27.05.2017

Dawn of The Planet of The Apes: Şafak Vakti

Tolga DEMİR

Arayı çok fazla açmayan, “Maymunlar Cehennemi: Başlangıç”ın devam filmi olan “Maymunlar Cehennemi: Şafak Vakti” bu hafta vizyona giriyor. Yönetmen koltuğunda  Matt Reeves’in oturduğu film, ilk filmin başarısını devam ettirebilecek potansiyele sahip ve yarattığı beklentiyi karşılayabilecek bir yapım olmuş.

1968’de ilk defa maymunların hakimiyetine şahit oluşumuzdan bu yana 40 yılı aşkın zaman geçti. 2011’de izlediğimiz Maymunlar Cehennemi: Başlangıç, bu evrimin nasıl başladığını anlatıyordu. Maymunların isyanının ve özgürlükleri için mücadele etmeye başlamalarının ardından 10 yıl geçti. Artık aynı coğrafyada iki farklı cinsin kendi medeniyetlerini kurma ve yaşatma çabasına şahit oluyoruz.

Alzheimer tedavisi için laboratuarda üretilen bir virüs, insan ırkının büyük bir kısmını dünya üstünden silmiş. Geride kalan az sayıda insan doğuştan bağışıklık sahibi oldukları için hayatlarına devam edebiliyorlar ve büyük şehirlerin yıkıntıları arasında koloniler kurarak yaşıyorlar. İnsanlar temel ihtiyaçlarını giderebilmek adına çözümler ararken, yepyeni bir medeniyet kurma çabasında olan maymunlarla karşılaşıyorlar ve bu iki cinsin arasında bir çeşit karmaşık ilişki kuruluyor. Birlikte yaşamaları çok zor olan bu iki topluluk, hayatta kalmak ve ırklarının kurtuluşu adına savaşmaya başlıyor.

Maymunlar Cehennemi’nin asıl olarak ön plana çıkardığı evrimsel teori bu seride uzun uzadıya anlatılıyor. Aslında serinin ikinci filmi olan Şafak Vakti, bütün hikaye içerisinde bir geçiş dönemine denk geliyor. Maymunların medeniyetinin ilk adımı atılmış, bildiğimiz anlamda insanoğlunun medeniyeti de çökmüş vaziyette. Ortada hayatta kalma güdüsünden başka pek bir motivasyon kaynağı yok. Filmden böyle bir ortamda, daha önceden yaptığı gibi, zeminini bilim felsefesine dayalı bir şekilde oturtmasını beklemek biraz gerçek dışı kalıyor. Serinin gidişatı bu alt metne pek izin vermiyor. Bununla paralel olarak duygusal açıdan ilk filmin yakaladığı elektriği de pek yakalamıyor. Bu elektiriği yakalayabilmek adına çokça çabalasa da filmin hızlı temposu içerisinde bu çaba kaybolup gidiyor. Şafak Vakti, bir geçiş dönemine denk geldiğinden geçmiş ile geleceğin bağlantısını kuruyor çoğunlukla. Bu dönem içerisinde anlattıklarının ayrıntısına pek yoğunlaşamadan geleceğin taslağını çizmeyi amaçlıyor.

Diğer yandan teknik olarak çok iyi bir iş çıkarılmış. Filmin görsel efektleri serinin ilk filmine oranlar kat ve kat daha başarılı yaratılmış. Kamera kullanımı ve sahne tasarımları da üst düzey. Filmin en iddialı olduğu ve izleyenler tarafından da çokça övülen teknik başarısı onu üst seviyede tutuyor. Filmin önemli sahnelerinin sürükleyiciliğinin sağlanmasında da çok önemli olan bu teknikler, izlerken sizi de bu karmaşanın içine çekebiliyor.

Şafak Vakti, oyuncu kadrosuyla da dikkat çekiyor. Gary Oldman ve Andy Serkis’in yanı sıra Jason Clarke da filmin başrollerinde yer alıyorken Gary Oldman hikayeyi olgunlaştıran unsur olarak duruyor. Filmin asıl başrollerini kahramanımız Maymun Sezar’ın arkasındaki yüz olan Andy Serkis ile Jason Clarke’ın oynadığı Malcolm paylaşıyorlar. İyi bir yan karakter oyuncusu olan Jason Clarke filmde çok fazla sırıtmıyor. Aslında senaryo daha çok maymunlara odaklandığından, Malcolm karakteri biraz kenarda kalıyor bile diyebiliriz.

Haftanın en iddialı ve beklenen filmi Maymunlar Cehennemi: Şafak Vakti yarattığı beklentiyi karşılayabilecek başarılı bir devam filmi. İlk filme bağlılığının yanı sıra gelecek filme zemin hazırlarken kendisini de unutmuyor. Teknik başarısı ve sürükleyici hikayesiyle şüphesiz haftanın en iyi alternatifi.