28.05.2017

Luchino Visconti: Marksist Bir Yeni Gerçekçi

Sinemanın en önemli ve sinemayı sinema yapan akımlarından biri kuşkusuz “Yeni Gerçekçilik” tir. Hatta şahsi olarak, akımı önem olarak ilk sıraya koyar ve onsuz sinemanın çok büyük anlam kaybedeceği fikrini savunurum. Sinemanın her açıdan halka inmesini sağlayan yeni gerçekçilik, kitleleri de derinden etkilemiştir. İşte bu önemli sinema olayının öncülerinden, akımın ilk belirtilerinin görüldüğü filme imza atan (Ossessione, 1942), bir deha, bir büyük yönetmendir Visconti.

Zengin bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen aristokrat kökenli Visconti, aynı zamanda da sıkı bir Marksist olarak bilinir. Filmlerinde ve anlatılarında oldukça belirgindir bu özellikleri. Feodal yaşamın ve bunu ilke edinmiş figürlerin hayatlarını çok iyi perdeye aktarır. Onlarla adeta bir hesaplaşma içindedir ve onların çaresizliklerini, çöküş noktalarını ve pisliklerini her açıdan gözler önüne serer. Bunların ışığında ortaya çıkan siyasi ve oldukça duygusal bitişleri de çok sert bir dille kurgular. Bu anlamda değerlendirirken filmlerini epey karmaşık bulanların sayısı da az değil. Tabi benim gibi bu tercihlerinin inanılmaz bilinçli olduğunu ve belirli kalıplara girmekten çekindiğinin düşünen fanatikleri de oldukça fazla. Öyle ki, öncülerinden biri olduğu Yeni Gerçekçilik sinemasının etiketinden bile bir süre sonra rahatsız olmuş ve serzenişte bulunmuştur. Zira, ona göre yönetmeni, çıkış noktasını anlamak yerine, belirli bir kalıba oturtup değerlendiremeleri onun üzerinden yapmak son derece saçmadır. Hiçbir sanatçı için sınır olmamalıdır. Kendi sözleri ile “sınırlar, tembeller ve dengelerini çabuk yitirenler” içindir.

Visconti ve sineması için iki tartışma konusu hep öne çıkmıştır. Birincisi “auteur teorisi” üzerinden yapısal olanlar, ikincisi de yeni gerçekçiliğe eser kazandıran diğer yönetmenlerden farklı olduğu konular. Visconti’nin bilinçli sineması, Farkındalık düzeyinin oldukça hissediliyor olması ve bazı kalıplara isteyerek dahil olup, daha sonra onlardan kurtulma çabası “auteur” polemiklerini beraberinde getirdi. Kaldı ki “auteur” üzerine sürekli değişen tanımlamaların yapılması da bu tartışmaların yönünü sürekli değiştirdi. Belirli bir tür yaratan ya da öncülerinden olan ve sadece o türde film çeken yönetmene de “auteur” denilir miydi? Ya da sadece bir filmle, bir türe katkı verip, sonra bir daha hiç o türde film çekmeyen yönetmen için bu terim kullanılabilir mi? Yoksa hiç baskı görmeden, tamamen öznel film çeken her yönetmen “auteur” kabul edilir mi? İşte bütün bu soruların ışığında, aslında hiçbirine ait olmayan bir yönetmen Visconti. Ünlü sinema öğreticisi, araştırmacı ve yazar olan Geoffrey Nowel Smith bu konu hakkında şu tespiti yapar; “Visconti, herhangi bir “auteur”izme ihityaç duymayan bir “auteur”dü.”

Diğer tartışma konusu olan yeni gerçilik öncülerinde farklı oluşu ise daha çok sosyal konular üzerinden. Diğerlerinin aksine ve siyasi görüşüne rağmen Visconti, güncel ve hararetle tartışılan meselelere biraz mesfali durmuştu. Bu birçokları için kabul edilemez bir durumdu. Zira, yeni gerçekçi ve marksist olan bir yönetmen, direniş ve mücadele başta olmak üzere güncel olaylara fazlasıyla duyarlı olmalıydı. Dönem zaten zordu ve bu tarz bir itici gücün yoksunluğu diğer yönetmenleri de yıpratıyordu. Visconti’nin bu tercihinin de belirli bir zümreye ait olmama, kalıplaşmama gibi düşüncelerden ötürü olduğunu düşünüyorum. Zira, belirli bir olaya vereceği tepki, herhangi bir oluşumla adının fazla telaffuz edilmesi ve bir damga yemesi anlamına gelebilirdi. Kariyerinin ikinci yarısında zaten iyice romantizme dönmesi ve bu filmlere ağırlık vermesi bu tercihlerinden doğan bir sonuçtu. Tabi bazı söylemlerinden tamamen vazgeçmeden.

Gelmiş geçmiş en büyük yönetmenlerden birisi olan, gerçekliği en şiddetli şekliyle beyaz perdeye yansıtan, melodramı sinemanın en keskin hallerinden biri haline getiren yönetmenlerden olan, çok büyük bir sinemacıdır Visconti. Sadece sinemayı yücelten ve halka yaklaştıran “Yeni Gerçekçilik” akımına yaptığı katkılar bile, onun büyüklüğü anlamamız için fazlasıyla yeterli. Ölümü, son çektiği filmin kurgusunu yaparken oldu. Belki de sinema aşığı ve usta bir yönetmen için olabilecek en güzel zamanlamalardan biri. Hala izlemediyseniz, kendinize bir iyilik yapın ve Visconti sineması ile tanışın…

İzlenmesi Gereken 5 Visconti Filmi

1- Ossessione, 1943

.

2- Il Gattopardo, 1963

.

3- Rocco e i Suoi Fratelli, 1960

.

4- Le Notti Bianche, 1957

.

5- Morte a Venezia