04.04.2019

Loro: Olaylı Liderin Hayatına Bakış

Biyografi tarzı filmlerde en çok kimlerin hayatına ait bilinmeyen detayları izlemek istersiniz? Aslında bu sorunun net bir cevabı olmamakla birlikte her sinemasever için bünyesinde farklı cevaplar barındırır. Kimimiz en çok sevdiği bir müzisyenin, yazarın ya da şairin hayatını anlatan filmler izlemeyi severken, kimimiz de bir bilimadamının, mucidin ya da bir kaşifin hayatını anlatan filmlere ilgi gösterir. Bazen de adını dahi duymadığımız, dünyanın diğer ucunda bir şeyler başaran mütevazı kişilerin hayat hikayelerine tanık oluruz. Hangisi olursa olsun bu tür filmler doğru tarihi gerçeklere dayandığı takdirde arşivlik bir belge niteliği taşırlar ve ilerleyen dönemlerde yaşayanlar için belki de okuyup araştırmaktan daha ilgi çekici olabilirler. Bu değerlendirme yazısında ise sizlere geçtiğimiz cuma günü vizyona giren ve her yönüyle olaylı bir şahsın hayatının belirli bir dönemine değinen Loro filmi hakkında yorumlarımı paylaşacağım. Biyografi türünden hoşlanan bir sinemasever olarak filmi büyük bir heyecanla izledim ve birazdan yazacağım çıkarımları edindim. Hazırsanız başlayalım.

Dünya prömiyerini geçtiğimiz sene gerçekleştirilen 43. Toronto Film Festivali’nde 150 dakikalık versiyonuyla yapan film, ülkemizde ise ilk olarak, geçtiğimiz sene gerçekleştirilen Başka Sinema Ayvalık Film Festivali’nde seyirci ile buluşmuştu. Her filmiyle olay yaratan, La grande bellezza – The Great Beauty (Muhteşem Güzellik) ile Oscar’a, The Young Pope ile TV ekranlarına uzanıp tartışma yaratan Paolo Sorrentino, yine ülkesinin entrika dolu dünyasına dönüyor ve kamerasını bu kez eski başbakan Silvio Berlusconi’ye çeviriyor. Sorrentino, Loro’da ünlü siyasetçinin hem özel hayatına dokunuyor hem de İtalyan siyasetini hicvediyor. Siyasi kariyerinin yanı sıra ülkesinin en zengin kişilerinden biri olan Berlusconi’nin portresini çizerken çok konuşulan skandalların perde arkasına da bakıyor.

İtalya’nın İhtiyar Çılgın Delikanlısı

Silvio Berlusconi… Siyasetle yakından ilgilenmeseniz dahi adını kesinlikle duyduğunuz liderler arasında yer alan bir isim. 1994-1995 yılları arasındaki dokuz aylık kısa süreli başbakanlığını 2001’de görevi tekrar devralarak kurduğu ikinci Berlusconi hükümeti ile taçlandıran ve İtalyan cumhuriyeti tarihindeki en uzun süreli hükümetini kuran Berlusconi hiç kuşku yok ki dünya ve İtalyan siyasi tarihine adını yazdıran isimlerin başında geliyor. Forbes Dergisi’ne göre İtalya’nın en zengin insanı olarak gösterilen, ülkesinde medya imparatorluğunun kurucusu olan ve kendi çabalarıyla dolar milyarderi olan bu nevi şahsına münhasır kişi ülkesi başta olmak üzere tüm dünyanın odak noktasında biri oldu her zaman. Böyle bir kişiyi anlatmak için bir film yeterli olabilir mi yoksa bir belgesel serisi mi çekmek gerekir? İşte bu soruya usta yönetmen Paolo Sorrentino sessiz kalmamış olacak ki böylesine tartışılan bir siyasetçinin hayatını anlatmaya girişmiş ve bizlere de izlemek düşüyor.

156 dakikalık bu film bizim izlediğimiz yapıdan biraz daha farklı bir şekilde çekilmiş. Filmin orijinal versiyonu her ne kadar 104 dakikalık Loro 1 ve 100 dakikalık Loro 2 filmlerinden oluşsa da gösterildiği festivaller ile vizyonda yaklaşık elli dakikalık kırpılmış haliyle izliyor maalesef sinemaeverler ve bu da filme bazı küçük sorunlara yol açabiliyor. Durum her ne kadar bu şekilde olsa da film kendini bir şekilde izletmeyi başarıyor ve bir liderin hayatına tanıklık ediyoruz.

İçki, Uyuşturucu, Seks ve Kadın

Yönetmen bizlere filmin ilk dakikasından itibaren içki, uyuşturucu, güzel kadınlar ve seksin ön planda olduğu bir ilk 45 dakika izletiyor. Filmi üçe ayırdığımız takdirde ilk bölümün bu şekilde başlaması seyircide Berlusconi’yi görme konusunda hayal kırıklığı yaşatsa da filmin bir sonraki bölümü için ön hazırlık niteliği taşıdığını söyleyebiliriz bu bölümün. İlk bölümün enerjisi, müzikleri ve tarzı, son derece olağan dışı bir biçimde seyirciyi karşılarken filmin tamamı düşünüldüğünde bu ilk bölümün biraz fazla uzun tutulduğu her şekilde anlaşılıyor.

Siyasetçinin Sahneye Çıkışı

İkinci 45 dakikalık bölümde ise nihayet hayatından bir kesit izleyeceğimiz Berlusconi sahneye çıkıyor fakat kendisini seçimi ufak bir oy farkıyla kaybeden sıradan bir siyasetçi olarak görüyoruz. Her ne kadar seçimde yenilgi aldıysa da hükümetteki sol partiyi güvenoyu oylamasında terse getirip ülkeyi yeniden seçime sokarak liderliği yeniden ele alma çabası ve bu uğurda altı senatör üzerinden oynadığı oyunları yönetmen gösteriyor bizlere bölüm boyunca. Filmin nispeten diğer iki bölüme göre daha uzun olan üçüncü ve son kısmında ise bizleri ilk bölümdeki eğlence ve ikinci bölümde izlediğimiz Berlusconi’nin siyasi hayatının dışındaki kişisel hayatı karşılıyor. Bu bölümde diğer iki bölüme nazaran yönetmen seyirciye Berlusconi’nin daha özelini veriyor ve bizler de medya başta olmak üzere çeşitli kaynaklardan sunulandan farklı olarak, Berlusconi’yi daha duygusal bir insan olarak her yönüyle izliyoruz.

Artısıyla Eksisiyle

Filmin orijinalinin iki bölümlük daha uzun bir formatta olması, bu filmde iki ve üçüncü bölümleri karşılaştırdığımızda daha net ortaya çıkıyor ve neredeyse zıt iki karakteri izliyoruz. Bu da bazı noktalarda filmde bir kopukluk yaratıyor ve ilk bölümde izlediğimiz Sergio karakterinin filmin ilerleyen bölümlerinde kaybolmasına yol açıyor. Berlusconi’nin tanıdığımız yönlerini görmenin yanında bilmediğimiz yönlerini de yansıtması bakımından oldukça değerli bir yapım olan film, İtalyan siyasetine yapılan göndermeler ve eleştirilerle de sağlam bir taşlama örneği olarak kendini kanıtlıyor. Zaman zaman müzikleri ile etkileyen film, uzun süresine rağmen kendini hiç sıkmadan izletmeyi başararak nispeten eli yüzü düzgün bir biyografi sunuyor.