08.06.2016

SİNEFİL GÜNLÜĞÜ: Les Maîtres du Temps (1982)

2003’te kaybettiğimiz, esas mesleği diş hekimliği olmasının yanında, bilim-kurgu edebiyatında bir kült yazar haline gelmiş Fransız Stefan Wul‘un (ülkemizde de Geçmiş Tapınağı ve Niurk adıyla, dilimize çevrilmiş iki kitabını bulabilirsiniz) 1957 tarihli Oms by the Dozen adlı kitabını, René Laloux 1973’te La Planète Sauvage (Vahşi Gezegen) adıyla bir animasyon olarak sinemaya aktarmış ve film, zamanla türün en ayrıksı ve özel örneklerinden biri olarak, özellikle sinefillerin gönlünde yerini sağlamlaştırmıştı.

Yine Stefan Wul‘un 1958 tarihli bir başka kült bilim-kurgu eserini (The Orphan of Perdide) yine René Laloux, Vahşi Gezegen’den bir sonraki filmi olarak; ama ondan dokuz yıl sonra Les Maîtres du Temps (Zamanın Efendileri) adıyla çeker. Film, Vahşi Gezegen’e göre daha az bilinir; ama yine Vahşi Gezegen gibi, politik ve varoluşçu mesajlarıyla, izleyiciyi düşünmeye sevk eder.

Filmin hemen başında, yaşanan doğal felaketlerin ardından çöle dönmüş ve doğanın dengesinin bozulması sonucu, koloni halinde insanlığı tehdit eden eşekarılarıyla ve çeşitli saldırgan yaratıklarla bezeli Perdide gezegeninde, yedi yaşındaki oğlu Piel’le kaçıp buradan kurtulmaya çalışan baba Claude’u görürüz. Eşini yine eşekarılarının saldırısında kaybeden Claude, son çare olarak uzay mekiğinden yardım ister ve Piel’i ormanda bırakır. Piel ormana indiğinde uzay mekiği infilak eder ve annesinden sonra babasını da kaybeden Piel, bu tehlikeli gezegende yalnız başına kalır.

Claude’un yardım istediği Jaffar, Prens Matton’la, kendisini Aldebaran gezegenine götürmesi konusunda anlaşmıştır ama Piel’i kurtarmak için Perdide gezegenine doğru yönelmesi, Prens’in amacına ulaşmak için her türlü kötülüğü yapmasıyla sonuçlanacaktır.

Kendilerine benzemeyen her bireyin yok edildiği Gamma 10 gezegeni; büyüklerin bile kendini koruyamadığı bir gezegende, çocuk dünyaya getirmenin doğru olup olmayacağı, insanın doymak bilmez materyalist arzuları ve bunun gibi birçok konuda eleştirel düşüncelere tanıklık ederiz film boyunca.

Kariyeri boyunca sadece üç uzun metrajlı film çeken Laloux, sadece bunlarla bile, ne kadar büyük bir sinemacı olduğunu göstermiştir. 1988 tarihli Gandahar adlı animasyonu da, Jean-Pierre Andrevon‘un The Machine-Men versus Gandahar adlı kitabından uyarlanmıştır. Yine sözünü esirgemediği bu animesinde yönetmen, bu sefer görünüşleri yüzünden, geçmişte yaşanan savaş sonrası başka bir gezegene sürgün edilmiş mutantlar ve insanların kibirliliği üzerinde durur. Gezegenlerine gelen bir ışın, etkilediği her yeri ve herkesi taşa dönüştürürken, saldırının mutantlar tarafından yapılmadığı, ortada çok daha ciddi, metallerden oluşan bir ordu kurmaya yönelik yeni ve tanımlanamayan bir tehdit olduğu anlaşılır.

Henüz yönetmenle tanışmamış, alternatif bilim-kurgu anime arayışındaki sinemaseverlere, René Laloux‘un bu düşük bütçeli ama müthiş hayal gücüyle bezeli filmleri, ilaç gibi gelecektir.