı. Önce Martin Scorsese’nin The Gangs of New York filminde sonra Steven Spielberg’in Catch Me If You Can filminde başrol alan DiCaprio yaşayan efsane iki yönetmenin filminde aynı sene rol alarak Hollywood’un A class oyuncuları arasına girdi. Scorsese ile The Gangs of New York filminde başlayan ortaklıkları 2004’te Aviator filmiyle devam ediyor, Howard Hughes’u çok iyi oynayan DiCaprio bu performansıyla ikinci Oscar adaylığını kazanıyor, akademiden eli boş dönse de Golden Globes’da en iyi erkek oyuncu ödülünü kazanmayı başarıyordu. Scorsese ile ortaklığı gayet iyi sonuç verince bu sefer 2006’da The Departed filminde Matt Damon, Jack Nicholson ve Mark Wahlberg’le başrolleri paylaşıp Scorsese’ye ilk yönetmen Oscarını kazandırıyorlar ayrıca film de en iyi film Oscarını kazanıyordu. 2006’da sadece The Departed değil en az onun kadar efsaneleşen Blood Diamond filminde de yine döktürüyor ve üçüncü kez Oscar adaylığını kazanıyor DiCaprio. 

2007’de film çekmeyen DiCaprio 2008’de Ridley Scott’un Body of Lies filminde ve Sam Mendes’in Revolutionary Road filmlerinde başrol oynuyor. Titanic’ten tam on bir sene sonra tekrar Kate Winslet’la başrol alması ve o zaman çocuk olan iki yıldızın olgun iki oyuncu olarak adeta oyunculuk dersi verdiği Revolutionary Road, Leo’nun sadece aksiyon değil drama rollerinde de ne kadar başarılı olduğunu gösteriyordu.

2010 senesine geldiğimizde sinema tarihinin en efsane filmlerinden birinde yine başrolü alan Caprio, Christopher Nolan’ın Inception’unda bizleri kendine hayran bırakıyor. O sene sadece Inception’la değil Scorsese ile dörcüncü ortaklığının ürünü olan Shutter Island’da da yine efsane bir oyunculuk sergiliyordu DiCaprio. 

2011’de usta yönetmen Clint Eastwood’un FBI’ın uzun yıllar başkanlığını yapmış olan J. Edgar Hoover’ın hayatını anlattığı J. Edgar filminde Edgar Hoover’ı yine başarıyla canlandırıyordu Caprio. 2012’de yine Hollywood’un üst düzey yünetmenlerinden biriyle çalışıyor, Tarantino’nun spagetti western filmi Django Unchained’de, onca başrolden sonra yardımcı oyuncu olarak oynamayı kabul ederek egosunun nerdeyse deniz seviyesinde olduğunu da gösteriyordu. Django’da Christoph Waltz’la birlikte muhteşem bir oyunculuk segileyen DiCaprio sadece başrollerde değil yardımcı rollerde de ne kadar iyi olduğunu kanıtlıyordu adeta.

2013 senesine Baz Luhrmann’la ikinci ortaklığı olan bir remake ile The Great Gatsby’yle giriyordu Caprio. 74 senesinde çekilen ve Gatsby rolünü Robert Redford’un oynadığı filmin yeniden çekiminde usta oyuncu Redford’dan daha iyi bir Gatsby portresi çiziyordu ve eleştirmenler tarafından her filmde olduğu gibi yine övgüler almayı başarıyordu.

2013’ün son aylarında vizyona giren ve Scorsese ile beşinci ortaklığına imza attığı The Wolf of Wall Street filmi bu zamana kadar iyi performans gösterdiği bütün filmlerini bir kenara atan bir oyunculuk performansıyla DiCaprio’yu resmen efsaneleştiriyordu. DiCaprio bu filmde öyle oynamış ki kelimeler kesinlikle kifayetsiz kalır bu oyunculuğu anlatmaya, herkesin görmesi gereken, başından sonuna üç saatlik süresinde DiCaprio’nun oyunculuğun kitabını yeniden yazdığı ve film bittiğinde üç saatlik bu başyapıtın seyrine doyamadığımız enfes bir film çıkmış ortaya. DiCaprio bu performansıyla Golden Globe’u kazandı ve dördüncü kez Oscar’a aday oldu. Oscar’ı alsın ya da almasın Leonardo Dicaprio küçük yaşlarda başladığı kariyerinde bu zamana kadar oynadığı efsane filmlerle, çalıştığı yönetmenlerle (Edward Zwick, Sam Raimi, Woody Allen, Sam Mendes, Danny Boyle, Clint Eastwood, Ridley Scott, James Cameron, Baz Luhrmann, Steven Spielberg, Christopher Nolan ve Martin Scorsese) ve her filmde üstüne koyarak geliştirdiği oyunculuğuyla şu anda Hollywood’un en takdir edilecek ve hayranlık duyulacak kariyerine sahip oyuncusudur.