29.05.2016

SiNEFİL GÜNLÜĞÜ: Love Streams (1984)

Ali ÇALIŞKAN

Amerikan bağımsız sineması denilince akla ilk gelen isim John Cassavetes olur genellikle. Onun, hayat arkadaşı Gena Rowlands ile çektiği filmler, bugün hem sinemacılar hem de sinefiller için ilham verici nitelikte eserlerdir kuşkusuz. Özellikle, “A Woman Under the Influence”, “Faces”, “Opening Night”  ve “The Killing of a Chinese Bookie” gibi filmografisinde  öne çıkan başyapıtları, insan ruhunun karanlık ve karmaşık yapısına, sahici karakterleri sayesinde ayna tutar ve bizi belgeselvari bir sinemasal gerçeklikle tanıştırır. Cassavetes’in görsel açıdan yalın fakat coşkulu ve zeka dolu sineması da, en az filmdeki karakterler kadar ‘sahici’ görünür gözümüze. 

İşte “Love Streams” de, Cassavetes sinemasının tüm belli başlı özelliklerini içinde barındıran bir film. Yine, izledikten sonra hafızamıza kazınıveren unutulmaz karakterler çıkarır karşımıza. Yönetmen  “Opening Night”da olduğu gibi tekrardan Rowlands’la paylaşır başrolü. Bu sefer, ilişkileri sarsılmış olsa da aradaki yıpranmış bağı onarmak için çabalayan iki kardeşe hayat verirler. Yani o filmdekine nazaran daha yakın temasa geçerler…

Sarah, ruhsal açıdan değişken, kafası biraz karışık fakat samimiyetine inandığımız bir karakterken, Robert fazlasıyla bencil bir yazardır. Cassavetes, hem birbirinden uç noktalara ayrılmış ve dağılmış, hem de birbirlerine sıkı sıkıya bağlı bu iki kardeşin tekrardan bir araya gelip aynı evi paylaştıkları bir süreye odaklanır. Bir yandan geçmişle yüzleşirlerken, diğer taraftan aradaki ‘mesafe’ gözden geçirilir. Ama bu iki karakterin özelliklerinde, Cassavetes sinemasından tanıdık bazı hisleri anımsarız. İkisi de, uzun zaman önce rotalarını kaybetmiş, ‘arayış’ın içinde salınan karakterlerdir. Sarah, özlemini doyurmak için tüm evi hayvanlarla doldururken, Robert da hiç tanımadığı oğluna yakınlaşır ve bir hesaplaşmaya sürüklenir bu süre zarfında. Arayış hem kendi içlerinde, hem de ikisinin arasındadır.

3p3sTT783S4M8COEDQuZKCEGk6w

Yönetmen finalde, bu iki tutunamayan karakterin hayatlarının alacağı şekile, varacağı noktaya dair pek bir ipucu vermez. Amacı, klasik hikaye şablonlarını terk edip bize bu tuhaf ilişkiye dair gerçekçi kesitler sunmaktır. Yargılamaz, nedenleri bulmaya çalışmaz ve tam bir sonuca varmaz. Bu kesitleri de, iki buçuk saat boyunca olabilecek en dinamik ve akıcı bir kurguyla resmeder. Öyle ki uzun süreye rağmen tek bir sahnede bile gözümüzü ayıramayız ekrandan. Neredeyse her sahne, hafızalara kazınan bir replik ya da bir anla dolar ve inceliklerle işlenir.

İki dev oyuncunun performansını da unutmayalım tabi. Yaşayan en iyi kadın oyunculardan biri olan Rowlands, Sarah karakteriyle,, “A Woman Under the Influence”deki Mabel ya da “Opening Night”daki Myrtle’ın hemen yanı başına yerleşecek bir portre çıkarır. Bu üç karakterin depresifliği de, filmlerin ruhuna sirayet etmiştir kuşkusuz… Oyuncu mimiklerini ve  yüz hatlarını en kıvrak biçimde kullanır ve performansıyla zaman zaman sarhoş eder izleyeni. Cassavetes ise Robert karakteri ile onun içsel durumunu kusursuz bir biçimde yansıtır ve bir oyuncu olarak yeteneğini kanıtlar, yeniden… İki oyuncu da birbirlerini performans olarak ezmeden, mekanı adeta bir tiyatro sahnesi gibi kullanıp paslaşmalarla dolu bir uyum gösterirler.

Kısacası “Love Streams”, Cassavetes sinemasına karşı özel bir hayranlık besleyen sinefillerin mutlaka izlemesi gereken bir başyapıt. Yazının girişinde sıralanan filmlere nazaran biraz geri planda kalmış olsa da,  sinemasal doyuruculuğuyla en az onlar kadar vurucu olmayı başaran ve belgeselvari bir gerçeklikle hayatın ortasından bilindik, tanıdık anları yakalamaya çalışan bir sinema anlayışının ürünü olan bir eser. Tabi şunu da belirtmek gerekir ki, tüm Cassavetes filmografisini bir bütün olarak düşünürsek şayet, biri diğerinden üstün değildir, tam tersine bahsettiğimiz bütünün ayrılmaz fakat her biri kendine has sinemasal niteliklere sahip parçalarıdır. Yani “Love Streams”in değeri, bu bütün içinde daha da belirgin bir hal alıyor aslında.