27.05.2017

Leviathan: Devletin Bir Canavar Olarak Portresi

“İnsanlar birbirlerine ‘Ben haklarımdan vazgeçiyorum ve tüm haklarımı bu insana ya da insanların meclisine veriyorum’ demelidirler. Böylece bütün güç ve kudret tek bir insanda toplanır. Bu devlet ya da latince ‘cıvıtas’ olarak adlandırılır. Bu, büyük Leviathan‘ın doğması demektir.” Thomas Hobbes

2003’te The Return ile sinema dünyasına oldukça iddialı bir şekilde giriş yapan Rus yönetmen Andrey Zyvagintsev, sonraki filmleri The Banishment (2007) ve Elena (2011) ile yine iyi filmlere imza atsa da yarattığı beklentinin altında kalmıştı. Cannes Film Festivali’nde Kış Uykusu’nun en büyük rakibi olarak lanse edilen ve “En İyi Senaryo” ödülüne layık görülen Leviathan ise yönetmenin ilk filminin gücüne en çok yaklaşan filmi olmayı başarıyor.

Açılışında sessiz bir yolculuğa tanık olduğumuz film, karakterleriyle aramıza mesafe koyacağımızı hissettirircesine kamerasını onlardan uzak tutarak işe başlıyor. Doğa görüntüleriyle bezeli açılış ve kapanış sekanslarının arasındaki denge “Leviathan” metaforuyla birleşince ortaya mitolojik dokunuşlarla şekillenen, devletin ve insanoğlunun kötücüllüğü üzerine etkileyici bir tablo çıkıyor.

Leviathan, Tevrat ve İncil’de kötülüğü temsil eden devasa bir deniz canavarı olarak biliniyor ve balinaların efendisi olduğuna inanılıyor. İngiliz felsefeci Thomas Hobbes, 1651 yılında yayımlanan büyük eseri “Leviathan”da bu adı sınırsız güce ve kudrete sahip egemen devleti temsil eden bir metafor olarak kullanıyordu. Film de tıpkı kitaptaki gibi insanlar arasında güven duygusu oluşmadığından insanoğlunun sürekli birbiriyle çatışma içerisinde olduğu savının izinden gidiyor ve kötülüğün ortaya çıktığı anlarda “Leviathan”ı adeta mitsel bir tabloyu andırırcasına denizin içinde görsel olarak belgeliyor. Ana karakterinin hem siyasi hem de kişisel açıdan ihanete uğraması da bu noktada önem kazanırken ülkedeki Ortodoks geleneğini ve mevcut sosyalist yapıyı otopsi masasına yatırıyor.

Rus sinemasının soğuk ama derinlikli hikayelerinin güçlü temsilcilerinden olarak niteleyebileceğimiz Leviathan’ın birçok karesinde Zyvganitsev’in yönetmen dokunuşunun büyük etkisi hissediliyor. Filmin kırılma noktasını temsil eden en önemli sahnelerinden birinin kameraya alınmayarak sadece seslerle izleyiciye aktarılması, Rus siyasetinin Leviathan’ın kayaya vurmuş dev fosiliyle ilişkilendirilmesi, “Leviathan”laşan liderlerin portrelerinin (içlerinde sürpriz bir isim de var!) hedef haline getirilmesi gibi tercihler her biri tabloyu andıran görüntülerin derinliğiyle birleşince ortaya Zyvagintsev’e yakışan destansı bir yapıt çıkıyor.

Filmin bürokrasi ve mülkiyet hakkı üzerine şekillenen senaryosunda insan ruhunun karanlık dehlizlerine doğru bir yolculuk yaparken aynı zamanda ülkenin bürokratik kurumlarının yozlaşmışlığına çok iyi yazılmış ve oynanmış belediye başkanı karakteri üzerinden tanık oluyoruz. Filmdeki çok sayıda karakterlerden her birinin özenle yazılması ve oldukça başarılı performanslarla canlandırılması, diyaloglarda yoğun şekilde hissedilen Çehov esintileri, hikayeye zekice iliştirilen mizahi dokunuşlar ve masa başında sarhoş bir şekilde tartışan insanlar akıllara Kış Uykusu’nu getiriyor. Kış Uykusu ve Leviathan’ın yılın en önemli yapımları arasında yer almalarının uluslararası alanda tescillenmesi ise Nuri Bilge Ceylan ve Andrey Zyvagintsev’in sinemasal anlamda evrensele ulaştıklarının ve doğru yolda olduklarının göstergesi.