06.05.2016

Karakter Mutfağı: Lola

Yirmi dakikaya neler sığar?

Bazı filmler vardır; Zamanı eğen, kıran, büken ve hatta siz tam ona dokunacakken büyük bir hızla sizden uzaklaşan. İşte bu bazılarını hangi zamana sığdıracağımızı bir türlü kestiremeyiz. Onları tanımlarken kısaca “zamansız” der ve geçeriz. Bunun dışında bazıları da vardır ki varolduğu zamanı eğip, kırmanın kısacası tavada pişirmenin ötesinde bir anlamda elektende geçirme becerisine sahiptir. Başlangıcını ve bitişini belirlediği zaman döngüsünde, uzunluğunu yahut kısalığını ötelediği tarafıyla sadece ve sadece bu başı ve sonu belli çizgide yeni olasılıkları, olanları ve olmazları aynı tepside farklı kombinasyonlar eşliğinde önünüze getirir. Kısacası aynı askıda birden fazla zamanı mandallama becerisine sahiptir. Akış içerisinde yaşanan kırılmaların olduğu ya da olmadığı varsayımları eşliğinde kazanın, karşılaşmaların ve çarpışmaların olası neden-sonuç ilişkisini yeni baştan kurgulayarak bir anlamda filmsel vazifesinin dışında bir amaçla karşımıza çıkar. Yönetmen Tom Tykwer’in yaptığı işte tamda budur. Genç kadın Lola için artık tanrı babası o kazanana dek bütün alternatifleri yeni baştan kurgular.

Öyküsü bir telefonla başlıyor anti-stereotip Lola’nın. Açılan bu telefon o bildiğimiz “alo, nasılsın, merhabalar”dan ziyade kötü bir haberin ya da bir endişenin seslendiği bir ses. Telefonun ucundaki öteki sesin yardıma ihtiyacı var. Lola’nın ise hiç vakit kaybetmeden koşması gerek. Zira sadece yirmi dakikası var önünde. Bu yirmi dakikayı ise en azami şekilde kullanması gerek.

Karakterin öncülünü ya da ardılını bilmediğimiz biyografisinde o sınırlı olarak gördüğümüz yirmi dakikasında olan biteni işte sadece koşmak. Biri/birilerini kurtarmak için koşmak. Ama öfke duyduğumuz ve keşke dediğimiz ancak bu durumun öfke kontrolü sağlamanın dışında pek kayda değer bir yanı olmadığı kaçırdıklarımızın, Lola’nın hayatında hiç yeri yok. Tanrının rus ruleti misali tek hamle ile sınırlandırdığı o tek kullanımlık “kader” kavramı Lola için bir değil, birden fazla değişkenin rol aldığı çoktan seçmeli bir kavram. Çocukken içeceklerin kapaklarında yazan “tekrar deneyiniz” ibaresini tekrar açıp, kapatmak olarak algılayan o saf benliğin ya da yanılsamanın bir benzeri Lola’nın kader örüntüsü: “Tekrar deneyiniz”. Bir bakıma tanrıcılık oynamakta diyebiliriz. Amaca götüren denge eşiklerinin saptırdığı noktalarda geriye dönüp aynı eve bu defa orman yolundan değil, ormanın çevresinden yeni baştan gitmek, istenilen zaman kazanımını sağlar mı? Bunları dönüp dolaşıp baştan koşan Lola, her defasında akış içerisinde bir şeyleri değiştirir, değiştiğini görür ve sonuca ulaşır ama bir şeylerin değiştiği yerde yeni başka şeylerin ise öğrenilen zamana ait olduğu kanısını edinir. Lola için telefonun kapanması, çanta paketinin düşmesi, bir uçak, önünü kestiği rahibeler, bir kaza ya da öğrendiği her yeni gerçeklik ise değişen zaman karmaşası içinde değişmez şeylerin taşıyıcısı gibidir. Belki yirmi dakikanın taşıdığından fazlası, belki de kader kavramının tuzu, biberidir; kim bilir.