13.05.2016

Luis Buñuel’e Saygıyla

83 yıllık ömrüne, sinefillerin kolay kolay unutamayacağı filmlerle ölümsüzlük katan Luis Buñuel, sinema dünyasının ayrıksı yüzlerinden biri. Arkadaşı ünlü ressam Salvador Dali ile birlikte senaryosunu yazdığı Endülüs Köpeği (Un Chien Andalou, 1929) adlı kısa filmle yönetmenliğe başlayan Buñuel, filmlerini hem yazan hem yöneten hem de kimi zaman ekranda görünen bir sanatçı. Gerçeküstücülük akımıyla anılan adının etkisi, onun filmlerinde eleştiri oklarını yönelttiği kesim veya kavramlara dair incelikli söylemleriyle beslenerek günümüzde hâlâ sinemaseverler arasında  artarak devam ediyor.

Biz de bugün Luis Buñuel’i Viridiana (1961),  Burjuvazinin Gizli Çekiciliği (Le Charme Discret de La Bourgeoisie, 1972), özellikle ahlâk, erdem gibi temaların ikiyüzlülüğünün sınandığı Gündüz Güzeli (Belle de Jour, 1967) ve Arzunun Şu Karanlık Nesnesi (Cet Obscur Objet du Désir, 1977) filmleriyle analım.

Viridiana, alt yapı itibarıyla eğretilemeler üzerine kurulmuş ancak bunları çözümlemek zor değil. Bunuel’in keskin okları her yönden geliyor bu saldırıya da açık olmak lazım. Yön göstermeyen, tespitte bulunan ancak tespitleri de umut vadetmeyen bir film Viridiana. Başrolün adı Viridiana… Çizilen karakter, kendini dine adamış bir kadın. Amcasının yanına gitmesi filmin açılışı… Zaten geri dönüş de yok bu yolculuktan. Saf bir inanca bürünmüş bir kadın tiplemesi karşımızdaki ve film boyunca yoksullara yardım etmekten kaçınmıyor, hatta onlara yer açıyor, yemek veriyor, işlemelerine yardım ediyor. Aldığı karşılık en amiyane tabirle “besle kargayı oysun gözünü” şeklinde gerçekleşiyor. Buraya kadar yazdıklarım filmin görünen dramatik yapısı.

Viridiana’nın cinsel yönden uyanışı, “toplumun genel görünümü” diye nitelendirebileceğimiz eve alınan yoksul kimselerin birbirleri arasında geçen konuşmalar ve bunların davranışları adım adım filmin temel yapısını oluşturuyor. Özellikle Viridiana ve yakınlarının evden uzaklaştıkları bir günü fırsat bilip eve giren ve kendilerine ziyafet çeken “yoksul takımının” (başka bir adlandırma bulamadım, sadece filmin genel yapısına binaen böyle söylüyorum yanlış anlaşılmasın) resmen tiksinti yaratan halleri ve o ünlü fotoğraf sahnesi insanın kanını donduran cinsten. Tüm sahne boyunca özellikle Hristiyanlığa yapılan atıflar ve iğnelemeler, filmin çözümlenmesi aşamasında en öncelikli yer tutan bir yön kanımca. 

Catherine Deneuve’ün eşsiz güzelliği ve soğukluğuyla başrolünde yer aldığı, Jesseph Kessel’in aynı adlı romanından uyarlanan ve senaryosunu Luis Buñuel ile Jean-Claude Carriére’in yazdığı (ki üç filmin de ortak noktalarından biri, senaryolarının bu iki isim tarafından kaleme alınması) Gündüz Güzeli, cinsellik açısından soğuk bir kadın olan Severine’in etrafında şekillenen bir film. Kocasıyla paylaştığı bir cinsel yaşamı olmayan Severine’in bu soğukluğu, onun çocukluk yıllarına kadar gidilerek küçük dokundurmalarla da olsa deşilmeye müsait bir noktaya getiriliyor izleyici için. Aslında burada temel nokta, bir kadının yaşadığı ikilemin dışavurumu. Çünkü Severine’in kocasıyla bir paylaşımı olmamasına rağmen, gündüz iki ile beş arası bir randevu evinde çalışması, orada çeşitli fantezilerini hayata geçirmesi, toplumun ona yaşattığı veya kendi içsel yolculuğunda bir türlü kabul edemediği cinsellik yönünün dışavurumu. Çeşitli Buñuel filminde olduğu gibi bu filmde de özellikle vurgulanan bir son anlayışı yok.

Burjuvazinin Gizli Çekiciliği… 1972 yılında çekilen ve En İyi Yabancı Film Oscarı’nı da kazanan film, adından da anlaşılacağı üzere, yukarıda sözünü ettiğimiz gibi, Luis Buñuel’in eleştirilerini eksik etmediği bir kesime yöneliyor: Burjuvaziye… Filmde bir büyükelçiyi canlandıran Fernando Rey’in ağzından dökülen (ki ReyLuis Buñuel’in birkaç önemli filminde yer almış, adı özellikle Tristana’yla öne çıkan bir oyuncu) şu cümle, filmin temel anlayışını sergiliyor kanısındayız: “Hiçbir sistem halka inceliği öğretemeyecek” Halka kendileri arasında keskin çizgilerle belirginleşen bir ayrımın olduğuna inanan bir grup insanın çeşitli tekrar etrafında dönen öyküsü, ayakta alkışlanacak göndermeler ve eleştirilerle dolu. Özellikle filmi izleyenlerin hatırlayacakları (izlemeyenlerin de izledikleri zaman görecekleri) rüya sekansları filmin temel esprisini yansıtıyor. Bu rüyalardan çıkamayan hatta birinde resmen bir tiyatro sahnesine dönüşen yaşamlarının kurbanı birer oyuncu olan bu burjuva kesimi, Luis Buñuel’in düşüncelerini perdeye birebir yansıtıyor. Filmdeki temel absürdlükler de bir noktadan sonra olası hale dönüşüyor. Zaten filmin temeldeki ironik yaklaşımının bir neticesi bu.

Arzunun Şu Karanlık NesnesiLuis Buñuel’in de son filmi. 1977 yılında bu filmle yönetmenliğe veda eden Buñuel, yanına Fernando Rey, Carole Bouquet,Angela Molina gibi oyuncuları alarak, yine ondan beklenildiği gibi filmin temeline ahlâk kavramını yerleştiriyor. Rey’in cinsel düşkünlüğü olan Mathieu adlı bir adamı oynadığı filmde, onun arzu nesnesi konumunda yer alan Conchita adlı kadını iki ayrı oyuncu canlandırıyor. Biri ateşli biri soğuk ve mesafeli aynı kadını iki ayrı kadının canlandırması filmin ilgi çekici yönlerinden biri. Çeşitli adaylıkları olan Arzunun Şu Karanlık NesnesiLuis Buñuel’in son filmi olması dolayısıyla da ayrı bir önem kazanıyor sevenlerinin gözünde.

Luis Buñuel’e saygıyla…