25.05.2017

Mavi Dalga: Sığ Suda Boğulmak

Şüphe götürmeyen gerçekler vardır. Sanat söz konusu olunca yapılmak istenen en iyiyi ortaya koymaktır. Edinilen tecrübeyle bilgi birikimi harmanlanır ve belki de yıllar üren bir çalışmanın ortaya cikarttigi ürün son kullanıcıda tatmin hissini beklentilerin çok altında bırakır. Mavi Dalga iki kadın sinemacı, Zeynep Dadak ve Merve Kayan’ın ilk uzun metraj filmi. İkilinin oldukça parlak bir geçmişi var. İkisi de sinema üzerine iyi akademik eğitimler almış ve devamında kısa film ve belgeselleriyle geleceğin umut veren yönetmen / senaryo yazarı ve kurgucu olacağının sinyallerini vermiş.

Geçen zamanın ardından kader birliği yapıp Zeynep Dadak’ın doğum yeri olan Balıkesir’i mekân olarak seçen bir gençlik filminin altına imza atmaya karar vermişler. Buraya kadar her şey olması gerektiği gibi geliyor. Hatta Mavi Dalga’nın işi kotarır kısımlarında bu parlak geçmiş rol oynuyor. Neymiş bu dalga derseniz de şöyle bir özet geçeyim; Mavi Dalga, yazın bitişiyle okullarına başlayan, akılları kimi zaman beş karış havada kimi zaman yerli yerinde ama yönünü bulamayan, bir yandan üniversite tercihleriyle, bir yandan aşk hayatlarıyla liseyi bitirmeye çalışan Deniz ve arkadaşlarının ergenlik dönemlerinden kısa bir kesiti anlatıyor. Deniz’in merkezde olduğu hikâyede iki sinemacı bizleri ergenlerin dünyasına sokuyor. Filmin en büyük başarılarından (belki de tek) Deniz rolünü üstlenen Ayris Alptekin Oscar’larda sıkça gördüğümüz “Oynuyor mu yoksa doğal hali mi?” dedirten bir oyunculukla Deniz’i perdeye yansıtıyor. Çevresinde aynı yaşta ergen kadınları gözlemleyen herkes Alptekin’in mimik ve jestlerine, duruşuna hayran kalır zira kendi gözlemlerim bana perdede bir oyun değil gerçek bir karakter izlediğim hissini çok güçlü bir şekilde verdi. Yan rollerin çok fazla hikâyeye dâhil olamaması sebebiyle Alptekin’in ezici performansının altında kalması da bu sebepten normal karşılanabiliyor.

Tam bu noktada da Mavi Dalga’nın sorunları baş gösteriyor. Her şeyden birazcık olsun, aşkı da anlatalım ama aile içindeki gerilim eksik kalmasın. Sorumluluk verilen gençler bunu ne kadar umursuyor sorusuna da cevap arayalım ama gerilim unsuru yaratacak alt hikâyeyi anlatırken araya giren karakteri ikinci boyuta bile taşımayalım gibi insanın izledikçe sıkıntıya gark olmasına sebep olan bir sürü senaryo yanlışı Mavi Dalga’yı hedefinden şaşırtıyor. Dadak ve Kayan’ın Deniz dışındaki karakterlere hiçbir önem vermeyip perdede öylece gözükmesine sebep olan senaryosu sık sık “Eeee şimdi bu niye oldu ki?” dedirtiyor. Filmin kurguda çıkartılan bölümlerinde neler olup bittiğini bilmiyorum ama izlediğim sonuca bakınca Mavi Dalga’yı pek iyi niyetli bulamıyorum. Hal böyle olunca da engin denizlerin derin sularında yüzmek isterken kıyıda, henüz denize ayağınız değdiği andaki sığ suda boğuluveriyorsunuz.